Arşiv

  • Şubat 2023 (1)
  • Ocak 2023 (8)
  • Aralık 2022 (10)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)

    Paket halen eksiktir

    Güven Sak, Dr.14 Ekim 2008 - Okunma Sayısı: 1101

     

    Bu hafta sonu tüm gözler Atlantik Okyanusu'nun bizden tarafını izliyordu. Merakla beklenen toplantı bu kez Paris'teydi. Euro bölgesi ülkeleri liderleri toplantıda, akşam ise dönem başkanı, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ekranlardaydı. Kamu kaynakları ile bankaların sermayelendirilmesi dahil, her tür adımın içinde bulunduğumuz hafta içinde atılması konusunda bir ortak nokta söz konusuydu. Şimdi bu ne anlama gelmektedir? Bu toplantı ile çözüme yönelik, ciddi bir mesafe alınmış mıdır? Ortadaki uzlaşmanın işaret ettiği zafiyet nerededir? ilk sorudan başlayarak, neden umutlu ancak mutsuz olduğumuzu anlatmaya başlayalım. Evet, evet, vaziyet tam da böyle. Umutlu ancak mutsuz. Gelin bir bakalım. Şimdi bu hafta sonu Paris'te açıklanan kararlar ne anlama gelmektedir? Ortada iki adet kutup vardı: Kutuplaşma, bankacılık krizine müdahale için kullanılacak kamu kaynakları ile yapılacakların boyutu konusundaydı. Şimdi sorsanız, "Yok canım, kutuplaşma filan yoktur" derler ama işe bakın ki algılama tam da böyleydi. Öyle anlaşılıyor ki, geçen hafta sonu itibariyle bankacılık krizi karşısında yapılması gerekenler konusunda iki kutup kalmadı. Bu, umutlu olmamız için yeterlidir. Bir yanda, ABD Hazine Bakanı Hank Paulson vardı. Ona göre, kamu kaynakları ile banka bilançolarındaki zehirli menkul kıymetler temizlenmeli, bilanço hasarının boyutu ortaya çıkmalı, hasarın onarımı için gereken yeniden sermayelendirme piyasalara bırakılmalıydı. Diğer tarafı ise son hafta aldığı net pozisyonla parlayan, İngiltere Başbakanı Gordon Brown temsil ediyordu. Ona göre ise kamu kaynakları ile hem banka bilançolarında temizlik hem de yeniden sermayelendirme, aynı anda yapılmalıydı. Sistemin öyle "önce güveni temin edelim, panik bitsin, sonra, zaman içinde, yeniden sermayelendirmeyi, özel kaynaklardan yaparız" planını bekleyecek hali yoktu. Amaç, ekonomide daralmayı önlemek ise acil eylem gerekiyordu. Bu iki ayrı pozisyonun temel farkı şudur: Birinde adım adım gidilirken diğerinde aynı anda iki adım atılmaktadır. İşte bu hafta sonu Gordon Brown pozisyonu benimsenen yaklaşım oldu. Yukarıda anlatılanlar, ikinci sorunun da cevabını içermektedir: Evet, Brown yaklaşımının ön plana çıkması ile birlikte, çözüme yönelik ciddi mesafe alınmış oldu. Peki ama buradaki mutsuzluk kaynağı nerededir? Mutsuzluk kaynağı, "Ortadaki uzlaşmanın zafiyeti nerededir?" sorusunun cevabındadır. Bugün gelinen noktadan iki nedenle mutsuz olmak gerekmektedir: Birincisi, ilke üzerine uzlaşmış olmak, uygulamada ne yapılacağının garantisi değildir. Bugün karşı karşıya olduğumuz kriz, ilk küresel krizimizdir. Bundan önceki her kriz yereldir. Bu kriz, farklı ülkelerden şirket ve bankaların bilançolarının ne kadar birbirine bağlı olduğunu, küreselleşme sürecinde ne kadar mesafe aldığımızı göstermiştir. Ama aynı zamanda, bu kriz, daha küreselleşme sürecinin ne kadar başında olduğumuzu da göstermektedir. Küresel bir krize, ulus devletler aracılığıyla, onların birbirine benzemeyen düzenleme çerçeveleri ile müdahale etmeye çalışmak, boşu boşuna zaman, enerji ve kaynak kaybına neden olmaktadır. Ulusal siyaset, küresel iktisat politikası tasarımını yavaşlatmaktadır. Bu belki de bu krizden öğrenmemiz gereken temel derstir. Şimdi, zor olan, beş benzemezden, ortak bir tepki platformu çıkartmaktır. Doğrusu ya, bu da kolay değildir. Hazine bakanlıklarının koordineli eylemini örgütlemek, merkez bankalarının koordineli eylemini örgütlemekten zordur. Neden zordur? Çünkü böylesi daha önce olmamıştır. Merak etmeyin, bundan sonraki küresel krizde işler daha kolay olacaktır. İkinci noktayı, dün, içinde bulunduğumuz belanın manasını en iyi bilmesi gerekenlerden biri, (George Soros) CNN ekranlarında Ferit Zekeriya'ya anlatıyordu. Soros, nihayet sağlanan bu anlaşmanın yanı sıra, konut piyasasındaki fiyat düşüşlerini engelleyecek bir tedbirin de alınması gerektiğini söylüyordu. Sözü edilen ABD konut piyasasıdır. Problem şudur: Eylül ayında, ABD'de konut fiyatları yüzde 13'ten fazla gerilemiştir. Bu, konut fiyat endeksleri üretilmeye başlandığından beri en hızlı fiyat düşüşüdür. Neden böyle olmaktadır? Konut fiyatlarındaki düşüşü hızlandıran, daha önceki fiyat düşüşleridir. Daha önceki fiyat düşüşleri nedeniyle teminat tutarı, verilen kredi miktarının altına düşen ipotekli krediler için yasal takibat başlatılıp, evler satışa çıkarıldıkça, konut fiyatları daha hızlı aşağıya düşmektedir. Bu arada, banka bilançolarındaki sağlıklı bir kalem de sağlıksız hale gelmektedir. Bu konuyu evvelki hafta Referans'ta ele almıştık. Hatırlayın, konut kredileri, Amerikan ticari bankaların portföyünün yaklaşık dörtte birini oluşturuyordu. Konut fiyatları eridikçe, konut kredileri de "kötü" kredi haline geliyor ve yasal işleme gitmek gerekiyordu. O vakit, ne demiştik? "Konut piyasası düzelmedikçe, bu kriz bitmez" demiştik. Dün akşam, Soros, ipotekli kredi sözleşmelerinde, yeniden pazarlık imkânı getirmeye dönük bir yasal değişiklik istedi ve kamunun ev sahipleri lehine devreye girmesinden bahsetti. Önemli olan şudur: Bankaların yeniden sermayelendirilmesi operasyonu, konut piyasasına ilişkin bir dizi tedbiri de içermek zorundadır. Ortada umutlanmak için neden vardır? Siyaset, kamu kaynaklarını, bankaları yeniden sermayelendirmek için kullanma konusunda kararlılık belirtmiştir. Mutsuzluk kaynağı ise ikidir: Birincisi, ülkeler arası düzenleme farklılıkları, hazine bakanlıklarının koordineli eylemini zorlaştırmaktadır. İkincisi ise paket, konut piyasasına yönelik önlemleri, halen içermediği için eksiktir.


    Bu yazı 14.10.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır