Arşiv

  • Nisan 2024 (7)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)
  • Mayıs 2023 (9)

    Gelişmiş gibi görünmek istikrarsızlığa çare değil

    Hasan Ersel, Dr.19 Mart 2007 - Okunma Sayısı: 1309

     

    'Gelişmiş gibi görünmek', dış tasarrufları çekmeyi sağlıyor ama bunun yaratabileceği istikrarsızlığa çare olamıyor. Onun için "gelişmiş olmak" gerek. Son bir senedir yoğun bir biçimde yaptığımız gibi bu istikrarsızlıktan yakınıyorsak, "nimet" zannettiğimiz dış tasarrufları kullanmada çok daha dikkatli olmamız, yani cari açığımızı düşürmemiz gerekiyor.

    Geçen sene dünyada bir dalgalanma oldu, Türkiye'yi epeyce sarstı. Hatta dünyada en çok sarsılanlar arasında yer aldık. O günden beri de yeni bir sarsıntı gelecek diye ödümüz kopuyor. Öte yandan kaderine razı olmuş bir halimiz de var. Sorun çok boyutlu ve çözümü de zor. Tabii sorun çözme yeteneklerim[iz]in yetersizliğini de unutmamak gerek.

    Gelişmişlik ekseninde Türkiye

    Bugün dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan (yükselen) ekonomilerin, küreselleşme süreciyle kabaca nasıl eklemleşmiş görünüyorlar? Tabii kaba bir genelleme yapıyorum.

    i) Gelişmiş ekonomiler: İnsanın aklına önce ABD ve Euro Bölgesi ülkeleri geliyor. Bu ülkelerin büyüme hızları düşük, buna karşılık cari açıkları yüksekçe. Tablo 1'de bu gruptan bazı ülkelere ilişkin bilgiler yer alıyor.

    (ABD ve Euro Bölgesi Ülkeleri)

     

    2007 Beklenen Büyüme Hızı (%)

    2007'de Beklenen Cari Denge (GSYH'nin %si)

     

     

     

    ABD

    2,9

    -5,9

    Euro Bölgesi

    2,3

    0

    Fransa

    2,1

    -1,4

    Almanya

    2,2

    4,8

    Hollanda

    2,7

    7,8

    Yunanistan

    3,5

    -7,1

    Kaynak: The Economist, Cilt 382, No. 8520, 17-23 Mart 2007

     

    ABD ekonomisinin göreli büyüklüğü göz önüne alırsak, bu "gelişmiş" dünyayı yüzde 3,2 dolayında büyüyen ve GSYH'sinin yaklaşık yüzde 3'ü dolayında cari açığı olan ülkeler grubu olarak tanımlayabiliriz. [Tabii bu gruba girmeyen gelişmiş ülkeler de var. Bunlar büyüme performanslarıyla bu gruba yaklaşsalar bile cari denge açısından hiç uymuyorlar. Japonya'nın 2007'de cari fazlasının GSYH'sinin yüzde 3,8'i olacağı bekleniyor. Bu büyüklük İsviçre için yüzde 15,1; Norveç için ise yüzde 17,5!]

    ii) Buna karşılık gelişmekte olan ekonomiler farklı bir görünüm sergiliyor. Onlarda büyüme hızı daha yüksek, cari işlemler dengeleri de fazla veriyor. Tablo 2'de bu gruba giren bazı ülkelerin 2007 için beklenen değerleri yer alıyor.

    (Gelişmekte Olan Ülkeler)

     

     

    2007'de Beklenen Büyüme Hızı (%)

    2007'de Beklenen Cari Denge (GSYH'nin %si)

    Rusya

    7

    6

    Hindistan

    8

    -2,3

    Endonezya

    6

    1,2

    Malezya

    5,5

    12,9

    Güney Kore

    4,4

    0,3

    Tayvan

    4,3

    5,9

    Arjantin

    7

    2,4

    Brezilya

    3,3

    0,7

    Meksika

    3,5

    -1,2

    Venezüella

    6,2

    9,3

    Mısır

    6,5

    1,3

    Güney Afrika

    4,4

    -5,3

    Kaynak: The Economist, Cilt 382, No. 8520, 17-23 Mart 2007

    iii) Türkiye için, aynı kaynakta, ise 2007 tahmini GSYH'nin yüzde 4,3 büyüyeceği, cari açığın ise GSYH'nin yüzde 7'si olacağı belirtiliyor. Yani gelişmiş ülkeler gibi açık veren, gelişmekte olan ülkeler gibi büyümeye çalışan bir ülke konumundayız. Ne kuş ne deve derler ya, işte öyle.  Ama ortaya çıkan bu bileşim de "kuğu" sayılmaz! Öyle görünüyor ki, bulunduğumuz durum da bu iki kümenin olumlu yönlerini birleştirmişe benzemiyor. Cari açığın göreli büyüklüğü açısından gelişmiş ülkelerin çoğunu geride bırakırken büyüme performansı açısından da gelişmekte olan ülkeler arasında imrenilecek konumda görünmüyoruz.

    Türkiye'nin Durumunu Anlamaya Çalışmak

    Türkiye, gelişmiş ülkelere benzer biçimde, sürekli cari açık verebiliyor. Yani dış finansman sağlıyor. Hepimiz biliyoruz ki, arkasındaki tüm karmaşık gerekçelere rağmen, finansman sağlamanın özünde yatan temel unsur, Babil'den bu yana, yani 5000 yıldır, değişmemiştir. O da "güven" olmasıdır. Alacaklı, borçlunun ödeyeceğine; bankalar mudilerin mevduatlarını çekmeyeceklerine güvenerek iş yapar. İlk bakışta güven duygusunun o derece önemli olmadığı düşünülebilecek menkul kıymet piyasaları ise aslında birinin sattığını bir başkasının alacağına olan güven üzerine kurulmuştur.

    Bu açıdan bakılınca Türkiye'nin bir başarısı ortaya çıkıyor. Demek ki, Türkiye uluslararası piyasalara güven verebilmiş. Bu güvenin kaynağının cari iktisadi değişkenler olması gerekmiyor. ABD hem GSYH'sına oranla hem de mutlak rakam olarak çok büyük cari açık veriyor. Ekonomisine ilişkin gelen her haberin de harika olmadığı açık. Ama sermaye yine de koşarak ABD'ye akıyor. Benzer bir durum Türkiye için de var. Türkiye'nin bazı avantajları olduğu söylenebilir.

    Güven artıran etmenler

    Bir kere Türkiye'nin tarihi borçlarına sadakat açısından güven verici. Öte yandan içine girdiği "Avrupa Birliği içinde veya dolayında olma" yolu da bu güveni artırıcı etki yapıyor. Bu iki etmen bir arada, Türkiye'nin dış kaynak temin etme kapasitesini, kalıcı biçimde, artırmış görünüyor. Bir başka biçimde ifade edeyim. Sanıyorum Mısır, bugünkü koşullarda, Türkiye ölçüsündeki bir cari açığı sürdürebilecek durumda değildir. Bu ülke örneği çoğaltılabilir. Bu Türkiye'nin lehine bir nokta. Tabii ABD ile aramızda önemli bir fark var. ABD, düşük sayılabilecek bir getiri karşılığında dünyadan kaynak çekebiliyor. Türkiye ise bunu, ancak, çok daha yüksek getiri sunarak yapabiliyor!

    Ama işin bir de öbür tarafı var. Görünüşe göre Türkiye kaynak gereksinimi artınca, bunu ülke içinden karşılayamıyor da. Türkiye bu açıdan ise gelişmekte olan ülkeler geneline benziyor. Bu ülkeler, genelde, sermaye ihracatçısı konumundalar. Yani bu ülkelerin ekonomileri, kendi tasarruflarının tümünü ülke içinde kullanacak kadar varlık yaratamıyorlar, ya da tasarruf sahipleri gelişmiş ülkelere daha fazla güven duyuyor.

    Bunun sonucunda başta Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin tasarrufları gelişmiş ülkelere akıyor. Türkiye'de de benzer bir durum var. Devamlı cari açık vermemiz, iç tasarruflarımızın kaynak gereksinimimizi karşılamaya yetmediğini gösteriyor. Ama tasarruf açığımızın sürekli artması, iç tasarrufları harekete geçiremediğimiz anlamına geliyor. Özetle, uluslararası mali piyasalarda Türkiye'ye duyulan güven ülke içinde o kadar yok gibi görünüyor. Bu görüşe itiraz etmek olanaklı. Konu "güven" değil, "tasarruf eğiliminin düşük olması" sorunu denebilir. Galiba bu doğru değil. Çünkü son yıllara ilişkin veriler, olup bitenin tasarruf eğiliminin "düşüklüğünden" değil "yükseltilememesinden" kaynaklandığını gösteriyor.

    Bu çözümü basit bir sorun değil. Türkiye'de yerleşik olanlara "verilemeyen güven" konusunun üzerinde durulması gerekiyor. Aslında bu konuda çalışmalar yapılmaya başlandı. Dünya Bankası'nın da katkısıyla yapılan ve "yatırım iklimi" adı altında toplanan çalışmaların politika kararlarına dönüşmesi gerekiyor. İlk bakışta garip gelecek ama, geçen hafta Çin Halk Cumhuriyeti'nde özel mülkiyeti kabul eden yasal düzenlemeyi kabul etmesine dikkati çekerim. Türkiye kuşkusuz aynı durumda değil, ama ulaşılması gereken noktaya bakıldığında çok ileride de değil. Özel mülkiyet anlayışımızı tüm kurumlarıyla birlikte gözden geçirmemiz gerekiyor.

    Gelişmiş gibi görünmek

    Gelişmiş ülkelerin bir başka özelliği de var. O da mali sistemlerinin gelişmişliği. Bu ise dolar ile değil, mali sistemin kurumlarının ve araçlarının gelişmişliği ile ölçülen bir kavram. Gelişmiş ülkelerin mali sistemleri mali tasarrufları "sigorta edecek" pek çok mali bağıtı yürürlülüğe sokabildiler. Bu nedenle de bu ülkelerin yatırımcıları, Türkiye riskini almakta, bizlerden daha cesur olabiliyor. Çünkü kayıplarının üst sınırını kestirebiliyor. Bu sigorta mekanizmaları mükemmel mi çalışıyor? Hayır. O yüzden de temelde bir sorunun çıkması herkesi rahatsız ediyor.

    Ama bu mekanizmalar bir ölçüde işe yarıyorlar. Bu nedenle de işler biraz karışınca, gelişmiş ülkelerin yatırımcıları sınırlı, telafisi olanaklı ölçülerde zarar görür ve ekonomilerinin reel kesimlerini neredeyse hiç etkilenmemesini sağlayacak önlemler alınabilirken, bizleri karabasanlar basıyor! Galiba bunun bir sonucu da Türkiye'nin giderek tasarruflarını gelişmiş ülkelerin mali sistemlerine emanet etmesi. Hem yerleşiklerin yurt dışındaki mevduatındaki yükselişi, hem de yabancı bankaların yurt içinde artan önemini bu açıdan değerlenmek gerekir. Kişisel düzeyde daha güvenli limanlara sığınma yolları aranıyor ve bulunuyor.

    "Gelişmiş gibi görünmek", dış tasarrufları çekmeyi sağlıyor ama bunun yaratabileceği istikrarsızlığa çare olamıyor. Onun için "gelişmiş olmak" gerek. Son bir senedir yoğun bir biçimde yaptığımız gibi bu istikrarsızlıktan yakınıyorsak, "nimet" zannettiğimiz dış tasarrufları kullanmada çok daha dikkatli olmamız, yani cari açığımızı düşürmemiz gerekiyor. Bunun siyasal karar alıcının programına "cari açık düşecektir" şerhini düşmesiyle olmayacağını da artık öğrendiğimizi umuyorum.

     

    Bu köşe yazısı 19.03.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır