logo tobb logo tobbetu

Köşe Yazıları

Hasan Ersel, Dr. - [Yazarın tüm yazıları]

Türkiye için İran kaynaklı yeni bir risk yok 29/01/2007 - Okunma sayısı: 1757

 

İran'ın uluslararası ortamda sergilediği tavırdan tedirgin olan ülkeler gerginliği bir üst düzeye taşıyabilecek durumda değiller. Ama gerginliği azaltmak yolunda da adım atmayacakları açık. Böyle olunca, 2007de Türkiye açısından İran'dan kaynaklanabilecek riskin 2006'dan farklı olmayacağını varsayabiliriz.

İran komşumuz ve önemli bir gerilimin odak noktası olduğu için Türkiye için 2007ye ilişkin bir projeksiyon yaparken hesaba katılması gereken bir ülke. İran'ın nükleer tesis inşa programının uluslararası ortamda yarattığı sorunlar ve ABD-İran gerilimi 2006'da gündemimizde önemli bir yer tuttu. Bu konuların etraflı bir biçimde analizi için Nihat Ali Özcan'ın yaptığı İran Sorunun Geleceği adlı çalışmaya bakılabilir. [Ankara: Tepav, Eylül 2006. Bu çalışma TEPAV Web Sitesi (www.tepav.org.tr) Uluslararası Politikalar Araştırma Enstitüsü Bölümü Raporlarında da yer almaktadır.] Bu yazının amacı ise sınırlı. İran ekonomisindeki gelişmelerin bu görünüme ne yönde etki yapabileceğini sorgulamak.

Büyüme ve petrol

İran ekonomisinin son dört yıldaki ortalama büyüme oranı yüzde 6 olaylarında. Ancak 2003/4 (Mart 2004'de biten bir yıllık dönem) yılı dışında hidrokarbon (yani petrol+doğal gaz üretimi, işlenmesi ve dağıtımı) kesimi ekonominin kalanının altında büyüyebilmiş. Bu 2005/6'da daha da belirginleşiyor. Ekonominin büyüme hızı yüzde 5,4 iken, hidrokarbon kesimin büyüme hızı sadece yüzde 0,6 olmuş. Bunun önemli bir nedeni bu kesimde üretimi artıracak yatırımların yapılamaması. Her ne kadar bu kesimin Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı sadece yüzde 11 ise de, kamu gelirlerinin önemli bir kısmı (yüzde 40,5) buradan sağlanıyor. İran'da kamu gelirleri içinde toplam vergilerin toplam kamu gelirleri içindeki payının sadece yüzde 16. Vergi dışı kamu gelirlerinde son iki yılda görülen ciddi sıçrama ise Ulusal Petrol Şirketinin kârının kamuya transfer edilmesi. Bunun da, doğal olarak, söz konusu kesime yatırım yapılamamsı ile ilgisi var

Petrol fiyatlarının artmasından İran'ın kazançlı çıktığı doğru. Ama ilk bakışta göründüğü kadar değil. Çünkü, İran'da petrol ürünlerini fiyatları düşük tutuluyor. İranlıların bu ürünleri, maliyetin çok altında alabilmeleri için verilen sübvansiyonların GSYH'a oranı 2004/5de yüzde12yi aşmış (IIF tahmini). Örneğin 2004/5'de benzinin litresi yaklaşık 0,12 YTL! Bu İran'daki yerel üretim maliyetinin yarısı, ithal fiyatının ise altıda biri imiş. İthal fiyatının ne olduğu önemli. Çünkü İran'ın ham petrol üreticisi olduğu halde işlenmiş petrol ithal ettiğini de unutmamak gerek. İran günlük benzin tüketiminin yüzde 40ını ithal eden bir ülke.

Enflasyon

İran'da merkez bankasının para politikasını serbestçe yürütmesini engellemek için akla gelebilecek her önlem alınmışa benziyor. Para politikasından sorumlu Para ve Kredi Konseyi, yıllık toplantıları dışında faiz (İran'daki terminolojiyle "getiri") oranlarını değiştiremiyor. Bu yetmemiş olacak ki, yakınlarda merkez bankasının iç likiditeyi denetleyebilmek için menkul kıymet ihracı, parlamentonun iznine bağlandı. Söylemeye gerek yok ki, parlamento ayrıca faiz oranlarının düşürülmesini istiyor. Parlamento faiz oranlarının 2010'a kadar tek haneye indirilmesine ilişkin bir yasayı kabul etmiş.

Enflasyon ise yüzde 10'nun biraz üstünde seyrediyor. Ancak fiyat denetimlerinin olduğu koşullarda bunun ne anlama geldiği pek açık değil. İran'da günlük yaşama ilişkin olarak anlatılanlar, hem mal ve hizmet fiyatlarındaki hem de kiralardaki hızlı artıştan çok şikayet olduğu yönünde. Öte yandan enflasyon gerçekte, resmi rakamların üstünde seyrediyorsa, Riyal de hesaplandığından daha hızlı değerleniyor demektir. Bunun, İran'ın cari fazla vermesi ve petrol ihracatı gelirlerinin bile denetim altında tutulan ithalâtın üzerinde olması nedeniyle kısa dönemde fazla sorun doğurmayacağı söylenebilir. Ancak, yine de Riyal'in değerlenmesi son yıllarda canlanan petrol dışı ihracatın sürdürülebilirliğine ilişkin kuşkuların doğmasına yol açıyor.

İran kaynaklı risk aynı

İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecat, "petrol gelirlerini halkın masasına koyma" ile sloganlaştırdığı bir popülist program ile iktidara gelmişti. Son seçimlerde ona muhalif olanların başarısı (örneğin Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin Tahran'da en yakın rakibini çok büyük bir farkla geçmesi) aradan geçen süredeki uygulamanın toplumsal hoşnutsuzluğu azaltamadığını gösteriyor. Uygulanan (popülist) politika işsizliği düşürmek için kamu harcamalarını artırmaya dayanıyordu. Bu politika yürüdü. Çünkü, petrol fiyatlarındaki yükselme kamu gelirlerinde beklenmeyen bir artış sağlamıştı.Yönetim de bu olanağı kullandı. Bu dönemde iktisadi yapıyı değiştirmeye yönelik politikalarda ise gözle görülür bir duraklama söz konusuydu.

Mevcut siyasal dengeler içinde bu çizgiden uzaklaşılıp yapısal reformlara yönelinmesini beklemek gerçekçi görünmüyor. O zaman da bu durumda İran yönetiminin ülkenin petrol ihracatını sürdürmeyi tehlikeye atacak bir adım atması olasılığının düşük olduğu söylenebilir. Öte yandan, İran'ın uluslararası ortamda sergilediği tavırdan tedirgin olan ülkeler (başta ABD olmak üzere) de gerginliği bir üst düzeye taşıyabilecek durumda değiller. Ama gerginliği azaltmak yolunda da adım atmayacakları açık. Böyle olunca, 2007de Türkiye açısından İran'dan kaynaklanabilecek riskin 2006'dan farklı olmayacağını varsayabiliriz.

 

Bu köşe yazısı 29.01.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

 

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları