logo tobb logo tobbetu

Köşe Yazıları

Serdar Sayan, Dr. - [Yazarın tüm yazıları]

Yaz traşı - 2: Siz hiç harita falına baktınız mı? 05/10/2011 - Okunma sayısı: 7802

 

Geçen sayıdan devam

ediyorum. Bu aralar ele almanın özellikle uygun düşeceğini düşündüğüm kimi yazlık konuları, iki ayrı sayıda çıkacak iki bölüme yayarak ele almayı tasarlamış ve girişi ”Yaz(Ɨ) Tatili, Seyahatler ve Gelişmiş Ülke Halleri” başlığı altında geçen sayıda yapmıştım. Ele aldığım başlıca konu, bir ülke sakinlerinin konukla(t)ma siteleri diye adlandıracağım internet sitelerine üye olma oranı ve turistik seyahat alışkanlıkları ile o ülkenin gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuydu. Hatta bu yüzden, bu ayki devam yazımı atlayıp siz aziz itd okurlarıyla buluşmamı ertelemeyi ve güzel bir tatil beldesinde konuyla ilgili incelemelerde bulunduktan sonra Eylül’de gerçekleştirmeyi düşündüm. Böylece bahsettiğim inceleme seyahatinden edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşma fırsatım da olacaktı. Yalnız nedense editörümüz Ömer Faruk Çolak bu fikre sıcak bakmadı. Ağustos yazımı göndermem konusunda ısrarcı oldu. Hatta “tatilde yazmanın ayrı bir zevki olduğu düşüncesi ile şimdiden kolay gelsin diyorum” diye bir mesaj göndererek, böyle bir seyahatin yazılarıma ne tür olumlu yansımaları olurdu konusunu tartışmamızın yollarını bile kapattı. Tok açın halinden anlamazmış. Ben tatile başlayabilsem, tatilde yazmanın ayrı zevki var mı, yok mu anlayacağım ama tatil gelmek bilmiyor ki kardeşim! Ben zaten yılda üç sömestr esası üzerinden eğitim-öğretim yapan bir üniversitede hocalık yapan ve ders yükünün bir bölümü de yaz dönemine denk gelen bir adamım. Bu yazıyı üstünde yazdığım masanın çekmecesinde okunmayı bekleyen 50 küsur final sınavı kağıdı var hala. Konferanslar, sunumlar, yetişmesi gereken makale ve raporlar vb. yükümlüklerimin yaz maz demeden tam gaz devam etmesi de cabası. Tatilde yazmanın zevki ayrıymış! Ben diyorum “hadımım”,  Ömer Faruk diyor “kaç çocuğun var?” Neyse lafı daha fazla uzatmadan, geçen sayıda

Çıkan kısmın özeti

ile başlayayım. Yukarıda da değindiğim gibi, geçen yazıda seyahatlerden söz etmiştim. Önce birkaç kişisel iş seyahatinden söz açarak, “Ahkam Keseri” okurlarını haberdar etmek istediğim iki konferans ve bir yaz okulunu tanıtmıştım. Ancak asıl konum, bir ülke vatandaşlarının iş amaçlı olmayan ya da turistik (özellikle de sınır ötesi ya da deniz aşırı) seyahat alışkanlıkları ile o ülkenin gelişmişlik düzeyi arasındaki ilişki konusuydu. Bu çerçevede, insanların internet üzerinden tanıştıkları başka ülke vatandaşı kişilerin evlerine misafir olmalarını sağlayan CouchSurfing veya Hospitality Club gibi sitelerin üye sayıları ile ülkelerin gelişmişlik düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığını sormuştum. İlk bakışta bile, bu soruya cevabın olumlu olması gerektiğini düşündüren iki tane haritayı da yazıma almıştım. Daha küçük versiyonlarını burada da verdiğim bu haritalardan koyu renk zeminli olan aslında bir fotomontaj. Dünyanın değişik bölgelerinin, değişik günlerde NASA uydularınca çekilen gece fotoğraflarını birleştiren bu haritadan, hangi ülkelerin ya da hangi ülkelerin hangi bölgelerinin en kentleşmiş ve zengin (ve gelişmiş?) olduğu gayet açık biçimde gözüküyor. İkinci harita ise, CouchSurfing sitesi üyelerinin dünyadaki dağılımını gösteriyor.[1] couchsurfing.org, üye olduğunuz takdirde, dünyanın her yerindeki üyelerin evlerinde bir kanepe, koltuk ya da yatakta ücretsiz konaklama şansını sunan bir site. Karşılığında siz de, kendi evinizde başka üyeleri misafir etmeyi kabul ediyorsunuz (en azından prensipte). İki harita arasındaki çarpıcı benzerlikler ilk bakışta bile fark ediliyor.

Bu haritalar arasındaki benzerliğin tamamıyla rastlantısal olması imkansız değil kuşkusuz. Ancak daha muhtemel açıklama, iki harita arasındaki benzerliğin aynı nedenlerden kaynaklandığı. Yani NASA’nın uzaydan çektiği gece fotoğraflarında gördüğümüz şey, her neyin yansıması ya da sonucu ise, CouchSurfing haritasındaki değişik renk tonları da aynı şeyin yansıması ya da sonucudur demek mümkün. Bu şeyin ne olduğunu burada biraz tartışacağım. Bunu yaparken de, geçen ayki bölümde söz verdiğim üzere, gelişme/kalkınma, küreselleşme vs. üzerine kimi gözlemlerimi paylaşacağım.

1.520px

2.520px

Harita falı

Bir sürü ekonomik, kültürel, sanatsal, turistik vs. faaliyetin dünyanın neresinde olacağını (ya da olmayacağını) NASA haritasına bakarak tahmin etmek mümkün diye düşünüyorum. NASA haritası, konukla(t)ma sitelerine üye olan kişilerin dünya üzerindeki coğrafi dağılımı için de neredeyse mükemmel bir tahmin aracı (prediktör) gibi gözüküyor. Ne yapıyor bu üyeler? Başka ülkelerden gelen üyelere evlerinde yatacak yer temin ediyorlar. Kendileri yurtdışına seyahat ettiklerinde de, gittikleri ülkedeki bir üyenin evinde kalarak konaklama masraflarından tasarruf etmeyi umuyorlar. Kurulacak dostluklar, arkadaşlıklardan öğrenilecek şeyler vs. de önemli herhalde ama üyelerin büyük çoğunluğu için, konaklama harcamalarından tasarruf etme ihtiyacı yabana atılmayacak büyüklükte.[2]

Yine de bu siteye üye olabilmek (daha doğrusu üye olmanın nimetlerinden yararlanabilmek) için insanın, 1) yurtdışına –iş dışı amaçlarla– seyahat etmeye (en azından uçak bileti ve yiyecek masraflarını karşılamaya) ve 2) internet erişimine sahip olmaya yetecek kadar geliri olması gerekiyor. Kısacası, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek olan miktarın üstünde bir geliri olması lazım öncelikle. Ancak bu, gerekli ama yeterli olmayan bir koşul. Yani iş yeterli gelire sahip olmakla bitmiyor. Ayrıca başka ülkelerden insanlarla anlaşmaya yetecek kadar yabancı dil (tercihan İngilizce) bilmesi yani ortalamadan daha iyi eğitimli olması gerekiyor kişinin. Tabi başka kültürler hakkında bir şeyler öğrenmeye de meraklı olması lazım.[3]

Bir de yaşanan ortamla ilgili gereklilikler var. Öncelikle, üyenin yaşadığı yerin güvenli bir yer olması (örneğin, bir iç savaş vs.’ye sahne olmaması) lazım. Ayrıca evinde yabancı konuklar ağırlamayı, en hafif deyimle “tuhaf” karşılayacak komşuların yarattığı bir mahalle baskısına maruz olmamak da önemli. Bir başka deyişle, farklı kültürlerden insanlarla bu tür etkileşimi (özendiren değilse bile, en azından) hoş karşılayan bir kültürel ortamda bulunmak gerek. Yani çevrenin de belli bir eğitim düzeyinin üstünde olması gerek. Bir de, gelenekler, dinin inançlar vs. var. Mesela Müslüman ülkelerin büyük bölümünde, diğer şartlar mevcut olsa bile, kadınların üye olması (ya da üye olabilseler bile üyelikten yararlanmaları) çok zor. Bu bir bakıma, bu tür ülkelerde nüfusunu yarısının potansiyel üye havuzundan çıkması anlamına geliyor. Son olarak, üyenin yaşadığı yerde makul hızda, kesintisiz internet erişimi sunulmasına izin verecek bir altyapının mevcut olması da lazım. Burada kesintisizlik koşulunu hem internet sinyalinin sürekli bağlantıya uygun olması; hem de erişimin sansüre, devletin kaprisli müdahalelerine tabi olmaması anlamında kullanıyorum.

Kısacası CouchSurfing haritasında artan üye yoğunluğunu temsil etmek üzere giderek koyulaşan renklerle gösterilen bölgeler, hem üyeliğe uygun profildeki (nispeten daha yüksek gelir ve eğitim düzeylerindeki) insanların yoğunluğunun yüksek olduğu, hem de tarif etmeye çalıştığım türde ortamları sunan (daha gelişmiş?) bölgeler. Bunlar dünyanın geri kalanına başka bağlarla da bağlanmış, ekonomik, sanatsal ve kültürel faaliyetler açısından zengin olan kentsel alanlarda rastlanması nispeten kolay olan özellikler aynı zamanda. İşin ilginci, buraların nereler olduğu NASA haritası yardımıyla da yeterince doğru biçimde tahmin edilebilir gibi gözüküyor. Peki, iki haritadaki işaretli alanlar arasında bu kadar benzerlik görmemizin ardında yatan ortak payda ne acaba? Bir çok gelişmişlik ölçütü ile aynı yönde hareket eden ve kolay ölçülebilen bir gösterge olarak kişi başına ortalama gelir düzeyinin bu soruya cevap bulmaya yardım edeceğini düşünüyorum. Şimdi bu

Gelir, gelişmişlik hali ve konukla(t)ma sitelerine üyelik

konusuna biraz daha yakından bakmak istiyorum. İnsanların gelirleri arttıkça, yurt dışına turistik seyahat etme ve konukla(t)ma sitelerine üye olma eğilimlerinin artmasını beklememiz gerektiğini geçen yazıda da vurgulamıştım. Gelirin, eğitim seviyesi ve dolayısıyla yabancı dil bilme eğilimleri ve başka kültürlere karşı ilgi/merak/hoşgörü gibi kolay ölçülemeyen karakteristiklerle de pozitif ilişkili olmasını beklemek çok yanlış olmaz diye düşünüyorum. Dolayısıyla bir ülkedeki ortalama kişi başına gelir ile couchsurfing.org vb. sitelere üye olan o ülke sakini sayısı arasında pozitif bir ilişki olmasını bekliyorum.

Verdiğim grafik, bu hipotezimi destekler nitelikte. CouchSurfing’in hangi ülkede tam olarak kaç üyesi olduğu bilgisini bulmadığım için, grafiği  benzer bir site olan Hospitality Club (www.hospitalityclub.org) üye istatistiklerinden yararlanarak oluşturdum. Dikey eksen, 154 ülkede milyon nüfus başına üye sayısını; yatay eksen ise satın alma gücü paritesine (SAP) göre kişi başına reel GSYİH’nın 2005 sabit fiyatları ile ölçülmüş 2009 yılı değerini gösteriyor. Kişi başına reel GSYİH SAP 2009 rakamlarını Dünya Bankası’nın World Development Indicators veri tabanından aldım.

3.520px

Grafiğe eklediğim üssel eğilim çizgisi, kişi başına gelir (KBG) ile milyon nüfus başına Hospitality Club üye sayıları (MNBÜS) arasındaki pozitif ilişkiyi açıkça gösteriyor.[4] Bu da aslında, hem bu sitelere üye olmaya izin verecek (ya da kolaylaştıracak) kişisel gelir, eğitim düzeyi, yabancı dil bilgisi vb. karakteristiklerden oluşan kişisel profile uygun insanları; hem de, üyeliğin gereklerini yerine getirmeye imkan sağlayacak ortamlarla ilgili yukarıda sıraladığım koşulları bir arada bulma olasılığının, ülkenin kişi başına gelir düzeyine paralel olarak artacağını söylüyor. Söz ettiğim kişisel profile uygun insanlarla üyeliğe uygun ortamların bir arada bulunması da, benim gelişmiş ülke hali diye adlandırageldiğim “hal” ile uyumlu.

Bir başka ifadeyle bir ülkede, böyle kişisel profillere sahip sakinlerinin toplumun yeterince büyük bir bölümünü oluşturuyor olması ve bunun, yukarıda sıraladığım ortamsal karakteristikler ile birlikte gerçekleşmesini gelişmiş ülke halinin mümkün olan yansımalarından biri olarak görüyorum. Sunduğum bulgular da, bu durumun kişi başına gelir ile, mükemmel olmayan ama güçlü bir pozitif ilişkisi olduğunu gösteriyor. İlişki mükemmel değil, çünkü geliri yüksek olduğu halde MNBÜS düşük (ya da tersi) ülkelerin yarattığı istisnai durumlar var.

Grafikte KBG düzeyi yüksek olup da, MNBÜS düşük ülkelerden bazılarını işaretledim. Bunlar tipik olarak petrol zengini Arap ülkeleri ile, uzak doğu ülkeleri. İki grupta da, KBG ve bu gelirle birlikte hareket etmesini beklediğimiz değişkenler dışında bir şey var üye sayısının yükselmesini engelleyen. Bunlar muhtemelen kültürel, dinsel vb. faktörler. Japonlarla Korelilerin durumu özellikle şaşırtıcı belki. Japonlar epeydir; Koreliler ise daha sonra gerçekleşen zenginleşmelerine paralel olarak, daha yakın zamanlardan beri dünyanın her tarafında bol fotoğraf çekerek, gruplar halinde dolaşan turistler. Ancak anlaşılan konukla(t)ma siteleri çok ilgilerini çekmiyor. Özellikle kentlerde yaşayan Japonların evleri çok küçük olduğu için, misafir ağırlayacak durumda olmamaları da, konukla(t)ma sitelerine ilgiyi düşürüyor olabilir. Zengin Arapların burada ele aldığım bağlamdaki durumu konusunda kesin yorumlar yapmak zor. Bu sitelere çok mesafeli durmalarında, mahremiyet anlayışları eminim rol oynuyordur. Ayrıca çok paraları olduğu için, turist olarak gittikleri yerlerde çok yıldızlı otellerde kalmak ya da ev tutmak için gereken harcamaları kolayca yapabiliyor olmaları da buna katkıda bulunuyordur muhtemelen. Nedeni ne olursa olsun, zengin Arap ülkelerinin burada da kişi başına milli geliri düzeylerinden beklenecek göstergelere sahip olmayan istisnalar olarak ortaya çıkmaları ilginç. İlginç çünkü benim ODTÜ’de  “Kalkınma Ekonomisi” dersini aldığım öğrencilik yıllarımdan beri, kişi başına milli gelirin neden gelişmişliğin mükemmel bir göstergesi olmadığına dair en yaygın kullanılan örnek bu ülkelerdir. Kulakları çınlasın Fikret (Şenses) hocanın, bu ülkelerde kişi başına milli gelirin çok yüksek olmasına karşın, eğitim ve kültür başta olmak üzere bir sürü gelişmişlik göstergelerinin gelişmiş bilinen diğer ülkelerle karşılaştırılabilir olmadığını söylediğini bugün gibi hatırlıyorum.[5]

Sonuç olarak

bir ülke ne kadar gelişmişse, “o ülke sakinlerinin CouchSurfing yahut Hospitality Club gibi sitelerin üyesi olma olasılığı o kadar artar” demek mümkün diye düşünüyorum. Nitekim, milyon nüfus başına üye sayısının, kişi başına milli gelir (GSYİH) ile güçlü bir pozitif ilişkisi de var –ki kişi başına gelirin kendisi de başka bir dolu gelişmişlik göstergesi ile pozitif bir korelasyon içinde. Öte yandan, benim “Ahkam Keseri”nde geleneksel olarak yapmaya çalıştığım şey, varlıkları söz konusu ülkenin gelişmiş olduğunu garanti etmeyecek ama eksiklikleri gelişmiş olmadığını gösterecek türde göstergeler aramak. Ancak bunların bilinen iktisadi büyüklükleri gösteren çok aşikâr göstergeler olmasını istemiyorum. Örneğin daha önceki yazılarımdan birinde, bir ülkenin sinema endüstrisi düzenli biçimde fantastik ve bilimkurgu filmleri çevir(e)miyorsa, o ülke gelişmiş ülke sayılamaz mealinde bir önermede bulunmuştum. Benzer bir önermeyi “bir ülkede milyon nüfus başına hospitalityclub.org üyesi kişi sayısı dünya ortalamasının yüzde yirmisinin altındaysa, o ülke gelişmiş ülke sayılmaz” diyerek yapma eğilimindeyim. Dünya ortalamasının 260 olduğu düşünüldüğünde, milyon nüfus başına 52 ve daha az hospitalityclub.org üyesine ev sahipliği yapan ülkelerin gelişmemiş diye sınıflayabileceğimizi öneriyorum. Bu 52’den fazla üyeye sahip olan ülkelerin tümünün gelişmiş olduğu anlamına gelmiyor kuşkusuz. Ancak aşağıdaki tabloda Japonya dışındaki hiçbir ülkenin gelişmiş ülkeler listesi dışında kalması bana şok edici gelmezdi diye düşünüyorum. (Bu yargımı NASA haritasının ne ölçüde doğruladığı konusunu egzersiz olarak bırakıyorum.) Dolayısıyla milyon nüfus başına hospitalityclub.org üye sayısının gelişmiş ülkeleri diğerlerinden ayırmakta kullanılabilir bir gösterge olduğu düşünülebilir kanımca.

Çin’in aşağıdaki listede yer almasının bambaşka dinamikleri olabileceğini düşündüren eğlenceli bir notla bitireyim. Geçenlerde okuduğum bir habere göre Çinliler Paris, Prag, Roma gibi turistik kentlerin kopyalarını Çin’de inşa etmeye başlamışlar. Böylece Çinlilerin mesela Paris’i görmek için ta Fransa’ya gitmesine gerek kalmıyormuş. Çinlilerin çözümü daha kökten: Bir sürü uçak parası verip de, ucuza halledilmesi zaten daha kolay olan konaklama masraflarından tasarruf için konukla(t)ma sitelerine üye olmakla falan uğraşacaklarına, uçak masrafını da kısmanın yolunu bulmuşlar. Üstelik pasaporttur, vizedir çileli ve masraflı işlerle uğraşmalarına da gerek kalmıyor böylece. Gayet akıllıca.

Tablo. Milyon nüfus başına Hospitality Club üye sayısı 52’den az olan ülkeler

4.520px

5.520px

 


 

[1] Bir kopyası da http://apod.nasa.gov/apod/ap001127.html adresinde bulunan NASA haritasının daha büyük ve yüksek çözünürlüklü versiyonlarını görmek isteyenler de http://visibleearth.nasa.gov/view_rec.php?id=1438 adresine gidebilir. CouchSurfing haritasının orijinali ise http://www.couchsurfing.org/couchsurfer_map adresinde.

[2] Geçen yazıda CouchSurfing sitesinin nasıl işlediğini, üyeliğin ne işe yaradığını anlatırken “mesela otellerin çok pahalı olduğu Rejkjavik’e (İzlanda) seyahat etmeyi düşünen bir Türk kendisini, ilgilendiği tarihlerde, Rejkjavik’teki evinde konuk etmeye razı olan üye sayesinde otel masrafından kurtuluyor” şeklinde bir cümle kurmuştum. Nitekim, daha sonra 30 Temmuz tarihli Radikal’de çıkan bir yazıdan öğrendiğime göre, siteyi kuran Amerikalı bilgisayar mühendisi Casey Fenton’a de ilham zaten Rejkjavik’teki otellerin pahalılığı yüzünden, kalacak daha az maliyetli bir alternatif mekan arayışı sırasında gelmiş. Yani benim bilmeden kullandığım Rejkjavik örneği “hey gidi boş tüfek, nasıl vurdun ölü kekliği?” dedirtecek cinsten isabetli bir örnek olmuş.

[3] Burada, üyelik ağından yararlananların bunu tipik olarak iş amaçlı olmayan, turistik seyahatlerinde yaptığını varsayıyorum ki bu bana makul gözüken bir varsayım.

[4] Meraklısı için söyleyeyim, grafikteki eğilim çizgisinin denklemi MNBÜ = 0,0004(KBG)1,3328.

[5] Yeri gelmişken, nostaljik tınıları olan ilginç bir not düşeyim. 1984 ya da 1985 yılında ECON 461 dersini kendisinden alırken Fikret Şenses’in söylediği ve ilk duyduğumda beni şaşırtan bir gösterge de, gelişmişlik sıralamasına konu olan ülkelerde, yılda postayla gönderilen zarf sayısıydı. Hiç unutmuyorum Fikret hoca, petrol zengini Arap ülkeleri gibi istisnalar dışındaki ülkeleri gelişmişlik düzeyine göre sıralarken kullanılabilecek bir dolu gösterge arasında bu zarf sayısını da saymıştı. Bu göstergelerin hepsinin benzer ülke sıralamaları verdiğini, çünkü hepsinin de kişi başına milli gelirle çok yüksek bir pozitif korelasyona sahip olduğunu söylemişti. Türkiye’nin dışa açılmaya yeni başladığı o yıllarda aldığımız ya da yolladığımız yegâne zarf tipi mektup ya da bayram, yeni yıl vs. kartları olduğu için hiç anlam verememiş ve “ne alakası var, gelişmiş ülke vatandaşları daha mı çok mektuplaşıyorlar birbirleriyle yani?” diye geçirmiştim aklımdan. Gönderilen zarf sayısının bir gelişmişlik göstergesi olarak önemini ancak 1-2 yıl sonra lisansüstü eğitim için Amerika’ya gidip, orada yaşamaya başlayınca kavramıştım. Posta kutuma her hafta, Türkiye’deyken bir senede alacağımdan daha fazla zarf konuyordu. Elektrik, telefon vs. faturaları; makbuzlar ve kredi kartı/ATM kartı ekstreleri (ki Türkiye’de kredi kartını da, ATM kartını nedir görmemiştik henüz); reklam broşürleri, ilanlar, davetiyeler, anketler, indirim kuponları, mağaza katalogları derken posta kutum sürekli tıka basa dolu oluyordu. Çek, kredi kartı ile ödemenin çok yaygınlaştığı, rekabetçi bir piyasa ekonomisinde, internet-öncesi dönemin önemli karakteristiklerinden biri gerçekten de gönderilen zarf sayısıydı –ve bu sayı o zamanlar Türkiye’de yaşayan birinin hayal bile edemeyeceği kadar yüksek bir sayıydı.

 

 

 

Bu yazı İktisat ve Toplum Dergisi'nin Ağustos 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları