Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Mikro reform yapmanın yolu belli mi

    Hasan Ersel, Dr.04 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1458

     

    Mikro reformlara ilişkin olarak, geçmişten bir deneyime kısaca deyineyim. Konu Macaristan'ın 1969 reformları. Macaristan II. Dünya Savaşı'ndan sonra sıkı bir merkezi planlama ile ekonomisini yönetmeye başlamış ancak bu yoldan da pek memnun kalmamıştı. Macarlar, sistemin işleyişini değiştirmek ve üretimde etkinliği artıracak yeni bir yol bulma arayışlarına 1952 yılında başladılar. Macar Bilimler Akademisi, bu tarihten itibaren bu yöndeki bilimsel çalışmalara öncelik vermeye başladı. Bunu, firma düzeyinde yapılan yüzlerce araştırma izledi. Bu çalışmaların başlamasıyla reform programının parlamento tarafından kabul edilmesi arasında tam 19 yıl geçti. 1978 yılında Macaristan'da çeşitli iktisatçılarla görüşme fırsatı elde etmiştim. Hemen hepsi, Macaristan'ın uyguladığı yöntemin doğru olduğu konusunda görüş birliği içindeydiler. "Ekonomide mikro düzeyde tüm karşılıklı bağımlılıklar ele alınıp gözden geçirilmeden reform yapılamaz" diyorlardı. Ulaşılan sonucun tatmin edici olup olmadığına gelince, görüşler farklılaşıyordu. Belleğim beni yanıltmıyorsa, yapılanları en çok eleştiren Janos Kornai idi. Çünkü sistemin merkezileşmenin hâlâ devam etmesinden rahatsızdı. Ama planlama örgütündeki iktisatçılar da -hiç olmazsa benim beklediğimden- çok daha eleştirel bir konumdaydılar.

    Bu uygulamanın bence iki ilginç yönü vardı. Bunlardan ilki, yapıyı değiştirebilmek için yapısal ilişkilerin bütününü ortaya çıkarmak gerektiğinin kuvvetle altını çizmesiydi. İkincisi de bunu ortaya çıkarabilmek için gerekli bilgi miktarının baş edilemeyecek kadar çok olduğunun anlaşılmasıydı. Böyle bakınca, bir anlamda, Macaristan sorunu "doğru" saptamış ama "yanlış" adım atmış gibi görünüyordu. Yapısal değişiklik yapabilmek için mikro düzeyde kararlar alınmasının gereğini saptamışlar ama bu kararları merkezde almaya kalkışmışlardı. Gerçi önemli bir yapısal değişim sağlanmıştı ama anlaşılan sonuçtan pek de memnun kalmamışlardı. Macaristan ilk fırsatta merkezi planlama yoluyla bu işleri çözmeye kalkışmaktan vazgeçti.

    1980'lerde Türkiye'de bir yapısal değişim programı uygulanmaya başlandı. Türkiye olaya farklı bir biçimde yaklaştı. Özetle "Herkes kendisini (herhalde) bilir" diye düşünüldü. Bu nedenle çözüm piyasa mekanizmasına bırakıldı. Fiyatlardaki hareketlerin, iktisadi karar birimleri için gerekli bilgiyi taşıdığı varsayımından hareket edildi. Bu mekanizmanın işlemesini engelleyen kurumsal düzenlemeler değiştirildi. Buna "serbestleşme" diyoruz. Bu durumda fiyatların kendilerinden beklenen işlevi yerine getirebilmesi için iki koşulun daha sağlanması gerekiyor. Bunlardan ilki fiyatların, belli karar alıcıların isteği yönünde çalışmaması, onlar tarafından etkilenebilir olmaması. O zaman fiyatların verdiği bilgiler o piyasaya ilişkin durumu doğru yansıtmıyor, diğer karar alıcıları yanıltıyor olabilir. Bunu sağlanmanın yolu ise piyasalarda "rekabetçi ortamın oluşturulması". İkincisi de  piyasalarda aşırı dengesizliklerin olmaması. Eğer arz ve talep arasında bir fark varsa, fiyat sürekli değişeceği için karar almaya yardımcı olmaz. İşte bu nedenle de ekonominin "istikrarının" sağlanması gerekir. Doğrusu Türkiye'de de küçümsenmeyecek ölçüde yapısal değişiklik sağlandı. Ama ulaşılan sonuçtan pek de memnun değiliz. Rekabet gücümüzün artırılması, gelir dağılımı gibi sorunlarımız hâlâ çözülmüş değil.

    Farklı yollar izlememize rağmen sonuçta Macaristan'la benzer noktaya gelmiş gibiyiz. Demek ki bu sorunun hazır çözüm yolu yok, bulmaya gayret etmek gerekiyor.

     

    Bu köşe yazısı 04.04.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır