logo tobb logo tobbetu

TEPAV: "Krediye Getirilecek Sınır Türe Göre Farklılaşmalı” TEPAV, büyüme oranı açısından, tüketici kredilerinde sınırın düşük tutulup, yatırım kredilerinde biraz daha yüksek artış oranına izin verilmesinin daha doğru bir uygulama olabileceğine dikkat çekti.
Haber resmi
03/02/2013 - Okunma sayısı: 2315

 

ANKARA- TEPAV, yurtiçi kredi artış oranlarına getirilecek sınırın kredi türüne göre farklılaşmasının daha doğru bir politika seçeneği olarak göründüğünü açıklayarak, büyüme oranı açısından, tüm kredilere yüzde 15 sınır getirmek yerine tüketici kredilerinde sınırın düşük tutulup, yatırım kredilerinde biraz daha yüksek artış oranına izin verilmesini önerdi.

TEPAV Finans Enstitüsü tarafından 2 ayda bir yayınlanan ”Ekonomide Durum” başlıklı raporun dördüncü sayısı çıktı. Finans Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Fatih Özatay’ın gözetiminde hazırlanan raporda, “Bir önceki Ekonomide Durum raporunda 2013 için yaptığımız yüzde 4 büyüme öngörümüzün dayandığı temel senaryoyu ilgilendiren gelişmeler değerlendirildiğinde, öngörümüzde güncelleme gerekmediği sonucuna varılmıştır” denildi.

Raporun “Yurtiçi Kredi Gelişmesi ve Para Politikası” başlıklı bölümünde, yurtdışına ilişkin belirsizliklerin görece azalmasının, yurtiçi kredi artış oranının önümüzdeki dönemde ekonomik faaliyet düzeyi açısından önemli bir belirleyici olacağını, belki de en önemlisi konumuna geleceğini gösterdiğine dikkat çekildi

Bu çerçevede, yurtdışına ilişkin olumlu gelişmeler çerçevesinde yatırım yapma iştahında sınırlı da olsa bir toparlanma beklemek gerektiği belirtilen raporda,“Öte yandan Merkez Bankası geride bıraktığımız yılın ortalarından bu yana kısa vadeli faizleri düşüren bir politika izledi. Bu politika neticesinde, 2012’nin ilk haftası ile karşılaştırıldığında, 2013’ün üçüncü haftası itibariyle ticari kredi faizleri 4,7, tüketici kredisi faizleri ise türlerine bağlı olarak 3,8 ile 5,5 puan daha düşük bir düzeyde. Faizlerdeki bu düşüşün de tüketim ve yatırım yapma isteğini artırması beklenir” denildi. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Ekonomi yönetimi, geride bıraktığımız yılda, 2011’e kıyasla belirgin biçimde düşmesine karşın hala GYSH’nin yüzde 6,5’i düzeyinde olan cari işlemler açığı ile kredi genişlemesi arasında yakın bir ilişki olduğunu düşünüyor. Kredi artış oranının belli bir düzeye çıkmasını istememesinin ilk nedeni bu. Öte yandan, yapılan çalışmalar, finansal krizlerden önce genellikle aşırı kredi genişlemesi yaşandığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla, ikinci bir neden olarak finansal istikrarı bozucu potansiyeli nedeniyle de yüksek bir kredi artış oranı istenmiyor.

Kredi artış oranının belli bir sınırı aşmasının istenilmemesinin bir nedeni daha var. Yurtdışından sermaye girişleri ile kredi artış oranı arasında aynı yönlü bir ilişki mevcut. Küresel krizden sonra gelişmiş ülkelerin uyguladıkları düşük faiz politikası bir de tahvil alımları yoluyla yaratılan parasal genişleme ile birleşince, yükselen piyasa ekonomilerine önemli miktarda sermaye girişlerine yol açtı. Finansal piyasalardaki dalgalanmalara bağlı olarak söz konusu sermaye akımlarında da dalgalanmalar yaşandı. Ancak son aylarda sermaye girişlerinde tekrar bir yükselme gözleniyor. Bu girişler ağırlıklı olarak kısa vadeli; istikrarlı değiller. Finansal piyasalardaki belirsizlikler azalsa da, yukarıda belirtildiği gibi bu göreli bir azalma. Uluslararası risk alma iştahının azalması ihtimali var dolayısıyla. Böyle durumlarda, yükselen piyasa ekonomilerine akan sermaye miktarında önemli oynamalar gerçekleşebiliyor. Beraberinde yurtiçi kredi artış oranında da keskin hareketler yaşanabiliyor. Açık ki bu da istenilmeyen bir durum.”

Raporda, Merkez Bankası’nın, yüzde 20’ye ulaşan kredi artış oranından bu nedenlerle rahatsız olduğu ve bazı kararlar aldığına dikkat çekilerek, kredi artış oranının daha da yükselmesi ve kalıcı olma eğilimi göstermesi halinde daha güçlü kararlar alacağının anlaşıldığı ifade edildi. Rapora şöyle devam edildi:

“Geçmiş uygulamadan alınması gereken ders şu: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun da bankaların kredi açabilecekleri kaynaklarını kısıtlayıcı yönde devreye girmesi gerekiyor. Böyle bir karar alınsa bile bunun kredi artış oranını arzu edilen ölçüde düşürmeme olasılığı var. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2011 yılının haziran ayında benzer kararlar almıştı. İzleyen çeyrekte kredi artış oranlarında bir yavaşlama gözlendi. Ancak asıl yavaşlama, Avrupa’ya bağlı olarak finansal piyasaların tekrar karıştığı 2011’in son çeyreğinde gerçekleşti. O dönemde Merkez Bankası’nın faizleri de önemli ölçüde yükselttiğini hatırlamak gerekiyor.

Risk alma iştahı yüksek bir düzeyde sürüyor. Dolayısıyla, 2011’in son çeyreğinde kredi genişlemesini asıl frenleyen unsur şimdi devrede değil. Ancak şu anda kredi artış oranının 2011’in ilk dokuz ayındaki kadar yüksek olmadığı da ortada. Bu durumda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun da Merkez Bankası’nı destekleyici kararlar alması koşuluyla, kredi artış oranının yüzde 20’lerden yüzde 15 düzeyine çekilebileceğini düşünmek makul görünüyor.”

TEPAV’ın raporunda dikkate alınması gereken önemli bir noktaya da vurgu yapıldı:

“Bankaların kârlılığı açısından değil de, gelecek dönemlerdeki büyüme oranımız açısından bakıldığında, tüm kredi türlerine yüzde 15 gibi bir üst sınır getirmek yerine, tüketici kredilerinde bu sınırı daha düşük tutmak, yatırım kredilerinde ise biraz daha yüksek bir artış oranına izin vermek daha doğru bir ekonomi politikası seçeneği olarak görünüyor. “

Haberle ilgili dosyalar

Ekonomide Durum 2013 1

Yazdır

« Tüm Haberler