Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Küreselleşme ve para politikası

    Fatih Özatay, Dr.25 Mayıs 2008 - Okunma Sayısı: 1171

     

    Para politikasının karşı karşıya olduğu üç temel sorundan söz ediyordum. İlk ikisi ekonomi politikası kararı almaktan sorumlu olanların davranışları ile ilgiliydi. Birincisi hükümetin özellikle 2006'daki uygulamalarının Merkez Bankası (MB) ve para politikasına ilişkin yarattığı şüpheler ve beraberindeki kredibilite kaybından kaynaklanmıştı. İkinci temel sorun ise ya ekonomi politikası anlamında dişe dokunur bir karar alınmaması ya da prim affı gibi "Şimdi bu da nereden çıktı? Yoksa geçmişe mi dönüyoruz?" sorularını beraberinde getiren uygulamalardı.

    Her ikisi de makroekonomik disiplin hakkında ciddi şüpheler doğurdu, doğuruyor. İlki durup dururken MB'nin bağımsızlığının sorgulanmasına yol açtı. İkincisi ise hem maliye hem de gelirler politikalarının giderek gevşetileceği izlenimini yaratıyor. Bu koşulların sağlıklı bir para politikası yürütmek için elverişli bir ortam oluşturmadığı sanırım yeteri kadar açık.

    Üçüncü temel sorun ise küreselleşmeden kaynaklanıyor. Küreselleşmenin tekil merkez bankalarının para politikalarına getirdiği kısıtlar artan sıklıkta tartışılıyor (mesela BIS web sayfasına bakılabilir). Küreselleşmenin yaratabileceği olası sorunları daha iyi değerlendirebilmek için para politikasının herhangi bir ekonomide nasıl etkili olabileceğine (aktarma kanallarına) kısaca değinmekte yarar var. Kriz dönemlerinde şapkadan bir dolu tavşan çıkarmayı (mesela FED'in son dönemde yaptıklarını) bir tarafa bırakırsak, bir merkez bankasının tek bir temel politika aracı var: Kısa vadeli faiz oranını belirlemek.

    Merkez bankalarının enflasyonu ve üretim düzeyini (kısa dönemli üretim düzeyi, potansiyel üretim düzeyi değil) değiştirebilmeleri için bu kısa vadeli faizlerin tüketim ve yatırım kararlarını belirleyen unsurları etkileyebilmeleri gerekiyor. Yani daha uzun vadeli faizleri ve bekleyişleri değiştirecek kısa vadeli faizler, sonra da tüketici ve yatırımcı güvenini, kredi arz ve talebini, yatırım ve tüketim planlarınıÖ Bir diğer kanal da 'kısa vadeli faizler - bekleyişler - döviz kuru üretim maliyetleri ile iç ve dış talep düzeyi' kanalı.
    Küreselleşmenin özellikle ilk kanal üzerindeki etkileri üzerinde duruluyor. Uzun vadeli faiz oranlarının belirlenmesinde eğer yurtdışı faiz oranları giderek daha fazla rol oynuyorsa, bu durum aktarma kanallarından bir tanesinin çok iyi çalışmaması anlamına geliyor. Küçük merkez bankalarının aldıkları kararlardan çok büyük merkez bankalarının kararları, gelişmiş ülkelerdeki ekonomik durum, bu duruma ilişkin haberler ve yabancı mali yatırımcıların davranışları daha bir belirleyici oluyor. Son yıllarda yaşadıklarımız bu ihtimalin kayda değer olabileceği şüphesini doğuruyor.

    Bir de hem arz ve talep koşullarına bağlı olarak, yani 'temel' nedenlerle, hem de spekülasyon nedeniyle emtia fiyatlarının kürede artış göstermesi olgusu var. Bu artışın giderek bir balon haline dönüşmesi olasılığı söz konusu;  büyük dalgalanmalar olabiliyor emtia fiyatlarında. Yurtiçi fiyat hareketleri üzerinde önemli yansımaları var bu eğilimlerin ve dalgalanmaların.

    Kısaca, küçük merkez bankalarının küreselleşmeyle birlikte işlerinin zorlaştığını gösteren çok sayıda belirti bulunuyor. Hükümetlerin kendi ekonomik programlarının sağlığı açısından bu olguyu dikkate almalarında ve para otoritesine yardımcı olmalarında sayısız yarar var.

     

    Bu yazı 25.05.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır