Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    İnsani Gelişme Endeksi’ne kulak versek bir taşla dört kuş vurabiliriz

    Efşan Nas Özen22 Mart 2013 - Okunma Sayısı: 6189

    Geçtiğimiz hafta 2013 İnsanı Gelişme Raporu ve raporla birlikte de 2012 İnsani Gelişme Endeksi (İGE) değerleri açıklandı. Türkiye her zamanki gibi endeks puanları sıralamasında ekonomik performansının oldukça altında bir yer buldu: Dünyanın on altıncı büyük ekonomisi olan ve önümüzdeki on yılda ilk ona girmeyi hedefleyen Türkiye, İnsani Gelişme Endeksi sıralamasında 90. sırada.

    Aslında Türkiye’nin sosyal göstergelerinde ekonomik göstergelerine kıyasla daha düşük oranda bir iyileşmenin görüldüğü uzun zamandır söyleniyor. İGE’ye bakıldığında da benzer bir durum görülüyor: Türkiye 2000 yılından bu yana İGE puanını ancak 0,08 puan arttırabilmiş. İçinde bulunduğu bölge olan Avrupa ve Orta Asya bölgesinin görece düşük performansa sahip ülkeleri arasında. Ayrıca 1980 yılından bu yana reel GSYH yıllık yüzde 9 civarında bir artış gösterirken aynı dönemde İGE puanındaki yıllık artış ancak yüzde 2 seviyesinde kalmış. Peki sorun nereden kaynaklanıyor?

    Bu sorunun cevabını verebilmek için İGE’nin hesaplanma yöntemini incelemek gerekiyor. Endeks temel olarak seçilmiş ekonomik, sağlık ve eğitim değerleri kullanılarak yapılan hesaplamaya dayanıyor ve ekonomik gösterge olarak gayri safi milli gelir, sağlık göstergesi olarak ortalama yaşam süresi ve eğitim göstergeleri olarak da yıl cinsinden ortalama ve beklenen eğitim süreleri kullanılıyor. Türkiye, büyük ekonomisi ve 74 yıllık ortalama yaşam süresi ile daha yüksek bir noktaya yerleşebilecekken, ortalama ve beklenen eğitim sürelerinin düşük olması, Türkiye’yi endekste daha aşağı bir noktaya çekiyor (Şekil 1). Diğer bir deyişle, insani gelişmişlik düzeyimizin ekonomik performansımıza kıyasla zayıf oluşu, eğitim ile ilgili sorunlarımızdan kaynaklanıyor.

    Şekil 1: İGE ve alt endekslerinde Türkiye’nin puanları

    ef

    Kaynak: Birleşmiş Milletler 2013 İnsani Gelişme Raporu

    Bu tespiti ortaya koyduktan sonra biraz daha derine inelim. İGE’de ortaya konulduğu hali ile Türkiye’nin eğitim sorunu, yetişkinlerin ortalama eğitim süresinin düşük oluşu. Ortalama 6,5 yıllık eğitim süresi ile Türkiye, Zambiya ve Vanuatu ile aynı seviyede bulunuyor. Bu açıdan, tasarım, kalite ve uygulamaya yönelik sorunları bir yana bırakırsak, 4+4+4 eğitim sisteminin hedeflendiği gibi zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardığı takdirde önümüzdeki yıllarda endekste göreli bir artışa yol açması mümkün görünüyor. Eğitimin süresindeki artışın kalitesine ne derece yansıdığının başka bir yazının konusu olmak şartıyla analiz dışı olduğunu varsayıyoruz.

    Eğitim süresini arttırmak yalnızca İGE sıralamamızı biraz daha az yüz kızartıcı bir seviyeye çıkarmak için gerekli değil elbette. Örneğin eğitim seviyesi artışının ilk akla gelen etkileri işgücü kalitesi ve ülkenin inovasyon potansiyelindeki artış. Pek o kadar ortada olmayan bir başka etki ise, kadınlarımızın işgücüne katılımının artışı olabilir. 2009 yılında Dünya Bankası ve o zamanki adıyla DPT’nin birlikte gerçekleştirdiği “Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımı: Eğilimler, Belirleyici Faktörler ve Politika Çerçevesi” raporuna göre ilkokul mezunu kadınlar arasında yüzde 3 seviyesinde olan istihdam edilebilirlik oranı, üniversite mezunu kadınlar arasında yüzde 73’e yükseliyor. TÜİK’in Hanehalkı İşgücü Anketi verilerini kullanarak yaptığımız analizler de, eğitim düzeyi artışlarının kadının işgücüne katılım olasılığını önemli ölçüde arttırdığını gösteriyor. Diğer bir deyişle, kadınları okula gitmek için evden çıkarabilirsek, çalışma hayatına katılmalarını sağlamak hem kadınların kendileri hem de politika yapıcılar için kolaylaşıyor.

    İnsani Gelişme Endeksi, çoktan almış olmamız gereken temel bir mesaj veriyor: Türkiye’de eğitimde sorunlar vardır. Sorunları çözmek, İGE’nin yanı sıra işgücü kalitesi, inovasyon ve kadınların işgücüne katılımında da iyileşmeyi sağlama potansiyelini beraberinde getiriyor. Öyleyse bir taşla dört kuş vurmak için gereken adım atılmayı bekliyor.


    * Efşan Nas Özen, Ekonomi Çalışmaları, Araştırmacı

    Etiketler: Refah, Eğitim,
    Yazdır