Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Şaşkınlık yaratan şaşkınlıktan kurtulmak

    Hasan Ersel, Dr.11 Nisan 2008 - Okunma Sayısı: 1493

     

    S&P, Türkiye'nin görünümünü olumsuza çevirdi. Keyifler kaçtı. Anlaşılabilir bir tepki ama bir de buna şaşanlar var. Oysa asıl şaşılacak olan, bu şaşkınlık. Sanki S&P durup dururken Türkiye değerlendirmesinde değişiklik yapmış da! Bir an önce şaşkınlık yaratan bu şaşkınlıktan kurtulmak, doğru-dürüst durum saptaması yapmak gerekiyor. Bu aşamada zihinlerin bu saptamayı yapacak kadar açık olması gerekli ve yeter.

    İkinci aşamada durumu düzeltmek için neler yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor. İç ve dış etmenler beraberce ve olumsuz yönde ekonomimizi etkiliyor. Bunların göreceli önemleri konusunda farklı değerlendirmeler olabilir ama işin içinden "Dünya krize girdi, elden ne gelir" diyerek çıkmak söz konusu olamaz. "Dışarıdan gelen şokun etkilerini nasıl azaltabiliriz" sorusunun yanıtını aramak zorundayız. Öte yandan iç etmenler denildiğinde, güncelliğin de etkisiyle siyasal olanlar öne çıkıyor. Sanıyorum, bu noktada durup düşünmeliyiz. Ekonomi ne zaman yavaşlamaya başladı? Siyasal alanda tatsızlıklar çıkmaya başladıktan sonra mı önce mi? Hangisi hangisini açıklar? (Eğer açıklarsa tabii!) Diyelim ki bu noktaya geldik. İktisat politikasında neye ağırlık verilmeli?

    Makro iktisadi bilgilerin önemi

    Bu koşullarda mikro reformların gündeme taşınması sorunların çözümüne yardımcı olur mu? Ya da gelir bölüşümünü iyileştirici önlemlerin alınmasının? Bu konuların son derece önemli olduklarına inanmama rağmen, bu sorulara vereceğim yanıt olumsuz. Çünkü şu anda tehdit altında olan, iktisadi istikrar. Bu istikrar da garip bir şeydir. Bir ayda gidilen yoldan, bir günde geri dönülür; tekrar aynı noktaya gelmek de bir yıl alır.

    Böyle bir ortamda filan şirketin işgücü verimliliğini artırmak için falan önlemi almış olması ya da falan belediyenin fakirlere yardım amacıyla yeni bir program başlatmış olması karar alıcıları etkileyen bilgiler değildir. Çünkü bunlar istikrarın kaybolduğu sıralarda karar alıcıların temel sorunu olan ortamdaki değişmenin yönünü kestirebilmekte işe yaramazlar. Karar alıcılar, ortamı oluşturan bu tür yüz binlerce farklı bilgiyi kullanmazlar çünkü kullanamazlar. Gereksinimleri, onlara ortamı bir bütün olarak algılamalarını sağlayacak izlenimler edinmektir. Bu bilgiyi de onlara makro değişkenler verir. Enflasyon, kur, faiz, cari açık, üretim, kamu dengesi gibi. İşte bu nedenle de iktisadi karar birimlerinin mikro düzeydeki davranışlarını makro değişkenler etkiler. [Frank Hahn: Macro Foundations of Micro-Economics, Economic Theory, 21, 2003, s. 227-32] Karar alıcıların bu verilerden elde ettikleri izlenimlere "bekleyişler" denir. Bekleyişlerin nasıl oluştuğunu çok iyi bilmiyoruz ama bunların iyileşmesinin iktisat politikası kararlarının söz konusu makro değişkenleri olumlu yönde etkilemesiyle sağlanabildiği konusunda epeyce gözlem var. Bu yönde olumlu, somut başarılar sağlanmadığında, bundan 15 yıl sonra olumlu etkisi olacak bir reform önerisi toplumda hiç kimsenin kılını kıpırdatmaz. Ama başarı sağlandığında, bu tür bir yapısal reformun yapılması, bekleyişleri olumlu yönde daha çok etkiler ve ekonominin performansını güçlendirir.

    Özetleyeyim: Genelde, makro değişkenler iktisadi karar alma birimlerinin davranışlarını etkilerler. İktisadi istikrarsızlık söz konusu olduğunda ise bu etki diğer tüm etkilerden daha baskındır. O halde, şimdi, iktisat politikasının tek hedefi makro değişkenlerin olumlu sinyal vermelerini sağlamak, yani istikrar olmalıdır.

     

    Bu yazı 11.04.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır