Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    IMF ne kadar değişmiştir

    Güven Sak, Dr.15 Ekim 2009 - Okunma Sayısı: 997

    Biliyorum IMF'den, yurtdışında olup bitenlerden sıkıldınız. Gelin görün ki içeride olup da şöyle keyifle anlatacak yeni bir gelişme yok. Hemen "ama ya o çok beğendiğin kredi garanti fonu düzenlemesi" demeyin. Bu sütunda o düzenlemeyi yaraya bir parmak merhem mealinde anlatırken takvim ne zamanı gösteriyordu? 2008 yılının eylül ayı filandı. Şimdi tarih nedir? 2009 yılının ekim ayındayız. Daha ne diyeyim? Elbette o yapılan düzenlemenin niteliğine de geliriz. Olumlu yanının da altını çizeriz. Ama müsaadenizle bugün "IMF, ne kadar değişti?" dizisine devam edelim. İnanın bunu takip etmek yakın gelecekte neler olabileceğini değerlendirmek için çok daha faydalıdır. Siz o kocaman kocaman isimlerin dediklerine bakmayın. Yakın gelecekte IMF'siz hayat yoktur. Nerede kalmıştık? "Sosyalist Kahn olmasa, IMF böyle olur muydu" diye sormuştuk, hatırlarsanız. El cevap açıktı: Bu kadar çabuk, bu kadar radikal bir dönüşüm olmazdı IMF'de, eğer IMF Başkanı hem bir Fransız hem de bir Fransız sosyalisti olmasaydı. O vakit hep birlikte hâlâ depresyon batağında debeleniyor olabilirdik. Sonra "IMF'deki değişim kalıcı mıdır" diye sorduk. Cevap "Daha durun bakalım" biçimindeydi. IMF'nin kriz değerlendirme raporu Kahn'ın açıklamalarındaki zihin açıklığının IMF'nin bütünü için tam anlamıyla söz konusu olmayabileceğini gösteriyordu. Hafta başı bunu dedik ve orada bıraktık. Bugün müsaadenizle bu meseleyi bir tamamlayalım. Başladığımız işi bitirelim. "Takip fikri: Pekiyi"dir dedirtelim. IMF'nin küresel kriz ile ilgili değerlendirme raporu geçen eylül ayında tartışılmaya başlandı. Önce Brüksel'de Bruegel adlı düşünce kuruluşunda tartışıldı. Sonra G-20'nin Pittsburgh toplantısında ortaya çıktı. En son ise İstanbul'da 2009 Yıllık Toplantıları sırasında bir oturumda tartışıldı. Rapor, küresel kriz ortamında IMF programı uygulayan ve de uygulamayan ülkeleri kıyaslıyordu. Program uygulayan ülkelerin hepsi, ciddi yapısal sorunları olan ülkelerdi. Dolayısıyla böyle bir çalışmayla "Bakın IMF programları, ülkeleri krizden koruyor" demek, üstelik bunu kanıtlamak son derece güç. Nitekim bu durum bu çalışma için de geçerli. Burada ilk yorum şöyle olmalı: Eğer Türkiye IMF ile bir program uygulama basiretini şimdiye kadar gösterebilmiş olsaydı, yeni IMF'nin ülkeleri krizden koruyabildiğini tartışmasız gösterebilmek mümkün olurdu. Bir program yapmış olsaydık, yalnızca ekonomimizdeki 2009 küçülmesini sınırlandırmakla kalmaz, IMF'nin başarılı dönüşümünü de tescil etmiş olabilirdik. Bu ilk nokta. Ancak anılan çalışma aynı zamanda bize IMF'nin bu krize ilişkin performans kriterlerini de görebilme olanağını sağlıyor. Buna göre IMF beş adet performans kriteri belirlemiş program uygulayan ve uygulamayan ülkelere bakarken. İşte bu performans kriterleri IMF uzmanlarının ehem ile mühimi azıcık birbirine karıştırdıklarını gösteriyor. Gelin önce bu beş noktayı bir sıralayalım. İlki, ekonomideki küçülme sürecinin sınırlandırılması. İç ve dış talebin kuruduğu, fon akımlarının azaldığı, bankacılık sisteminin risk duyarlılığının yükseldiği bir dönemde iktisadi durgunlukla mücadele temel öncelik haline geliyor. Böyle bakarsanız, küçülmenin sınırlandırılması doğru bir öncelik. İkinci nokta ise önceki IMF programlarından farklı olarak, bütçe açıklarının yükselmesine olanak sağlanması. İktisadi durgunluğun temel problem olduğu bir dönemde, bütçe imkânlarının küçülmenin sınırlandırılması hedefi etrafında kullanımı da doğru esas olarak. Üçüncüsü ise hızlı kur hareketlerinin önlenmesi. Burada söz konusu olan yerli paranın hızlı değer kaybına uğramasının önüne geçilmesi. Dördüncü nokta ise faiz oranlarının hızla yükselmesinin önlenmesi. Beşinci nokta ise ilgili ülkenin bir bankacılık sektörü krizinden korunması. Şimdi bu performans kriterlerinden ilk üçü esas, kalanları ise ikincil ve esasen geçmişten kalma. İsterseniz en sondan başlayalım: Bizim gibi ülkelerde bankacılık sektörü krizleri, finansal yeniliklerden çıkmadı. Finansal sistemlerimiz o tür bir krize girecek kadar gelişmiş olmadığı, yeterince ilkel olduğu için, bankacılık krizi bizim buralarda olsa olsa iktisadi durgunluk kaynaklı olarak görülebilir. Dolayısıyla iktisadi durgunluk temel meseledir. İkinci olarak, faiz oranlarında yükselme ile yerli kurun hızlı değer kaybını iktisadi durgunluk ortamı nedeniyle beklememekte fayda vardır. Böyle bir durumda, program ülkeleri ile program uygulamayan ülkeler arasında fark beklememek gerekir. Nitekim bir fark da görülmemektedir. Üçüncüsü, iktisadi durgunlukla mücadelede ne tür bütçe önceliklerine sahip olunması gerektiği ve IMF'nin bu tür harcamalara katkısı asıl önemli meseledir. Ön plana çıkarılması gereken hadise, küçülmenin önlenmesi için tasarlanan harcama politikaları ve IMF'nin bunları finanse ederek sağladığı katkıdır. Krizle mücadelede öne çıkarılması gereken mesele esasen budur. Ancak IMF'nin değerlendirme raporunda mesele bu kadar açık olarak görülmemektedir. Nedeni, program uygulayan ülkelerin yapısal zorlukları olabilir. Analizi hastanenin yoğun bakım odasında yapınca, hastalarla dışarıdakiler arasındaki fark yeterince bariz olmamaktadır. Peki, Türkiye gibi sağlıklı ülkeler krizden korunmak için neden IMF kaynaklarına yönelmekten imtina etmektedirler? Bunun iki nedeni olabilir? Birincisi, sağlıklı ülkeler yoğun bakımdaki hastalarla karıştırılmak istememektedirler. İkincisi ise milletin olası tepkisidir ki, IMF meşruiyeti ile ilgili bir tartışmayı hak etmektedir. İsterseniz bu meseleyi daha sonra ele alalım.

    Bu yazı 15.10.2009 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler: G20, G20 Çalışmaları,
    Yazdır