logo tobb logo tobbetu

Ekonominin Seyir Defteri: Maliye Politikasında Manevra Alanı Var mı? Fatih Özatay / Güven Sak  
Haber resmi
25/01/2019 - Okunma sayısı: 4075

 

Türkiye ekonomisi bugünlerde ilginç bir süreçten geçiyor. Bu dönemde, TEPAV olarak, Ekonominin Seyir Defteri başlıklı yeni bir seri yayımlamaya karar verdik. Bu yeni seride, makro ve finansal istikrarı sağlarken dikkat edilmesi gereken hususlarla, Türkiye’nin potansiyel büyüme oranını kalıcı bir biçimde yükseltecek yapılabilir bir yapısal reform gündemine odaklanmak istiyoruz. Ekonominin Seyir Defterinde ilk kayıt bugünlerde Türkiye ekonomisini yakından takip eden yerli ve yabancı uzmanların kafasını meşgul eden son derece güncel bir mesele ile ilişkili: Maliye Politikasında Manevra Alanı Var mı?

Türkiye ekonomisi ilginç bir süreçten geçiyor. Bir yandan, Ekim 2018’de yayımlanan Yeni Ekonomi Programı (YEP) mali disipline güçlü bir vurgu yapıyor. Öte yandan, özellikle Eylül 2018’den beri hızla daralan iç piyasayı canlandırmak için mali disiplinden feragat edildiği izlenimini veren politika önlemleri art arda açıklanıyor. İlk bakışta, Türkiye’de iktisat politikası gündemini bir disiplin/disiplinsizlik ikilemine hapsetmek mümkün gibi görünüyorsa da, hakikat çok daha dikkatli bir bakış açısını gerektiriyor.

2008-2009 küresel krizi, genişlemeci maliye politikası konusunda, disiplinli bir mali disiplinsizlik’in pekâlâ mümkün olabileceğini IMF dahil herkese öğretti. Disiplinli mali disiplinsizlikten kastedilen, büyüme açısından olumlu sonuçlar doğuracak genişlemeci bir maliye politikası. Burada vurgu “büyüme açısından olumlu sonuçlar doğuracak” üzerine. Farklı bir ifadeyle, ne olursa olsun maliye politikasının gevşetilmesi (disiplinsiz bir mali disiplinsizlik) değil, aksine algılanan riskleri azaltacak bir gevşeme (disiplinli bir mali disiplinsizlik) kastediliyor.

Bu tür büyüme dostu maliye politikasının uygulanabileceği bir maksimum kamu borcu–GSYH oranı var. Bu sınırın üzerinde büyüme açısından olumlu sonuçlar elde etmek mümkün değil. Bu üst sınır, kamu borcunun döviz-yerli para bileşimi, ülkeye ilişkin riskler ve ülkenin karşılaştığı şoklara bağlı olarak değişiyor. Bu üst sınır ile mevcut kamu borcu-GSYH oranı arasındaki fark, disiplinli mali disiplinsizlik alanını (ya da raporda tanımlandığı şekliye gerçek manevra alanını) belirliyor. Ülkede iktisat politikası yönetimine ilişkin risk algılaması bu alanın göreli olarak genişleyip daralmasında çok önemli bir rol oynuyor. Mevcut borç oranı risk algılamasını azaltmadan “artırıldığında” ya da “arttığında” gerçek manevra alanı da daralıyor.

Türkiye’nin 2002-2018 arasında kamu borç stokunun GSYH içindeki payını yüzde 80’lerden yüzde 30’lara doğru indirmiş olması aslında ilk bakışta ülkenin gerçek maliye politikası manevra alanının çok geniş olduğu izlenimini veriyor. Ancak, kamu hesaplarının -özellikle YİD yükümlülüklerinin- şeffaflıktan uzak olması ve 2018 kur intibakının banka ve şirket bilançolarındaki etkisini temizlemek için atılacak olası istikrar adımlarının mali boyutunun halen bilinmemesi gibi nedenlerle, maliye politikasının gerçek manevra alanı belli varsayımlar altında önemli ölçüde daralıyor.

Maliye politikası manevra alanı daralırken atılan disiplinsiz maliye politikası adımları, ülke ile ilgili risk algılamasını olumsuz etkileyerek, iktisadi açıdan daraltıcı sonuçlar türetebiliyor. Oysa Türkiye’ye ilişkin algılanan riskleri azaltacak bir disiplinli mali disiplinsizlik adımı teknik olarak hala mümkün. Farklı bir ifadeyle, yaşamakta olduğumuz ekonomik daralmanın şiddetini azaltmak, ekonomiyi yeniden büyüme sürecine sokmak ve üstelik bu sürecin başlangıç noktasını öne çekmek hala imkan dahilinde.

 

“Ekonominin Seyir Defteri”nin ilk kaydı olan ”Maliye Politikasında Manevra Alanı Var mı?” başlıklı rapora erişmek için tıklayınız.

 

Haberin videosunu izlemek için tıklayınız.

« Tüm Haberler