Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Kriz dersleri

    Fatih Özatay, Dr.20 Mart 2008 - Okunma Sayısı: 1046

     

    Şu yaşadıklarımızdan çıkarılacak dersler o kadar çok ki... Bir kısmına pazartesi günü değindim. Bugün sıra, zordaki bankalara borç para (likidite) verme meselesinde.Gözlem 1: ABD Merkez Bankası (Fed) ardı sıra faiz indiriyor. Aynı zamanda her türlü yolu deneyerek sıkışık durumdaki mali kurumlara borç para (likidite) veriyor. Üstelik verdiği borç karşılığında aldığı teminatların kalitesini giderek düşürüyor. Deyim yerindeyse ne getirirlerse onu teminat olarak kabul ediyor.Ancak, bu durum Bear Stearns örneğinde görüldüğü gibi, çok zor durumdaki bir mali kurumun yok pahasına "başkalarının eline geçmesine" engel olamıyor. Zira el değiştirmezse o mali kuruma akıtılan likidite yere dökülüyor, ziyan oluyor; kovanın dibinde koskocoman bir delik var. Engel olmak bir tarafa, Fed o kovaya likiditeyi dökerken, başka bir mali kurumun o kovayı tamir etmesini (o kurumu almasını) şart koşuyor. Yani asla ve asla delik kovaya su dökmüyor. Gözlem 2: Şu geçen aylarda İngiltere'de devletleştirilen banka... Northern Rock... Ne oldu? Kovaya su döküldü; hem de daha önce 'Dökecek suyumuz yok' açıklamalarına rağmen. İşe yaramadı bu eylem. Bankaya el konuldu sonunda.Ders 1: Yangına kova kova suyla müdahale etmek durumundaysanız, kovaların dibinde kocaman bir delik olmaması gerekir. Dibi boşsa kovaların, kovalara gerektiğinde (yangında) su doldurmakla görevli olan 'merkez muslukçusunun' su doldurması bir işe yaramaz. O kovaları ya tamir etmek ya da 'atmak' gerekir.Şimdi geçmişe gidelim. 2000 yılındayız...Gözlem 3: Bir bütün olarak bakıldığında mali sektörün göstergelerinin iyi olmadığı belirleniyor. Mesela geri dönmeyen kredilerinin toplam kredilere oranı yüzde 15'i aşmış durumda (şu sıralarda bu oran sadece yüzde 3'lerde). Üstelik, bilançolar pek saydam değil; bir bankaya el konulduğunda el konulan bankanın aslında geri dönmeyen kredilerinin çok daha fazla olduğu anlaşılıyor. Bankacılık sektörü kur yükselişlerine karşı son derece kırılgan; döviz cinsinden varlıkları, döviz cinsinden borçlarının çok çok altında. Gecelik borçlanma (likidite ihtiyacı) çok yüksek düzeyde.Hal böyleyken, öyle bankalar var ki, mali sektörün bu durumu onların durumunun yanında çok düzgün kalıyor. Neden likidite verilip 'yaşatılmadığı' sıkça eleştiri konusu olan 'o' bankayı alın mesela. Tüm özel bankaların 2000 Martı'nda tuttukları hazine bonolarının toplam varlıklarına oranı yüzde 31.5 düzeyindeyken, o bankanın yüzde 58 düzeyinde. Üstelik özel bankaların hazine bonolarının yüzde 20'si uzun vadeliyken, o bankanın yüzde 30'u uzun vadeli. Dahası, o banka uzun vadeli kâğıtları çok kısa vadeli borçlanarak (repolarla) tutuyor. Tüm özel bankalarda repoların toplam fonlarına oranı yüzde 38 düzeyindeyken, o bankada bu düzey yüzde 66! Bitmedi... Üstelik o banka çok kısa vadeli borçlanabilmek için diğer bankalarla işlem yapmaya muhtaç. Zira gecelik repolarının yüzde 33'ünü diğer bankalardan sağlıyor. Oysa tüm sektör için bu oran yüzde 15. Daha ayrıntılı analiz isteyenler için: F. Özatay ve G. Sak, 2002, "Bankacılık Sektöründe Kırılganlık ve Türkiye'nin 2000-2001 Mali Krizi", Brookings Trade Forum (derleyenler D. Rodrik ve S. Collins, İngilizce), sayfa: 121-172.Ders 2: Hal böyleyken, yani 2001 krizi öncesinde sistemdeki bazı kovaların dibi yokken, üstelik yasaya göre sadece ve sadece hükümetin değiştirebileceği bir sabit kur rejimi varken, "Neden dibi boş kovaya su dökülmedi?" diye her daim eleştiri gelebilir, olabilir, dert etme...

     

    Bu yazı 20.03.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır