Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    30 yıldır devam eden sıkıntı

    Fatih Özatay, Dr.02 Eylül 2007 - Okunma Sayısı: 1289

     

    Geçen bir yerlerde okumuştum. Tam da benim durumuma uyuyor. İnsan yaşlandıkça daha fazla anı anlatmaya başlarmış. Bir de bugün pazar; üstelik tatildeyim. Zinhar yaşın önemli bir rolü yok, daha çok son iki nedenle elbette, biraz geriye gideyim, izninizle.

    Kesin olarak ne zaman bilmiyorum. Lise yıllarının başlarındaydı sanırım. Üniversitede mühendislik okumaya heveslenmiştim. O sıralar makine mühendisliği pek bir moda. Yedi yıl Konya'da yatılı okuduktan sonra artık ailemin yanında kalmak istiyorum: Hedef ODTÜ. Bu üniversitenin sınavı genel üniversite sınavından ayrı gerçekleştiriliyor, bölüm tercihleri de sınava girmeden yapılıyor o yıllarda.

    Üstten bakış

    Etütte yanımda Şahin var. O da makine mühendisliği istiyor. Yine de tercihleri doldurmadan önce son defa soruyorum Şahin'e: Acaba elektriği başa mı yazsak? Yazmadık; abisi elektrik mühendisiymiş, pek de iyi para kazanmıyormuş. İlk tercihe yine gözdemizi koyduk. Sonuçta ben kendimi ODTÜ, Şahin de İTÜ makinede buldu.

    'Hayalime' kavuşmanın sevinci çok sürmedi. Aman Allahım bir teknik resim dersi var, bir şey anlamıyorum. Üstten görünüş, yok önden, yok yandan derken, ben kayboluyorum. Ortaokuldaki en yakın arkadaşlarımdan Sinan fındık fıstık yer gibi çiziyor hemen önümdeki çizim masasında. Yahu, ortaokulda aramızda bir fark yoktu, aynı dersleri gördük, aynı topu tekmeledik. O 'görüyor', anlıyor ve de kâğıda aktarıyor, ben bir şey göremiyorum.

    Genellikle 'AA' alınırmış o dersten, 'CC'yi zor kurtarıyorum. Ama dert bitmiyor ki; iki teknik resim dersi daha var. Üstelik, şansa bakın; danışmanım da teknik resim hocası. "Sen bu bölümü yol yakınken bırak" diyor. Benim için tam bir kâbus. Tanrım, dördüncü tercihim de 'laf olsun' kabilinden mimarlıktı. Ya o tutsaydı?

    Neyse efendim, inat bu ya, aldım o diplomayı. Ama ilk bir yıl hariç hiç mühendislik yapmadım. Sonuçta ekonomi tahsiline yöneldim. Böylece hem ben kazançlı çıktım (bir mutsuzluk kaynağından kurtulmak biçiminde) hem de mühendislik camiası. Onların kazançları da işin alfabesinden, yani teknik resimden anlamayan bir 'mühendisten' kurtulmak şeklinde oldu. Ne diyorlardı böyle iki tarafın da kazançlı çıktığı oyunlara? AB müzakereleri sırasında gündelik literatüre girmişti: "Kazan-kazan".

    Ne ilgisi var şimdi? Nereden geldi tüm bunlar aklıma? Sanıyorum son günlerde gündemde ön sıraya oturan 'sembolik tavırlar' buna neden oldu. Özellikle de şu 'cephe selamı' meselesi. Böyle yön belirten şeyleri anlamak benim için çok zor. Önden görünüş, yandan bakış ya da cephe. Fark etmiyor benim için; hepsi karışık.

    Bu gündem, gündem değil

    Makro istikrar anlamında Türkiye çok önemli bir yol aldı 2001 krizinden bu yana. 1990'lı yıllarda, hayal bile edemeyeceğimiz başarılara imza attık. Bütçe disiplinini sağladık. Kamu borcunun hep yukarıya doğru olan eğimini aşağıya çevirdik. Enflasyonu tek haneye düşürdük. Beş buçuk yıldır son sürat büyüyoruz. Kurumsal yapımızı sağlamlaştırdık.

    Artık bastığımız zemin sağlam. Şimdi yeni bir hamle yapma zamanı. Önce makro istikrarı kalıcı kılacağız. Kalıcılıktan kasıt, disiplinin bir seferlik değil, sürdürülebilir önlemlerle sağlanması. Sosyal güvenlik reformunu mutlaka gerçekleştireceğiz. Sonra da rekabet gücümüzü ve verimliliği artırıcı yeni bir reform paketini devreye sokacağız. Bu paket öncelikle işgücü piyasasındaki katılıklara çözüm bulmaya çalışacak. Şirketlerimizin ölçeklerinin büyümesini ve daha çok işgücü talep eder hale gelmelerini hedefleyecek. İşgücünü bu talebe cevap verecek niteliklere sahip kılacak bir beceri düzeyine getirecek eğitim hamlesi de olacak bu pakette. Tüm bunları gerçekleştirebileceğimiz yeni bir yasal çerçeve oluşturacağız.

    Oysa son günlerde basının odaklandığı konulara bakınca insanın umudu kırılıyor. Alın mesela şu 'türbanın modernleştirileceği' haberlerini. Bu konu hakkında durmadan bir şey okuyunca, hele çeşitli gazetelerde yer alan çeşitli resimlere, ya da eksizlere bakınca, 'La havle, nelerle uğraşıyoruz / uğraştırılıyoruz' diye düşünmüyor musunuz? Ya da 'Cephe selamı verilmedi', 'Esas duruşta uğurlanmadı' haberleri... İçinizden bir şeyler eksilip, üzülmüyor musunuz?

    Şüphesiz bu basının suçu değil. O konular orta yerde duruyor. Hepimiz biliyoruz ki bu tür konular hiç ortaya çıkmayabilirdi. Şu anda gündem çok farklı olabilirdi. 'Uzlaşma' derken asıl kastedilen buydu. Gündemi sembolik tavırların oluşturmasını istemiyorduk. Tersine, bizi ekonomi alanında süper lige çıkaracak reformların tartışılacağı bir gündem arzuluyorduk.

    Umarız daha fazla gerginlik çıkmaz. Türkiye laik ve demokratik yapısı içinde hem özgürlükleri üst düzeye taşıyacak hem de ekonomimize sınıf atlatacak gündeme döner.

     

    Bu köşe yazısı 02.09.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır