logo tobb logo tobbetu

TEPAV, Brüksel’de Yapılan IMF Seminerine Katıldı "Yükselen Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan IMF destekli programlardan çıkarılabilecek erken dersler" başlıklı seminer Brüksel'de yapıldı.
18/09/2009 - Okunma sayısı: 1696 BRÜKSEL- TEPAV, IMF ile düşünce kuruluşu BRUEGEL tarafından 7 Eylül 2009’da, Brüksel’de, “Yükselen Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan IMF destekli programlardan çıkarılabilecek erken dersler” başlıklı seminere katıldı.

Seminerde “Genel olarak program tasarımı ve sonuçları”, “Maliye politikası”, “Para, döviz kuru ve finansal sektör politikaları” ve “Bundan sonra ne var? Sonuçlar ve çıkış stratejileri” konuları ele alındı.

Oldukça dar bir çerçevede tutulmuş olan toplantıya akademisyenler, bazı basın mensupları, IMF, Avrupa Birliği, Avrupa ve Belçika Merkez Bankaları, bazı eski merkez bankacılar, eski hazineciler ile düşünce kuruluşlarından toplam 55 kişi katıldı. Katılımcıların önemli bir kısmının Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinden olduğu toplantıya IMF’nin katılımı üst düzeyde oldu. IMF başkanı ile iki üst düzey yönetici katılımcılar arasında yer aldı.

Toplantı çerçevesinde, her başlık altında IMF yetkilileri kısa birer sunum yaptılar. Sunumların iki tartışmacı tarafından eleştirilmesinin ardından, masa etrafındaki katılımcılar görüşlerini belirttiler. Ardından ise sunumu yapanlarla tartışmacılar bu görüşlere yanıt verdiler.

Yeni IMF programları daha esnek…

Toplantının Türkiye’den tek katılımcısı olan TEPAV Ekonomi Çalışmaları Direktörü Prof. Dr. Fatih Özatay toplantıya ilişkin olarak bilgi verirken, IMF’nin krizle birlikte bölgedeki on beş ülke ile anlaşma imzaladığını, bölge dışından ise anlaşma yapılan Pakistan gibi birkaç ülke daha bulunduğunu açıkladı. Anlaşmaların büyük çoğunluğunun Avrupa ülkeleri ile yapıldığını ve bu ülkelerin önemli bir kısmının AB üyesi olduğunu hatırlatan Özatay, şöyle devam etti:

“Bu olgu, toplantıdaki tartışmalara da ilginç bir biçimde yansıdı: AB ile IMF’nin sorumluluk paylaşımı ne olacaktı? Nereye kadar IMF, nereye kadar AB? Avro bölgesine girmek üzere para birimlerini dar bir alanda dalgalandıran bazı ülkelere esnek kur rejimi uygulaması gerekirse buna AB ne diyecekti? Daha doğrusu ne dedi? Toplantının ana teması, krizle birlikte uygulamaya konulan programların, ‘yeni programlar’ diyeyim, ne kadar esnek oldukları ve önceki krizlerde (özellikle Asya krizlerinde) yapılan anlaşmalarda IMF’ye getirilen eleştirilerin ne ölçüde dikkate alındıkları üzerineydi. Bir kez daha vurgulamak isterim: Tartışılan ana konu esneklik, özellikle yapısal reformlar konusunda geleneksel IMF koşullarının olmaması idi. Yeni programlardaki bu özellik çarpıcı. Birincisi, eski krizlerdeki programlara bir bütün olarak bakıldığında, anlaşma imzalanan ülkeler programla birlikte faiz dışı bütçe fazlası vermeye başlamışlar. Yeni programlarda ise önemli ölçüde faiz dış açık veriyorlar. Yani, iç ve dış talebin bıçak gibi kesildiği ve önemli bir ekonomik daralmanın yaşandığı bu ülkelerde ‘bütçeni hemen sıkacaksın’ diye bir IMF talebi yok. Elbette ‘IMF olmasaydı’ durumuna göre bütçesi zaten çok bozuk olan bazı ülkelerde küçük bir mali sıkılaştırma var, ama sonuçta anlaşma sonrasında önemli ölçüde açık devam ediyor. İkincisi, eski programlarda nominal faizlerde program sonrası büyük yükselişler oluyordu. Oysa yeni programlarda faizlerde böyle bir yükseliş yok.

Üstelik toplantıda bu iki özellik ‘program yapmayan yükselen piyasa ekonomilerinde nasıl’ diye de tartışıldı. İlginci, hem faiz, hem de bütçe açığı yeni program yapan ülkeler ile yapmayan ülkelerde hemen hemen aynı şekilde gelişmiş bugüne kadar. Bu özelliği şöyle de yorumlayabiliriz: Program yapmayan yükselen piyasa ekonomilerinin ‘kendi gönüllerince’ aldıkları önlemler ile IMF ile anlaşanların aldıkları önlemlerin maliye ve para politikası tepkisi açısından ortalamada pek bir farkları yok. Buna karşın, küresel krizle birlikte aniden kapanan dış kaynak muslukları dikkate alındığında önemli bir fark var: Anlaşma yapan ülkeler miktar olarak artırılmış ve koşulları hafifletilmiş bir dış kaynak desteği buldular. Böylece bu desteğin olmadığı durumda ortaya çıkacak küçülme hızından daha az bir hızda küçüldüler. Diğerleri ise ‘kendi yağları ile kavruldular’”.

IMF ile anlaşma Türkiye’nin çıkarına…

TEPAV Ekonomi Çalışmaları Direktörü Özatay, Türkiye-IMF ilişkilerine ilişkin değerlendirmesinde ise, artık “değiştiğini” iddia eden ve bu iddiasını kanıtlamak için de yeni programlardan çok sayıda örnek veren IMF ile yapılacak anlaşmanın öneminin ortaya çıktığını ifade etti.

Türkiye’nin OVP’de belirtilen normal koşullarda iddiasız sayılabilecek büyüme öngörülerine ulaşabilmesinin bile bulabileceği dış kaynak miktarı yetersiz kalırsa risk altında olduğuna dikkat çeken Özatay, küresel finansal sistemin uğradığı ağır tahribat ve yakın gelecekte gelişmiş ülkelerde faizlerin artırılmaya başlanması olasılığı birlikte dikkate alındığında, özel kanallardan Türkiye’ye gelebilecek dış kredi miktarının yetersiz kalmasının ciddi bir olasılık olduğunu açıkladı. Özatay şöyle devam etti:

“Öte yandan OVP’de sayılan yapısal reformlar ve alınacağı belirtilen mali önlemler, IMF ile yapılacak bir anlaşmada zaten yer alacak türden reformlar ve önlemler. Böyle bir programı IMF ile birlikte yapmanın bir başka avantajı ise bu reformların ve mali önlemlerin hayata geçirileceklerinin ekonomik birimler tarafından daha inandırıcı bulunacak olmaları.

Bu çerçevede bakınca, ‘değiştim’ ve ‘esnedim’ türünden iddiaları olan bir kurumla anlaşmanın Türkiye’nin çıkarına olduğu görünüyor. Zira OVP’de yer alan iddiasız büyüme hızlarına ulaşılmasını daha az riskli kılacak bu tür bir anlaşma.”

Yazdır

« Tüm Haberler