TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.
Mayıs 2023 sonrasında değişen ekonomi politikasıyla birlikte para politikasında faiz artış dönemine girdik. İki yılı aşkın süredir uygulanan sıkılaşma dönemine, petrol fiyatlarının 70-80 dolar bandında seyretmesi de destek oldu. Doğal olarak bu süreçte ekonomi yönetimi ithalat artışında yavaşlama bekliyordu. Ancak rakamlara baktığımızda tablo pek de öyle değil. Bugünkü yazımda bu durumun sebeplerini ele alacağım.
Önce rakamlar
Bu yılın ocak-temmuz döneminde ihracat %5,1 artışla 156,3 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde ithalat %6,9 ile çok daha hızlı artarak 212,2 milyar dolar oldu. Sonuç olarak dış ticaret açığı %12,2 artışla 55,9 milyar dolara yükseldi.
Peki, mevduat faizlerinin %40, kredi faizlerinin %50’nin üzerinde olduğu ve finansmana erişimin zorlaştığı bir ortamda ithalat neden bu kadar hızlı artmaya devam ediyor?
İthalat, tüketim kaynaklı artıyor
Hammadde hariç ithalata baktığımızda, ithalatı tetikleyen esas unsurun tüketim malları olduğunu görüyoruz. 2014 yılından bu yana yatırım ve tüketim mallarının toplam ithalattaki payına baktığımızda, tüketimin hızlandığını ve toplam ithalattaki payını artırdığını görüyoruz. Bu yılın ilk yedi ayında bu trend daha da sertleşti. Bu dönemde tüketim malları ithalatı %14 artışla 35 milyar dolara ulaştı ve toplam ithalat içindeki payı %16,4’e çıktı. Yatırım mallarında ise artış yalnızca %4 ile sınırlı kaldı.
Finansal sıkılaşmadan en çok yatırımlar etkilendi
Bu tablo, parasal sıkılaşmanın esas yükünü yatırımların çektiğini gösteriyor. Reel sektörün sıkça dile getirdiği finansmana erişim sorunu, yatırım malları ithalatını sınırlayan temel faktörlerden biri oldu. Bunun yanı sıra iç talepteki yavaşlama, değerli reel kur ve dış ticaret ortamında artan korumacılık da yatırımları olumsuz yönde etkiledi.
Değerli kur ithalatı teşvik ediyor
Tüketim tarafında ise tablo farklı. Reel kurun değerli olması, yani enflasyonun kurdaki değer kaybından daha hızlı artması, yurt dışından tüketimi yurt içine göre çok daha avantajlı hale getiriyor.
Yüksek enflasyon da hanehalkını tasarruf yerine tüketime yönlendiriyor. Stopaj sonrası mevduat getirilerinin enflasyonun altında kalması, borsanın yeterli getiri sunmaması, hanehalkını otomobil, beyaz eşya gibi dayanıklı mallar üzerinden yatırım yapmaya veya tüketim harcamalarını öne çekmeye yönlendiriyor.
Bu eğilimi tüketim malları ithalatının alt kırılımlarında daha net görüyoruz. 2014’te tüketim malları ithalatının %25’i binek otomobillerden oluşurken, bu oran 2025’in ilk yedi ayında %36’ya yükseldi. Benzer şekilde beyaz eşya gibi dayanıklı malların payı da %14’ten %17,5’e çıktı.
Yurt içinde en önemli rakip: Çin
İthalatta bir diğer önemli faktör Çin’in artan rekabet gücü. ABD ile ticaret savaşları sırasında yeni pazar arayışına giren Çin, agresif fiyat politikalarıyla öne çıkıyor. Bu yılın ilk yedi ayında Türkiye’nin ithalatında en büyük pay %14 ile Çin’e ait. Bundan on yıl önce bu oran %10 civarındaydı. Elektrikli otomobiller ve ileri teknolojiye sahip elektronik ürünlerde Çinli firmalar açık ara önde. Bu durum, yurt içindeki birçok firma üzerinde ciddi baskı yaratıyor.
Çözüm yine yapısal
Her ne kadar gündemde Çin merkezli TEMU gibi firmalara karşı ithalat kısıtlamaları konuşuluyor olsa da sorunun esasen yapısal olduğu açık. İthalatın kalıcı olarak yavaşlaması, enflasyonun düşük ve öngörülebilir seviyelere çekilmesine bağlı. Uluslararası rekabet açısından ise başta kurumsal yapının güçlendirilmesi, eğitim ve iş gücünün niteliğinin artırılması gerekiyor.
Bu köşe yazısı 29.08.2025 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.