Arşiv

  • Şubat 2024 (16)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)
  • Mayıs 2023 (9)
  • Nisan 2023 (9)
  • Mart 2023 (11)

    Döviz müdahalesi

    Fatih Özatay, Dr.28 Ağustos 2008 - Okunma Sayısı: 1128

     

    Lira oldukça değerli bir düzeyde. Varsayalım ki paramıza değer kaybettirmek istiyoruz. 'Zihni Sinir' projelerini bir tarafa bırakırsak, Merkez Bankası (MB) paramıza değer kaybettirmek için ne yapabilir? Döviz piyasasına sık sık müdahale ederek döviz alma seçeneğine bakalım önce. Her şeyden önce bunun 'yapılabilir' bir seçenek olduğu ortada. Zira 'mevcut koşullar' altında piyasada alınacak döviz var. Üstelik bu müdahalelere başlarsa Türkiye'ye daha fazla döviz geleceğinden de şüpheniz olmasın. Mevcut koşullardan kasıt şu: Birincisi, cari işlemler fazlası veren ülkelerle petrol zengini ülkelerin büyük tasarruf fazlaları var. Eskisinden farklı olarak ABD piyasaları güvenilir liman değil onlar için. Bizim gibi ülkeler, küresel krize rağmen, bu nedenle hâlâ önemli miktarda sermaye çekebiliyor. İkincisi, reel faizler yüksek bir düzeyde Türkiye'de. İç siyasi risklerin azaldığı dikkate alınırsa Türkiye'de tasarrufları değerlendirmenin riski azalmış bulunuyor. Dolayısıyla bizim gibi ülkeler arasında bu durum (eskisine kıyasla daha yüksek risksiz reel faiz), Türkiye'yi yabancı sermaye açısından çekici bir konuma getiriyor. MB'nin döviz satın alması demek, karşılığında piyasaya lira vermesi demek. Döviz alım miktarı yüksek ve de alım sıklığı fazla olursa piyasaya çok fazla miktarda lira çıkmış olacak. Enflasyon çok düşük bir düzeyde (mesela eski yüzde 4 hedefinin altında bir yerde olsaydı) kontrollü bir şekilde (abartmadan) ve faiz indirimleri ile birlikte uygulanabilirdi böyle bir politika. Oysa tüketici enflasyonu yüzde 12'ye çıktı. Böyle bir uygulama sonucunda piyasaya bu kadar para bırakmak demek, enflasyonun daha da artması demek. Varsayalım ki enflasyonun artmasına razıyız. Ama ufak bir sorun var: İhracat ve ithalat açısından önemli olan nominal kur değil; enflasyondan arındırılmış kur, yani reel kur. Yüzde 5'lik bir kur artışından bahsetmiyoruz. Paramıza kısa sürede önemli miktarda değer kaybettirmek (yapabilirsek) söz ediyoruz. Şu anda bir dolar 1.2 lira. Diyelim ki 1.5 liraya çıksın istiyoruz. Benzer bir artış avroda da olacak. Kısa sürede yüzde 25'lik kur artışının tüm girdi maliyetlerini yukarıya doğru hareketlendireceği açık. Bu durumda, üretim maliyetleri de artacak. Kur artışından elde edilen 'rekabet gücü' sınırlı bir düzeyde kalacak. Enflasyon ne kadar yüksek olursa, rekabet 'kazanımı' o kadar düşük olacak. İhracatçıları memnun edecek bir kur artışı karşısında, kurdan fiyatlara geçişkenliğin son yıllarda azalmış olmasına asla güvenemeyiz. Çünkü yüklü ve sık döviz alım müdahaleleri ve karşılığında piyasaya para bırakılması demek, artık oyunun kurallarının değiştiğinin ilan edilmesi demek. Bu durumda yüzde 20'lerde bir enflasyon oranına tekrar merhaba diyebiliriz. Bunu istemiyorsak, döviz müdahaleleri karşılığında piyasaya bırakılan Türk lirasının MB tarafından geri çekilmesi gerekecek. Yani, döviz piyasasında MB döviz alıp Türk lirası verecek. Sonra dönecek, Türk lirası piyasasında o parayı geri çekecek. Faiz ödeyecek bankalara. Bu işlemi yapabilmek için de faizleri mevcut düzeyinden bir dirhem aşağıya indiremeyecek. Çok muhtemelen de yükseltecek. Bütün bu işlemlere yol açan sürecin başında ne vardı? Türk lirası cinsinden mali varlıkların getirisinin cazip olması. Yani, riskten arındırılmış reel faizin yüksek olması. Bu yükseklikten kaynaklanan sonuçları ortadan kaldırmak için sürecin sonunda tekrar faizi yükseltecek MB. Sorun çözülmemiş olacak. Dolayısıyla, mevcut koşullarda bu oynanabilir bir oyun değil. Başka bir şey yapmak gerekiyor. O 'başka şey' ise mevcut reel faiz düzeyini düşürmekten geçiyor. Ama nasıl? Pazar gününe...

     

    Bu yazı 28.08.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır