Arşiv

  • Şubat 2023 (1)
  • Ocak 2023 (8)
  • Aralık 2022 (10)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)

    Güney Kore hükümeti krizi fırsata çevirmeye çalışıyor

    Güven Sak, Dr.21 Ekim 2008 - Okunma Sayısı: 1114

     

    Güney Kore hükümeti, Kore bankalarının dışarıdan yabancı para cinsinden temin ettiği yaklaşık 100 milyar dolar tutarındaki krediyi, 30 Haziran 2009'a kadar devlet garantisi altına aldığını açıkladı. Bu arada bankalara 30 milyar dolarlık likidite imkânı temin edileceğini ve KOBİ'ler için Kore Kalkınma Bankası'na 750 milyon dolarlık bir kaynak aktarılacağını da belirtti. Güney Kore hükümeti, bizim gibi ülkelere yayılma aşamasına gelen krizi geriden takip etmeyi değil, krizin önünden gitmeyi tercih etti. Doğruyu yaptı. Bize kalırsa Güney Kore hükümeti gelişmekte olan ülkeler arasında proaktif yolun nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Biz bu eğilimin giderek yaygınlaşmasını bekliyoruz. Birkaç gündür, Türkiye'de, tam da böyle proaktif politikalara geçiş zamanı olduğunun altını çiziyorduk. Radikal'de Fatih Özatay da bir süredir benzer bir çizgiyi takip ediyordu. Peki, bu paradoksal bir durum mudur? Tarihteki ilk küresel krizimiz neden ulusal müdahaleleri ön plana çıkarmaktadır? Lütfen hemen "Canım, tabii ki öyle olacak, düzenlemeler ulusal olduğuna göre müdahaleler de ulusal olacak" demeyin. Bize kalırsa herkes kendi sermayesini bir an önce diriltmeye, tehlikelerden kurtarmaya çalışıyor. İlk canlanan, yeni ortamdan en çok yararlanan olacak. Krizi fırsata çevirmenin bir başka yolu yok. Aslında küresel krize karşı küresel bir savunma hattı, küresel yönetişim mekanizmaları inşasını beklemez miydiniz? Ulusların sınırını aşan bu krizi çözmek için, hükümetler arası girişimlerden çok, ulus devlet-üstü yaklaşımların ön plana çıkması beklenebilirdi. Ama bakın öyle olmuyor. Bunun en iyi örneği Avrupa Birliği (AB). AB üyesi ülkeler, yıllardır düzenlemelerini birbirine benzetmeye ve uyumlaştırmaya çalışıyor; Brüksel'in yetki alanı üye ülke başkentlerinin yetki alanını sınırlıyor. Ama bugünkü süreç şöyle işliyor: Liderler bir araya geliyor, ortak yapılacak iş üzerinde anlaşıyor. Ondan sonra her lider kendi ülkesinde, işin kendine düşen bölümüne ilişkin tedbir paketleri açıklıyor. Kimi daha çabuk hareket ediyor, kimi daha yavaş. Herkes kendi ülkesindeki bankaları desteklemek için tedbir alıyor. Bunun elbette düzenlemelerin ulusal olması ile alakası var. Birinci tespit o olsun. Küreselleşme sürecinde ulusal düzenlemelerin yetersiz kaldığı bir noktadayız. Ne krizi engelleyebiliyoruz ne de krize hızla müdahale edebiliyoruz. Ama bir ikinci tespit imkânı daha var bu noktada. Dikkat ediyor musunuz? Herkes kendi ulusal bankasına destek oluyor bu günlerde. Galiba sahibi yabancı olan bankaların, uzak diyarlarda, o kadar da hızla büyüyemeyeceği yeni bir döneme giriyoruz. Herkes öncelikle kendi sermayesini kurtarmaya ve küresel yarıştan düşürmemeye çalışıyor. Ulusal sermaye küresel yarıştan düşerse, ülkenin küresel yarıştan düşmesini engellemek mümkün değil çünkü. Bu da günün ikinci tespiti olsun, müsaadenizle. Gelelim bu çerçevede, akla gelebilecek bir ikinci soruya: Bu durumda, bu krizin küreselleşme sürecini yavaşlatmasını mı beklemek gerekir? Hayır. Bugün yoğun bir biçimde, ulusal tedbirlerden bahsediyor olmamız, halen krize müdahale ediyor olmamızla alakalıdır. Yarın bu yangın söndüğünde, oturup, "Bir daha böyle gelişmeler olmasın" başlığı altında ilerisi için yapılması gerekenleri tartışmaya başlayacağız. İşte o vakit, küresel yönetişim, küresel düzenlemeler, küresel düzenleyici kuruluşlar önem taşıyacak. İşte o vakit, "kuralları kim koysun, kim denetlesin" diye küresel ölçekte yapılması gerekenleri tartışacağız. Ya düzenlemelerin eşgüdümü için mekanizmalar kuracağız ya da doğrudan bir küresel düzenleme mekanizması temin edeceğiz. Belki IMF'nin yeni işi bir dünya BDDK'sı olmak olacak. Göreceğiz. Ama üçüncü tespiti hemen ortaya koyalım: Bugün yapılan iş ulusal olduğu için küresel koordinasyonun ikinci plana düşmüş olması, yakında küreselleşme sürecinin tersine döneceği anlamına gelmez. Kesinlikle gelmez. Küreselleşme süreci neden yavaşlamaz? Bugünkü durgunluğun çıkış noktası yine küresel aktivite olacaktır. Bakın Çin'de ekonomi yavaşlıyormuş. Yıllık büyüme oranı yüzde 9 civarına gerileyecekmiş. Nasıl oluyor da olabiliyor? İki nedenle birincisi oranın yüksek bir tasarruf oranı var. Bilançolar arası etkileşim Çin'i daha az etkiliyor. İkincisi, dünyanın her tarafı, özellikle gelişmiş ülke pazarları ucuz Çin mallarına daha da fazla ihtiyaç duyacak önümüzdeki dönemde. Böyle bakıldığında, küreselleşmeden vazgeçmek, çıkış yolunu kapatmak gibi olacak. Bu da müsaadenizle dördüncü tespit olsun. Beşinci tespit doğrudan Türkiye ve Güney Kore gibi ülkelerin ne yapması gerektiği konusundadır. Herkes kendi sermayesi ile ilgilenmek zorunda olduğuna göre bizim gibi ülkelerde, kredi kanalının kapanmaması için dışarıdan borçlanan şirket ve bankalara bir süreliğine kamu garantisi vermek geçici bir çözüm yoludur. Ama bizim gibi ülkelerin ihtiyacı zaten geçici bir köprü tedbiridir. Oradaki bilanço hasarı düzelinceye kadar, bize açılan kredilerin devamını sağlamak önem taşımaktadır. O vakit neymiş, bizim gibi ülkelerde de hükümetler proaktif olmalıymış. Güney Kore'nin yaptığı, tam da buymuş. Ama elbette bizim tasarımın daha farklı olması gerektiğini unutmamak lazım. Herkesin kredi kanalı ötekinden farklı işliyor. Önemli olan kredi kanalının tıkanmasının önlenmesidir. Aklın yolu hep birdir. Krizi fırsata çevirmenin yolu proaktif olmaktır. Söylemi eyleme dönüştürmenin vakti geçmektedir.Bugüne kadar reel sektörü desteklemek için alındığı söylenen tedbirler elbette olumludur. Açıklanacak paketin 41 ve 42. maddelerinde yer almalarında kesinlikle fayda vardır. Ama önemli olan ilk 40 maddeyi yaratıcı bir biçimde bir an önce tasarlamaktır.

     

    Bu yazı 21.10.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır