Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Sanayisizleşme: Türkiye ekonomisindeki son tehlikeli eğilim mi?

    Ussal Şahbaz30 Mart 2011 - Okunma Sayısı: 3004

     

    Yapısal değişim gelişmekte olan ülkelerde verimlilik artışlarının lokomotifidir. Fakat yapısal değişim ancak doğru yönde ise verimlilik artışı sağlar. Dani Rodrik'in de son köşe yazısında belirttiği gibi, pek çok Asya ekonomisinde işçilerin tarımdan verimliliği daha yüksek imalat ve modern hizmet sektörlerine kayması genel verimlilik artışını tetikleten en önemli güç olmuştur. Öte yandan Latin Amerika'da yapısal değişim yanlış yönde gerçekleşmiş, verimliliği düşük kayıt dışı hizmetler sektörü büyümüş ve imalat sektörü daralmıştır.

    Rodrik'in TEPAV'da yapılan Merih Celasun'u Anma Dersi'nde sunduğu bulgulara göre Türkiye şu ana kadar yapısal değişimi doğru yönde gerçekleştirmiştir. Son yirmi yılda sağlanan verimlilik artışının yaklaşık %40'ı doğrudan yapısal dönüşümün sonucu olmuştur. Sanayileşme süreci bu dönüşümün lokomotifi rolünü üstlenmiş, verimliliği düşük tarım sektörü yerine verimliliği yüksek imalat sektörü ağırlık kazanmıştır.

    Öte yandan, sanayileşme sürecinin de bir doygunluk noktası vardır. Belli bir noktadan sonra yapısal dönüşüme dayalı büyüme performansını korumak zorlaşabilmektedir. O zaman günün sorusu şu olmalıdır: Sanayileşme eğilimi sürdürülebilir mi?

    ussal.520px

    Yukarıdaki verilere bakılırsa, bu eğilim sürdürülemeyebilir. TEPAV araştırma ekibi son on yıl içerisinde Türkiye Rekabet Kurumu'na yapılan birleşme ve devralma (başvurularını analiz etmiştir. Belirli bir ölçeğin üzerinde olan işlemler (ciro olarak 25 milyon TL üzeri veya pazar payı olarak %25'in üzeri) Rekabet Kurumu'na rapor edilmiştir. Yukarıdaki grafikler ISO1000 listesinde yer alan 21 büyük imalat sanayi şirketinin işlemlerini göstermektedir. İşlemler iki kategoride incelenmiştir:  imalat sanayindeki birleşme ve devralma işlemleri ve hizmet ve enerji sektörlerindeki birleşme ve devralma işlemleri. Yeşil sütunlar sektöre girişi (satın alma), kırmızı sütunlar ise sektörden çıkışı (elden çıkarma) temsil etmektedir.

    Veriler son beş yılda işlem örüntüsünün açık bir biçimde değiştiğini göstermektedir. 2000 ve 2006 yılları arasında imalat ve hizmet sektörlerinde giriş ve çıkışların sayısı neredeyse eşitken 2007 ile 2010 yılları arasında hizmetler sektörüne net giriş imalat sektörüne giriş sayısından oldukça fazla olmuştur. Türkiye'nin geleneksel sanayicileri imalat sektöründen çıkmakta, yerine hizmet ve enerji sektörlerine girmektedir. İmalat verileri (bu notta gösterilmemektedir) de benzer bir eğilime işaret etmektedir. Bu aslında Türkiye'de şirketler hakkındaki haberleri yakından takip edenler için yeni bir haber değil: Sabancı'nın yeni favorisi otomotiv değil enerji, Zorlu'nun yeni gözdesi televizyon imalatı değil gayrimenkul geliştirme, Eczacıbaşı ailesi ise adını aldığı ilaç endüstrisinden çok Kanyon alışveriş merkezi ile birlikte anılıyor.

    Peki, rakamlar ne diyor? Tabii ki bu geleneksel sanayicilerin sattığı imalat tesisleri yok olmuyor, farklı kişilerin ellerinde faaliyet göstermeye devam ediyor. Buradaki kilit nokta Türkiye'nin şirketler kesimi içerisinde en sofistike stratejik planlama becerilerine sahip bu büyük şirketlerin imalat sektörünü artık karlı bir yatırım alanı olarak görmemesi. Diğer şirketler de bu büyük şirketleri takip etmesi ve önümüzdeki dönemde imalat sanayine yapılan yatırımlarda düşüş gözlenmesi muhtemel. Tabii ki bu gözlemler bir kesinlik ifade etmiyor; ancak izlenmesi gereken bir eğilim söz konusu olabilir.

    Bu eğilim neden tehlikeli olabilir? Bazıları finans hizmetleri, yüksek kalite ürün perakendeciliği veya enerji sektörleri gibi küresel düzeyde birbiriyle bağlantılı hizmet sektörlerinin daha verimli olduğunu ve bu sektörlerin imalat sanayinin yerini almasında herhangi bir tehlike olmadığını iddia edebilir. Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Türkiye, Dubai, Singapur veya Yunanistan değil. Verimliliği yüksek sektörler yalnız başlarına Türkiye'nin büyük işgücünü absorbe edemez. Hizmetler sektörü imalat sektörünün küçülmesi pahasına istihdamdan daha büyük pay almayı sürdürürse, zaman içerisinde verimliliği yüksek segmentler de doygunlaşma noktasına gelecek ve istihdam artışı verimliliği düşük hizmet sektörlerinde yoğunlaşacak. Türkiye sürdürülebilir büyümeyi devam ettirmek için üretim yapmak zorundadır. Bu bağlamda sanayisizleşme eğilimini ortadan kaldırmak için önümüzdeki yıllarda ciddi bir sanayileşme stratejisinin uygulanması gerekmektedir. Aksi takdirde Türkiye yapısal dönüşümün yanlış tarafında kısılıp kalabilir.

     

    * Ussal Şahbaz, TEPAV Danışmanı, http://www.tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/1189/Ussal+Sahbaz

     

    Etiketler:
    Yazdır