Arşiv

  • Ekim 2019 (6)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Kırsalda Umut Var: Kavar Havzasında Yaşam Yeniden

    07 Ocak 2014 - Okunma Sayısı: 2477

     

    İki günlüğüne Tatvan’dayız. Hüsnü Özyeğin Vakfının “Kırsalda Umut Var” çalışmasını görmek için. Güzel bir hava karşılıyor bizi. Sıcak yüzler. Soluklanmak üzere Van kalesine gidiyoruz. Sessiz ve sakin, çocuklar her dilde rehberlik etmek için etrafımızı sarıyor. Japonca, İngilizce, bilmedikleri dil yok. Çayın ardından Kavar Havzasına doğru yol alıyoruz.

    Önce Kolbaşı Köyü Yaşam Merkezindeyiz. Merkez Japon Elçiliğinin finansman desteğiyle yapılmış. Kadınlar ve erkekler bir arada ayrışma yok, aynı mekanı paylaşıp aynı havayı soluyorlar. Erkekler konuştuğu kadar kadınlar da konuşuyor. Ne yaptılar, nasıl yaptılar ve ne hissettiler. Köydeki hava hepimizi ısıtıyor. Gazeteci arkadaşlar aldıkları notlarla bir defteri dolduruyorlar. Yazılacak, söylenecek ve başkalarına duyurulacak çok şey var.

    “Kırsalda Umut Var” projesi 6 köy ve 5 mezrada uygulanmış. Köylerden dördü 1993-1994 yıllarında boşaltılmış, biri boşaltılırken yakılmış ve bir kişi yaşamını yitirmiş. Köylerden biri  korucu köyü. Diğeri ise karışık, hem korucular var hem de koruculuğu reddedenler, bir arada yaşıyorlar. Köylerin bir araya gelmesi ile S.S. Dibekli, Düzcealan, Bolalan, Kolbaşı, Yassıca Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurulmuş. Bu köyler aynı çalışmada, Kavar Havzası Projesinde bir araya gelebilmiş ve geçmişi unutmadan geleceği inşa etmeye uğraşıyor. Bu nasıl mümkün? Toplantıda kooperatif üyesinin söyledikleri açıklayıcı: “Hepimizin geçmişten gelen selamı var. Korucuların hepsi de bir değil. Köyünü terk etmek istemediği, gideceği yeri olmadığı için zorunluluktan kabul edenler de var, bizzat şiddet uygulayan da. Bunları ayırmak lazım.”

    Geriye dönüşler 2003 yılında başlamış. Önce kısıtlı bir zamanı köyde geçirmelerine izin verilmiş. Sabah altıda giriş yapılmış akşam altıda ayrılınmış, ardından yerleşilmiş. İstanbul, Mersin, İzmir, Bursa ve Adana’ya gidenlerden birer ikişer geri dönenler olmuş. Her aileden kentte olanlar hala var. Hepsi geri dönmemiş. Belki de ayakta kalma stratejisi, sonuçta hayatın ne getireceği belli olmuyor, öyle değil mi? Kent ile kır arasındaki dayanışma ağı ise çözülmemiş, peynir, bal vb. malzeme köyden şehre gidiyor.  Etrafta çocuklar ve gençler var. Geri dönenler toprağını özleyen, toprağında ölmek ve toprağına gömülmek isteyen yaşlılar değil sadece, yeni bir yaşam kurmak isteyen gençler de var.

    Altı köyün kurduğu kooperatif süt üretip satıyor, bal ve sera bitkileri üretiyor. Kadınlar ağırlıkla arıcılık ve seracılıkla uğraşıyor. Sera kadınların bir araya geldiği sohbet ettiği bir yaşam merkezi aynı zamanda. Çalışmanın her aşamasında Hüsnü Özyeğin Vakfı çalışanları yanlarında yer almış. Beş yıldır adım adım oluşturulan eşitliğe ve anlamaya dayalı bir ilişki hakim. Bunda hem projede çalışan uzmanların, uzman olmaktan çıkması, bilgilerini ve deneyimlerini iktidar kurmaya yöneltmeden sunmaları hem de birlikte çalışan kişilerin-köye dönüş yapanların birikimleri, deneyimleri ve yaşanmışlıkları rol oynamış.

    Proje ve sonuçlarını, köylüler -kooperatif yönetimi- “uzmanlar”  ve kamu aynı masanın etrafında ne bir üstünlük ne de eşitsizlik belirten herhangi bir dil ve işaret olmadan oturup tartıştık. Projenin başarılı olmasının bir nedeni antihiyerarşik eşitlikçi bir yapı oluşturması ise diğeri yerelin gücüne dayanarak ve devletten bağımsız bir biçimde uygulanması. Türkiye’de kooperatiflerde sıkça görülen devletin desteğine bağımlılığı aşmış olması.

    Tatvan’da kırsal kalkınmanın ekonomik bir mesele olmanın ötesinde bir yaklaşım ve hayatı kurma uğraşı olduğunu gördük. Proje için Vakfın harcadığı para 1 milyon 712 bin lira. 1500 kişiyi etkileyen bir proje için gayet mütevazi bir tutar. Neden böylesi bir model diğer köylerde uygulanmasın? Neden birbiriyle ilişki içinde gelişen ve ağlar kuran yerel bir kalkınma mümkün olmasın?

    *Ülker Şener, Yönetişim Çalışmaları, Araştırmacı