Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Faiz oranları ve para politikası

    Hasan Ersel, Dr.11 Ocak 2007 - Okunma Sayısı: 1997

     

    40 yıl kadar önce rahmetli eniştem beni İzmir'de kireççilerin buluştuğu kahveye götürmüştü. Orada kireç alım satımı yapılıyordu ama ortalıkta para yoktu, bütün bağıtlar "verilen sözler" üzerine gerçekleşiyordu. Fiyatlar ödemenin zamanına göre değişiyordu. Bir ay içindeki ödeme "peşin" olarak kabul ediliyordu. Daha sonraki ödemelerde fiyat yükseliyordu. Bu artışın ne kadar olduğunu sormuştum. Her ay için belli bir yüzde artış konuluyordu. Faize karşılık gelen bu yüzde artış rakamı sadece "kireç" için geçerliydi. Başka mallara ilişkin bağıtların yapıldığı diğer kahvelerde duyacağım artış oranının (faizin) daha farklı olacağını öğrendim. Nedenini sorduğumda, bunun "yapılan işin niteliğine" bağlı olduğunu söylediler.

    Böylece Alfred Nobel adına iktisat dalında verilen ödülü 1972 yılında alan büyük İngiliz iktisatçısı Sir Hohn Hicks'in (1904-1989) ünlü "Value and Capital" adlı kitabındaki soyut "hafta" (kireçte ay) ve "işe özgü faiz oranı" (own rate of interest) kavramlarının uygulamasıyla tanışmış oldum. İnsan bir konuyla böyle tanışınca hiç unutmuyor. Ben de unutmadım. O nedenle ne zaman "ekonomideki faiz oranı" sözünü duysam aklıma, İzmir'de bundan 40 yıl kadar önce kale eteklerinde yan yana dizilmiş kahveler gelir. Dudaklarımda da gizlemeye çalıştığım hafif bir gülümseme belirir.

    Enflasyon hedeflemesi yaklaşımı aslında, mali sistemin belli bir olgunluk düzeyine ulaştığı bir ekonomide, "işe özgü faiz oranlarının" bir türlü Merkez Bankası'nın kısa dönem faiz oranıyla ilişkilendirilebileceği varsayımına dayanır. Akla gelen ilk yol "faiz kanalıdır". Merkez Bankası kısa dönem faiz oranını yükseltince, bankalar da kredi faiz oranlarını yükselteceklerdir. Bu durumda da vadeli satış yapanlar fiyatlarını ona göre ayarlayacaklardır. Bunun anlamı vadeli satışlarda fiyatların yükselmesidir. O zaman da bu, talebi etkileyecek, satış miktarı düşecektir. Satıcılar bu durumda temel fiyatları (vadesiz satış fiyatları) artırmamanın yolunu bulmaya çalışacaklardır. Bu da enflasyonu düşürücü yönde bir etki yaratmış olacaktır.

    Mantıki görünüyor. Ama ya üreticiler bankalardan kredi al[a]mıyorlarsa? Ya da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) anketlerinde görüldüğü üzere kullandıkları yabancı kaynakların yüzde 40'tan az kısmı banka kredileriyse? O zaman vadeli fiyatların belirlenmesinde TCMB kısa dönem faizinin hâlâ etkili olduğunu söyleyebilir miyiz? Sanırım bu sorunun yanıtı yine de "evet". Ama bu yolla olması şart değil. Akla gelebilecek iki yol daha var: Mali varlıkların fiyatlarının değişmesi ve döviz kurunun değişmesi. Hangi yolla olduğu önemli mi? Evet, çünkü her yolun piyasalar üzerindeki etkisi farklı. Bu nedenle de "göreli fiyatları" etkileme biçimleri de farklılaşıyor. 2007'de para politikası yoluyla neler yapılabileceğine bu açıdan bakmakta yarar var gibi.

     

    Bu köşe yazısı 11.01.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır