Arşiv

  • Ağustos 2020 (4)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Demokrasi Açığı ve Yerelleşme

    25 Nisan 2013 - Okunma Sayısı: 4776

    Demokrasi ve yerelleşme tartışmaları, bu kavramlara yüklenen anlam, sorunların çözümünde referans noktaları olarak gösterilmeleri bu yazı dizisinin çıkış noktasıdır. Tartışmalarda “demokrasi” kavramı verili bir durum olarak kabul edildiği, temsil ile özdeşleştirildiği ve öznesinin kim olduğu tartışma dışı bırakıldığı için buradan başlamak yararlı olacaktır.

    1: Demokrasi açığı nasıl tanımlanmalı?

    Demokrasi açığı temsili demokrasinin çıkmazları, kamunun örgütlenme biçimleri ve iş yapma süreçleri ile toplumsal yapı ve toplumun ihtiyaçları-istekleri arasındaki çelişkiler üzerinden anlamlandırılabilir. Demokrasinin temel bileşenleri temsil -seçme kendi iradesini gerçekleştirilmek üzere periyodik aralıklarla başkasına devretme-vekil tayin etme ve seçilebilme olarak görülmektedir. Temsili sistem sadece yapısı gereği değil (kimler, nasıl seçilebilir), karar verme süreçlerinin işleyişi ve sınırlılıkları üzerinden de pek çok eleştiriyi içinde barındırmaktadır.

    Demokrasinin niteliği/ne olduğu düşünüldüğünde öncelikle şu sorular karşımıza çıkmaktadır: 1) Demokrasi hangi mekanizmalar üzerinden işliyor? 2) Toplumu ilgilendiren ve kökten biçimlendiren kararlar kimin tarafından, nasıl veriliyor? 3) Siyasi güç kimde/ nerede toplanıyor? Bu soruların yanıtları demokrasinin niteliğini açığa çıkarmak için önemli dayanak noktalarıdır. Mekanizmalara baktığımızda demokrasinin bir tarafta temsile diğer yanda pazarlığa dayandığı görülmektedir.

    Temsile dayalı demokrasi, gücün merkezde toplandığı bir yapılanmayı öngörmekte ve temsili politik alan ile sınırlı tutmaktadır; ekonomik alana hiçbir biçimde bulaşmamakta ya da başka bir deyişle üretim sürecinin kendisi -demokratikleşmesi- ile ilgilenmemektedir. Temsili sistemde yöneten ile yönetilen arasında ayrım keskin ve yönetmek elitlerin işi olarak görülmektedir. Burada elit kavramı seçkin bir kesim anlamında değil, her bir grubun ideolojisinin taşıyıcılarını ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu taşıyıcılar (bilen öncüler), az bilen yığınların hayatlarını biçimlendiren kararları verir, yönlendirir; “yığının” kendi hayatı üzerine düşünemediği, karar veremediği, neyin kendisi için iyi olduğunun ayırdına varamadığı öngörülür.

    Temsili demokrasi savaş sonrası dönem yapılanmaları üzerinde etkili olmuştur. Özellikle kıta Avrupa’sında İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan yapılanma, iktidarın farklı güç odakları tarafından dengelenmesi ve denetlenmesini sağlıyordu. Ayrıca toplumu oluşturan sosyal “tarafların” pazarlık yapması ve uzlaşısı üzerinden işliyordu. Pazarlık, tarafların güçleri kadar ve onunla orantılı bir biçimde sözünü söylemesi ve taleplerini elde etmesi anlamına gelmektedir. Pazarlıkta güçlü olmak önemlidir. Elbette bu, “Pazarlık yapacak gücü ya da örgütlülüğü olmayanlar ne yapacak?” sorusunu akla getirmektedir. Onlar bu sistemin neresinde yer alacak, sözlerini nasıl söyleyecek, taleplerini nasıl dillendirecek ve gerçekleşmesini nasıl sağlayacak? Ya da “her şey güçten ibaretse”, zayıf ve kırılgan olanlar için “yenilgi kaçınılmaz” mı, zayıflığın bir hükmü yok mu?[1]

    Öte yandan “niçin demokrasi” denildiğinde birkaç karşılık dile gelmektedir: “yapabilmek”, “karar verebilmek”, “seçebilmek” bunların başında yer almaktadır. Örneğin Amartya Sen, yoksulluğu yapabilme, kapasitesini ortaya koyma, kendini gerçekleştirme önündeki engeller üzerinden tanımlamakta, böylelikle özgürlük ile bağını kurmaktadır. Yoksulluk, bir nevi yapabilme iktidarından mahrum olma durumudur. Sen’in dikkat çektiği diğer nokta yapabilme ile ifade etme-dile getirme-tartışmalara katılma- sözünü söyleme arasındaki ilişkidir. Demokrasinin kendisi kamuoyu önünde tartışmayı (public discussion)[2] ve yapmayı[3] içermediği sürece o an için çoğunluğun çizdiği sınırlar içinde dolanmanın ötesine geçemeyecektir.  Her şeyin sayılabilir ve ölçülebilir olması gerektiği, niceliğin tek başına kanun gücüne sahip olduğu, sadece çoğunluğa ve onunla orantılı olarak pazarlığa dayalı demokrasinin üreteceği şey, en iyi ihtimalle, Platon’un deyişiyle “niceliğin zorbalığı” olacaktır.

    Bundandır ki demokrasi açığı, salt çoğunluğun temsili üzerinden değil; çoğunluğun ve muhalefetin, farklı olanın, karar verme ve politika belirleme süreçlerine katılımı üzerinden anlamlandırılabilir. Karar verme, belirleme ve biçimlendirme gücünden mahrum olmanın düzeyi demokrasi açığını da belirleyecektir. Cicero’nun dediği gibi özgürlük iktidara-yönetime katılmaktır. Etkisiz olanın, görülmeyenin, söylemeyenin, eylemeyenin özgürlüğü de yoktur.

    2: Demokrasi açığını ölçmek mümkün müdür?

    Demokrasi;  gelenekler, kültür, toplumsal mücadeleler ve bunun biçimlendirdiği toplum yapısı, içinde bulunulan coğrafya-etkileşimler vb. tarafından şekillendirildiği için son derece karmaşıktır. Çoklu yapısı demokrasinin ölçülebilirliğine ilişkin kuşkuları beraberinde getirmekle birlikte, hem merkez hem de yerel düzeyde ölçümü olanaklı kılacak göstergeler ve endeksler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu endekslerden biri The Economist Intelligence Unit tarafından 2007 yılından itibaren hazırlanan Demokrasi Endeksidir.

    Ekonomist tarafından oluşturulan Demokrasi Endeksi, seçim sistemi ve çoğulculuk, hükümetin işlevleri, politik katılım, politik kültür ve insan hakları üzerinden oluşturulmuştur. Endekse göre Türkiye 2012 yılında 167 ülke arasında 88. sırada yer almaktadır[4].  Türkiye’nin en zayıf olduğu alanlar insan hakları, politik katılım ve politik kültürdür. 2007 aynı göstergeler hazırlanarak yapılan endekste de Türkiye 88. sırada yer almıştı. Dünya Bankası Enstitüsü, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve hesap verebilirlik, politik istikrar ve şiddetin olmaması, hükümetin etkinliği, hukukun üstünlüğü, yolsuzluğun kontrolü üzerinden ülkeleri değerlendirmekte ve sayısal bir puan vermektedir.[5] Puanlama 0-100 arasında değişmektedir. Türkiye’nin 2008 yılında ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile hesap verebilirlik puanı 45 iken 2011 yılında 44’e düşmüştür. Freedom House ise ülkeleri özgürlük çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutmaktadır.  2011 yılında 87 ülke özgür olarak nitelendirilirken, Türkiye “kısmen özgür” ülkeler arasında yer almış, politik haklar, özgürlük ve sivil haklar konularında 7 üzerinden 3 olarak puanlanmıştır. 2012 yılı değerlendirmesinde ise Türkiye’nin özgürlükler açısından geriye gittiğine, özellikle insan haklarının tehlike altında olduğuna işaret etmiş ve Türkiye politik haklar noktasında 7 üzerinden 3, insan hakları alanında ise 4 olarak puanlanmıştır.[6]

    Yerelde demokrasinin ölçülmesi için de farklı kurumlar tarafından göstergeler oluşturulmaya çalışılmaktadır.

    • The International Institute for Democracy and Assitance (IDEA)[7] 2001 yılında “Yerel Düzeyde Demokrasi: Temsil, Katılım, Çatışma Yönetimi ve Yönetişim Üzerine Uluslararası El Kitabı”nı yayınlamıştır. Kentin mekânsal özellikleri (demografi, sosyal ilişkiler, insani gelişme göstergeleri, belediye finansmanı, insan hakları ve güvenliği), temsili demokrasinin işlerliği (yasal düzenlemeler, seçim sistemi, parti sistemi, seçilmişlerin değerlendirilmesi, seçmenlerin katılımı) ve katılımcı demokrasinin kalitesi (açıklık, tarafsızlık, şeffaflık, hesap verilebilirlik, cevap verebilirlik, vatandaşa erişim yolları ve yönetimleri, vatandaş insiyatifleri) çerçevesinde oluşturulan göstergeler üzerinden yerel demokrasiyi değerlendirmektedir.[8]
    • Tocqueville Research Centre yerel demokrasiyi ölçmek için bütçede şeffaflık, kamu alımlarında şeffaflık, yerel yönetim belgelerine erişim, yerel yönetimler tarafından halka açık yapılan toplantılar, forumlar, vatandaşların katılımcı olduğu ve yerel yönetimlere danışmanlık işlevini yerine getiren örgütlenmelerin varlığı ve bu örgütlenmelerin ellerindeki güç, yönetimlerin faaliyetleri konusunda vatandaşı bilgilendirme düzeyleri, vatandaşların dini inanç ve etnik köken nedeniyle ayrımcılığa uğrayıp uğramadığını gösteren anket çalışmalarının sonuçları ile bürokratların ve çalışanların tarafsızlığına ilişkin yapılan saha çalışmalarının sonuçlarını kullanmaktadır.[9]

    Farklı kurumlar tarafından geliştirilen bu araçlar halihazırda belirli ülkelerde/coğrafyalarda (örneğin Arap ülkeleri, eski Doğu Avrupa ülkelerinde) kullanılmaktadır; şuan için tüm ülkeleri yerel demokrasi açısından karşılaştıracak, evrensellik kazanmış gösterge ve endeksler bulunmamaktadır. Bulunması gerekir mi, ya da her şeyin her koşulda matematiksel verilerle ölçülmesi gerekir mi, bu ise başlı başına bir tartışma konusudur.

     


    [1] “Her şey güçten ibaretse, yenilgi kaçınılmaz. Zayıflığın da bir hükmü olmalı”. Aslı Biçen, “İnceldiği Yerden”, Metis Yayınları, 2008.

    [2] Amartya Sen, Reflections on Theory in the Social Sciences, the University of California at Berkeley, 2005

    [3] Demokrasinin yapılan, yapılarak var kılınan, öğrenilen ve işlerlik kazandırılan bir süreç olduğu  önermesi üzerinden…

    [4] http://danquahinstitute.org/docs/Democracyatastandstill-2012.pdf

    [5] Dünya Bankası her bir ülkede faaliyet gösteren düşünce kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve uluslar arası kuruluşların iş çevreleri, vatandaş ve uzmanlarla yaptıkları görüşmelerin değerlendirmesi üzerinden hesaplama yapmaktadır. Puan 100 en iyi durumu, 0 en kötü durumu temsil etmektedir.

    [6] Freedom House hesaplamasında puan yükseldikçe özgürlükler azalmaktadır.

    [7] IDEA demokrasinin inşa edilmesi için uğraş verenlere bilgi sağlayan, politika geliştirip analiz yapan, demokratik reformları destekleyen hükümetlerarası bir kuruluştur. 27 üye devleti ve bir gözlemci devleti bulunmaktadır.

    [8]http://www.dpwg-lgd.org/cms/upload/pdf/A_users_guide_to_measuring_local_governance.pdf

    [9] A User’s Guide to Measuring Local Governance, UNDPOslo Governance Centre

     

    * Ülker Şener, Yönetişim Çalışmaları, Araştırmacı

    Etiketler: Demokrasi, Yerelleşme,
    Yazdır