Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Karşı kıyıya köprü arayışı

    Fatih Özatay, Dr.19 Ocak 2009 - Okunma Sayısı: 930

     

    Küresel krizin Türkiye'yi dört ayrı kanaldan etkileyeceğini defalarca bu köşede okudunuz. Bunlardan ilk üçü olan dış kredi azalmasına, iç kredi daralmasına ve ekonomiye duyulan güvenin düşmesine karşı alınabilecek önlemler var; bunları da sık sık tartıştık bu sütunlarda. Buna karşın, dördüncü kanalın olumsuz etkisini gidermek, diğer bir ifadeyle ürettiğimiz mallara olan yurtdışı talebin azalmasını önlemek için kısa dönemde yapabileceğimiz fazla bir şey yok.

    Bu olgu, yaşadığımız krizi 2001 krizinden ayıran temel özelliklerin başında geliyor. O dönemde, azalan iç talebi yurtdışına mal satarak telafi etme potansiyelimiz vardı. Bu potansiyeli kullanmak ve gerçekten de dışarıya mal satmak şüphesiz başka koşulların da sağlanmasına bağlıydı. Ama önemli olan o dönemde öyle bir olanağın olmasıydı. Oysa şimdi bu olanak yok.

    Bu sevimsiz durum, özellikle ihracata duyarlı sektörlerimizi çok kuvvetli biçimde etkiliyor. Şüphesiz bu sektörlerin başında otomotiv sektörü geliyor. Sektörün toplam üretimine bakmak biraz armutlarla (mesela kamyonlarla) elmaları (mesela binek arabalarını) toplamak anlamına geliyor, ama yine de önemli bir fikir veriyor. 2008'in ocak ayında bir yıl öncesinin aynı ayına göre adet olarak üretim yüzde 53 daha yüksekmiş. Sonra bu üretim artış hızı sürekli düşmüş. Yine de temmuz ayına gelindiğinde oldukça yüksek bir oran var: Bir yıl öncesine göre yüzde 25 oranında daha fazla araç üretilmiş. Oysa bu tarihten sonra üretimin artış hızı değil de kendisi düşüyor. Üretim daralması ekim ayında yüzde 22, kasımda yüzde 50, aralık ayında ise yüzde 62.5 oranında. Farklı bir ifadeyle 2007'nin aralık ayında toplam 105 bin araç üretilmişken, bu sayı 2008'in aralık ayında 39 bine iniyor. Aynı eğilimi sektörün ihracat rakamlarında da görmek mümkün. Keza, sadece 'elmalara' bakınca da bir şey değişmiyor.

    Sadece otomotiv sektörüne bakmaktan uzaklaşalım. Grafik 1'de toplam ihracatımızın 2001 başından bu yana aylık gelişimi resmediliyor. Daha rahat görülsün diye, ihracatın ana eğilimi (düz çizgi) ile ihracatın mevsimsel hareketlerinden arındırılmış hali (kesikli çizgi) birlikte veriliyor. Son aylardaki keskin düşüş ve böylesine bir düşüşün daha önceki dönemde hiç görülmemiş olması oldukça dikkat çekici. Dış talepteki bu daralma tek tek diğer ihracatçı ülkeler için de bir kâbus.

    Ekonomi politikasına ilişkin iki çıkarsama yapıp bitireyim. Birincisi, orta-uzun vadeye dönük: Klasik deyişle 'yumurtaları aynı sepete koymanın' ne kadar da tehlikeli bir şey olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Büyüme stratejisi olarak ihracata dayalı büyüme elbette oldukça çekici bir şey, ama salt böyle olması da çok riskli. Güdük iç pazarları bulunan, buna karşın ihracat şampiyonu olan ülkelerin bu krizden derin biçimde etkilenecekleri ortada. Bu konuyu daha sakin bir ortamda tartışmakta yarar var.

    İkincisi, bugüne dair: İç talebi artırıcı politikaları şartlarımızı zorlayarak uygulamak gerekiyor. IMF ile yapılacak programda bu açıdan çok sıkı durmamız (pazarlık yapmamız) gerekiyor. Elbette, bazı gelişmiş ülkeler gibi etrafa para saçamayız. Ancak, birincisi, bütçenin önceliklerini bizi karşı kıyıya, yani 2010'a sağ salim çıkaracak bir şekilde değiştirebiliriz. Bu da kısa zamanda iç talebi en fazla artıracak şekilde bütçenin değiştirilmesi anlamına gelir. İkincisi, karşı kıyıda (2010 ve 2011'de) telafi edeceğimize herkesi inandırabilirsek, kıyının bu yakasında (şimdi) bütçe harcamalarını bir miktar artırabiliriz.      

     

     

     

     

     

     

     

     

    Grafik 1: Toplam ihracat (milyon dolar, aylık, 2003 aralık  2008 aralık)

    Bu yazı 19.01.2009 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır