TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.


Değerlendirme Notu / M. Murat Erdoğan
“Nie wieder-Newer again-Bir daha asla!” sözleri, Adolf Hitler döneminin kötülüklerini tekrar yaşamamak için sloganlaşan bir haykırıştı. Tam 70 yıl sonra, slogan “Nie wieder 2015/Newer Again 2015” şeklinde güncellendi. Çünkü 2014-2016 arasında, üç yıl içinde başta Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlılar olmak üzere diğer ülkelerden gelen 1,3 milyon göçmen, Türkiye üzerinden Yunan adalarına, oradan da merkezi Avrupa’ya yönelmişti. Avrupalıların “göçmen/mülteci krizi” olarak tanımladığı bu kriz, Dublin Anlaşmaları’nın en önemli dayanağı olan Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında sorumluluk/yük paylaşımı prensibini de çökertti. Balkan rotasından ilerleyen göçmenleri, her bir AB üyesi bir diğerine itme çabası içine girdi. Dönemin Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in “wir schaffen es! (“başarabiliriz!”) açılımı ile gerçeklik kısmen kabul edildi. Almanya, 1,3 milyon göçmenin yaklaşık 1 milyonunu tek başına ülkeye kabul etti. İsveç, 130 bin kişiyi alırken geri kalan Fransa, İngiltere gibi büyük ülkeler bile minimal sayılarda kişiyi kabul ettiler. Bu üç yıl içinde 12 binden fazla göçmenin Akdeniz’de boğularak hayatlarını kaybetmesine neden olan bu “ölümüne kaçışın” gerekçeleri ise daha tali bir konu olarak kaldı. Oysa dramlar da gerekçeler de hem Akdeniz’de hem de dünyanın başka yerlerinde hala devam ediyor. IOM’nin tespitlerine göre, 2025 yılında göç yollarında 7-8 bin “bilinen ölüm” yaşandı. Yani günde 21 kişi eziyetten, yoksulluktan, esaretten kaçarken canından oldu. Bugün de, bundan sonra da “ölümüne” yaşanan göçmen krizlerinin arkasında, hepimizin bildiği ama itiraf etmekten çekindiği küresel ve hatta evrensel bir durum var: dünyadaki ağır ve adaletsiz gelir ve refah uçurumu. Bu uçurum, aynı zamanda demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve hukuk devleti eksikliğini daha da pekiştiriyor. Hem aç hem eziyet çeken milyarlarca insanın, daha iyi bir yaşam arayışı için ölümü göze almasının zemini, kendiliğinden oluşuyor.
AB’nin 2014-2016 göç travması, bugün bizzat AB’yi ve AB değerlerini tehdit eder bir dinamiğe dönüşmüştür. Birleşik Krallık’ın 2020’deki “Brexit” kararına da etkisi büyük olan göçmen meselesi, bugün Avrupa’nın en önemli güvenlik riski olarak tanımlanmakta, dahası bu süreç hızla bütün Avrupa’da göçmen karşıtlığını bayrak edinen aşırı sağ, ırkçı siyasi hareketlerin iktidara yürüyüşüne alan açmış görünmektedir. AB ülkeleri gibi, ABD, Kanada gibi zengin, müreffeh ve insanların kendilerini korunaklı hissettikleri ülkelerin alacağı önlemler ne olursa olsun, bu ağır eşitsiz dünyada süreç artarak devam edecek görünüyor. Bununla birlikte şunu da vurgulamakta fayda var: göçe maruz kalan ülkelerin kendilerini “izinsiz gelenlerden” koruma refleksi ne kadar meşru ise; asgari düzeyde de olsa insani bir yaşam için yollara düşenlerin hareketi de meşru aslında.
Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.

06/06/2026

02/06/2026

02/06/2026

02/06/2026

01/06/2026