Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    2007’de euro bölgesi

    Hasan Ersel, Dr.15 Ocak 2007 - Okunma Sayısı: 2018

     

    OECD ve AB raporlarında euro bölgesindeki ülkelerin yapısal sorunlarını ciddi reformlar çerçevesinde çözemedikleri takdirde, potansiyel büyüme oranının yükselmeyeceği, orta-uzun dönemde ciddi bazı sorunlarla karşılaşılabileceği konusunda kaygılar ve uyarılara yer veriliyor.

    Euro bölgesinde ne olup bittiği Türkiye için önemli. Bu bölge, hem dış ticaretimizde önemli bir yer tutuyor hem de dış finansal ilişkilerimizde.  Başka ilişkilerimiz de var. Danimarka dışında Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmamız fikrine en çok karşı çıkan ülkelerin tümü bu grupta yer alıyor. Öte yandan bu ülkelerin büyük bir çoğunluğu ile de "müttefikiz". Özetle euro bölgesiyle çok boyutlu ilişkilerimiz var. Dolayısıyla euro bölgesindeki gelişmelerden de çok yönlü etkileniyoruz. Üstelik bu etkilenme bir alanda olumlu olurken bir başka alanda olumsuz olabiliyor. Tüm bu etkilerin bileşkesini bir siyasal/iktisadi çerçeve içinde görmek ise o kadar kolay değil. Hiç olmazsa benim için. Ama bir yerden de başlamak gerek. Euro bölgesinin ekonomik durumuna ve 2007'de neler beklenebileceğine bakmak fena bir başlangıç noktası değil gibi geliyor bana... Aslında bu da kolay bir şey değil. Çünkü euro bölgesi içindeki ekonomiler çok farklı. Bölgenin görünümünü biçimlendirmede de doğal olarak Yunanistan değil, ekonomisi çok daha büyük olan Almanya önem kazanıyor.

    Makro iktisadi gelişmeler

    Yakınlarda euro bölgesindeki ekonomik gelişmeleri ele alan iki rapor yayımlandı. Bunlardan ilki European Commision Directorate General-Fpr Economic and Social Affairs'in "Quarterly Report on the euro Area" (Vol. 5 No. 4; Aralık 2006) [Kısaca AB raporu] ve ikincisi de OECD'nin 4 Ocak 2007 tarihinde yayımladığı "Economic Survey of the Euro Area 2007" başlıklı raporları [Kısaca OECD raporu]. Bu raporlara dayanarak euro bölgesinin ekonomik durumuna ilişkin bazı saptamalar yapmak olanaklı.

    İktisadi Büyüme: AB raporu 2006 yılı için euro bölgesinde büyüme hızını yüzde 2,6 olarak tahmin etmekte. OECD'nin raporuna göre ise yılın ilk yarısında gerçekleşen büyüme, potansiyel büyümenin bile üzerine çıkmış durumda. Dolayısıyla euro bölgesinde büyümeye ilişkin bir sorundan söz edilecekse bu, bölgenin büyüme potansiyelini kullanamaması değil, potansiyel büyüme oranının düşük olmasıdır. Örneğin ABD ekonomisi 2006 yılında, Economist dergisinin verdiği tahmine göre yüzde 3,3 oranında büyümüştür. Bu oranın ABD ekonomisinin potansiyel büyüme oranının altında bile olduğu söylenebilir.

    EU raporu 2007 yılında euro bölgesinin yüzde 2.1 büyüyeceği tahminine yer vermektedir. Economist dergisi ise bölgenin büyüme hızını biraz daha düşük (yüzde 1,9) tahmin etmektedir. Ancak hangi tahmin esas alınırsa alınsın, euro bölgesinin 2007'de potansiyel büyüme hızı dolaylarında büyümesinin beklendiği anlaşılmaktadır.

    EU bölgesinin büyümesine ilişkin önemli bir başka özellik ise büyümenin iç talep kaynaklı olmasıdır. Bu özelliğin 2007'de devam etmesi beklenmektedir. 2007'de büyüme hızında görülen hafif düşme de bununla ilgilidir. Almanya'da Katma Değer Vergisi'nin yükseltilmesi bu bağlamda önemli bir etmen olarak görülmektedir. Öte yandan AB raporu ABD'deki olası bir yavaşlamadan euro bölgesinin fazla etkilenmeyeceği kanısındadır. Ancak AB raporunun bu sonuca varırken izlediği yaklaşım ilginçtir. AB raporu, ABD ile euro bölgesi arasındaki çok yönlü iktisadi ilişkilerin yoğunluğuna ve derinliğine dikkati çekmekte, 1970'lerden bu yana da ABD ile Avrupa ekonomilerinin hareketleri arasında yüksek bir ilişki olduğunu vurgulamaktadır. Ancak rapor, bu ilişkinin nedeninin, her iki ülke grubunun da ortak olarak karşılaştığı şoklardan kaynaklandığı, bunun Avrupa'nın ABD'ye bağımlılığı anlamına gelmediği belirtilmektedir. Rapor, bu noktadan hareketle ABD'deki beklenen yavaşlamanın, bu ülkeye özgü bir olaydan (gayri menkul fiyatlarındaki düşüş) kaynaklanması nedeniyle euro bölgesini fazla etkilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Tabii bu hiç etkilemeyecek anlamına gelmemektedir. Nitekim rapor, ABD'nin büyüme hızındaki düşmenin küresel talebi daraltıcı etkisi ve doların euro karşısında değer kaybetmesinin euro bölgesini etkileyebileceğini kabul etmekte ancak bunların önemli olmadığının altını çizmektedir.

    İşsizlik: 2006 yılında euro bölgesinde işsizlik oranı yüzde 8'in altına düşmüştür. AB raporundaki verilere göre 2006'nın haziran-ekim döneminde işsizlik oranı yüzde 7,8 dolayındadır. Bu bağlamda önemli bir olay euro bölgesinde işgücü verimliliğindeki hızlı artıştır. AB raporuna göre 2006'nın ilk yarısında emek verimliliği yüzde 2 oranında artmıştır. Oysa söz konusu ülkelerin geçen 10 yıl ortalama işgücü verimliliği artış oranı sadece yüzde 0,7'ydi.

    Enflasyon: 2006 yılında enflasyon, bir önceki yıla oranla düşmüştür. Kasım ayı verileri esas alındığında euro bölgesinde enflasyon yüzde 1,9'dur. 2007'de enflasyonun bu düzeyinin hafifçe üstünde (yüzde 2,1) olacağı tahmin edilmektedir.

    Cari denge: Euro bölgesinin ihmal edilebilecek kadar küçük dış açığı söz konusudur. Bu rakam 2006 Ekim ayı itibariyle 28.9 milyar dolardır. Aynı tarihte Türkiye'nin cari açığının 34.4 milyar dolar ve ABD'ninkinin ise üçüncü çeyrek sonunda 880 milyar dolar olduğu anımsandığında, euro bölgesinin cari açığının önemli olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar. 2007 için ise cari açığın euro bölgesi GSYH'sinin binde biri dolaylarında kalacağı tahmin edilmektedir.

    Bütçe dengesi ve maliye politikası: Euro bölgesinin bütünü itibariyle bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 2'nin altındadır. 2007 için de bu rakamın yüzde 1,7 olacağı beklenmektedir. Buna karşılık, euro bölgesi ülkelerinin kamu kesimi borcunu düşürmek için fazla zahmete girmeye niyetli olmadıkları da anlaşılmaktadır. OECD raporuna göre bu ülkelerin iç borçlarının GSYH içindeki payını 2050'de yüzde 60 düşürebilmeleri için 2006-2015 döneminde GSYH'lerinin yüzde 4,6'sı oranında faiz dışı fazla vermeleri gerekmektedir. Oysa, 2006 yılında bu büyüklüğün sadece % 1 olduğu tahmin edilmektedir.

    Bütün bunlara bakıp, "Eh bundan daha iyisi can sağlığı" diyebiliriz. Aslında pek o kadar da değil. Hem OECD ve hem de AB raporlarında euro bölgesindeki ülkelerin yapısal sorunlarını ciddi reformlar çerçevesinde çözemedikleri takdirde, potansiyel büyüme oranının yükselmeyeceği, orta-uzun dönemde ciddi bazı sorunlarla karşılaşılabileceği konusunda kaygılar ve uyarılara yer verilmiş. Ama bu konuda 2007'de önemli atılımlar yapılması da pek beklenmiyor. Özetle EU bölgesinde ekonomik gelişmeler bir önceki yıla benzer biçimde olacağa benziyor.

    O halde, Türkiye açısından, 2007'de euro bölgesinden gelebilecek olumsuz bir iktisadi şok söz konusu değil... Sırayla dünyanın kalanına bakmaya devam edeceğim.

    AB ve OECD raporlarında neler var

    İktisadi Büyüme: Gerçekleşen büyüme potansiyel büyümenin bile üzerine çıktı. Sorun bölgenin büyüme potansiyelini kullanamaması değil, potansiyel büyüme oranın  düşük olması.

    İşsizlik: 2006 yılında euro bölgesinde işsizlik oranı yüzde 8'in altına düştü. Emek verimliliği yüzde 2 oranında arttı.

    Enflasyon: 2006 yılında enflasyon, bir önceki yıla oranla düştü. 2007'de enflasyonun bu düzeyinin yüzde 2,1 olacağı tahmin ediliyor.

    Cari denge: Euro Bölgesinin dış açığı 2006 ekim itibariyle 28,9 milyar dolar. Aynı tarihte Türkiye'nin cari açığının 34,4 milyar dolar ve ABD'ninkinin ise üçüncü çeyrek sonunda 880 milyar dolar.

    Bütçe dengesi ve maliye politikası: Euro bölgesinin bütünü itibariyle bütçe açığının GSYH'a oranı yüzde 2'nin altında. 2007 için de bu rakamın yüzde 1,7 olacağı beklenmekte.

     

    Bu köşe yazısı 15.01.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır