Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    AKP'nin ekonomideki başarı karnesi zayıflarla dolu

    Hasan Ersel, Dr.07 Mayıs 2007 - Okunma Sayısı: 2822

     

    Türkiye'nin, gelişen ekonomiler sınıfı içinde, başarı karnesi nasıl görünüyor? Görünüşe göre ihracat artışı dışında 'sınıf ortalamasını' hiçbir sınavda geçebilmiş değiliz. Büyümede orta almışız. Dış borç konusunda ortanın altındayız. Enflasyon ve cari açıkta ise notumuz kesin zayıf.

    Belirsizliğin "yaşamın ayrılmaz bir parçası" olduğu bir gerçek. Ama sanırım Türkiye'de bizler bu gerçeği kabul etmenin ötesine geçip belirsizliğin "yaşamın tadı" olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle bir şey "belirli" olunca canımız sıkılıyor, onu "belirsiz" hale getirmeye çalışıyoruz. Seçim de böyle oldu. Zamanı, koşulları belli bir seçim yapılacaktı. Şimdi bambaşka bir tarihte, çok değişik ve ne olduğu kolay anlaşılmaz koşullarda seçim yapacağız.

    Bu seçimde siyasal partiler hangi görüşlerle ortaya çıkıp, neyi savunacaklar? Doğrusu bilemiyorum. Türkiye'nin önünde olan (arkasında bıraktığı değil) önemli iktisadi, toplumsal ve siyasal sorunlarını siyasal partilere sormak isterim. Bu sorunları nasıl değerlendirdiklerini, hangi çözümleri önerdiklerini ve bu çözümleri nasıl gerçekleştirmeyi düşündüklerini duymak ve duyurmayı da isterim. Seçimlerin öne alınmasının bu arzumun gerçekleşmesini engelleyecek bir bahane olması olasılığını yüksek görüyorum. Sanmıyorum ama yanılmış olmayı umuyorum.

    2002 yılı sonunda iktidara gelen AKP hükümeti döneminde Türkiye ekonomisinde neler oldu? Bu konuya, amaca göre, farklı biçimlerde yanıt vermek olanaklı. Benim amacım, bu dönemde Türkiye'deki iktisadi gelişmenin bizi, dünyadaki eğilimlerden ne kadar farklılaştırdığına bakmak. Eğer Türkiye'deki iktisadi gelişme üç aşağı beş yukarı dünyada olup bitenlere benziyorsa, yani bizim önemli bir atılımımız olmamışsa, gelecek dönem için iddialı bir iktisadi başarı sözü veren bir siyasal partiye bunu sağlamak için nasıl bir program uygulayacağını sormak ve bunu etraflı bir biçimde yanıtlamasını beklemek gerek. Ama iş burada da bitmiyor. Eğer Türkiye Avrupa Birliği müzakere sürecine devam edecekse, kapsamlı ve zorluklarla dolu bir reform programını yaşama geçirmek zorunda. O zaman da böyle bir programı sunmayan bir siyasal parti, küreselleşmenin gücünü (ve dişlerini) her gün biraz daha fazla gösterdiği bir dünyada Türkiye'nin nasıl olup da yaşayabileceğinin hesabını vermek durumunda olmalı. 

    I- Dünya ve Türkiye ekonomisi

    2002 seçimleri sonrasında Türkiye ekonomisini gelişen ekonomiler (IMF tanımında gelişmekte olan ve yükselen ekonomiler grubu) ile karşılaştırdığımızda ne görüyoruz? Bazı temel makro-iktisadi göstergelere göz atalım. (Bu karşılaştırma için IMF'nin World Economic Outlook, April 2007 adlı dokümanındaki veriler kullanılmıştır.)

    a) Büyüme

    2003-2006 döneminde Türkiye'nin ortalama büyüme hızı yüzde 6,9 olmuş. Kendi ölçülerimize göre hızlıca bir büyüme. Ama aynı dönemde dünya zaten hızlı büyümekteydi. Bu dönemde dünya ekonomisinin ortalama büyüme hızı yüzde 4,9 oldu. Gelişen ekonomiler grubunun bu dönemdeki ortalama büyüme hızı ise yüzde 7,5! Yani büyümesine büyümüşüz; eskisinden daha hızlı da büyümüşüz ama büyüme yarışında yine de geri kalmışız!

    İnfografik: Nejla Başer

    b) İhracat

    2002-2006 ihracat artışımızın yüksekliği bir övünç nedenimizdi. Tablo 2'deki rakamlar da bunu doğruluyor. Dünya dış ticaretinin ortalama yüzde 8,2 arttığı bu dönemde, Türkiye'nin ihracatı yüzde 24,3 artmış. Bu, gelişen ekonomiler grubundaki ortalama artış hızının iki katından daha yüksek bir ortalama artış hızına karşılık geliyor. Gerçekten bu alanda bir başarı söz konusu. Sadece dönemin ilk iki yılına oranla ikinci iki yılda ihracat artış hızımızın yarıya düşmesi dikkat çekiyor.

    c) Enflasyon

    Çok övündüğümüz bir konu da enflasyonu aşağıya çekmiş olmamız. Geçmiş enflasyon düzeyimize baktığımızda bu alanda etkileyici bir sonuç sağlandığına kuşku yok. Ama ulaştığımız noktayı gelişen ekonomiler ile karşılaştırdığımızda görünüm hiç de o kadar parlak değil. Dünyada enflasyon zaten düşmüş. Biz bu sürece sonra katılmışız ve Tablo 3'ten de görüleceği üzere şu anda da enflasyonumuz dünya ölçüsünde yüksek. Hatta o kadar ki 2007 Mart ayı itibariyle "yükselen ekonomiler" grubunda sadece üç ülkede enflasyon iki hanede: Bunlar Venezüella (yüzed 18,5), Mısır (yüzde 12,8) ve Türkiye (yüzde 10,9).

    d) Cari denge

    Bu konuda hiçbir iddiamız yok. Hatta o kadar ki başlıkta yer alan "cari denge" ifadesini bile kullanmıyoruz. Dilimiz "cari açık" demeye alışmış durumda. Ancak Tablo 4'e iyi bakmak gerekiyor. Bir kere bizim cari açığımızın Gayrisafi Yurtiçin Hasıla'ya (GSYH) oranı, 2002-2004 döneminde giderek artıyor. Oysa gelişen ekonomilerde bunun tersi söz konusu; onların "cari fazla"ları artıyor!

    e) Dış borç

    Türkiye'nin bazılarının iddia ettiği gibi 2003-2006 döneminde dış borç yükü artmış değil. Tablo 5'ten görüldüğü üzere dış borcun GSYH'ye oranı düşmüş. Ama gelişen ekonomilere baktığımızda da aynı eğilim, fazlasıyla geçerli. Gelişen ekonomiler borçlarını ödüyorlar. Örnek mi? Brezilya, Arjantin ve Nijerya gibi ülkelerin bu dönemde ne yaptıklarını anımsamak yeter. Peki sonuçta ne olmuş? Türkiye dış borcunun GSYH'ye oranını 6 puan düşürmüş. Bu fena değil. Ama gelişen ekonomilerde ne olmuş? Aynı dönemde bu ülkeler, Türkiye'ye oranla zaten daha düşük olan dış borç/GSYH oranlarını yaklaşık 10 puan düşürmüşler. Sonuçta gelişen ekonomilerin Türkiye'nin Dış Borç/GSYH oranı, gelişen ekonomilerinkine oranla, 2003'te olduğundan daha yüksek kalmış durumda. Yani dünyada bu alandaki eğilimi de pek tutturamamışız...

    Önümüzdeki döneme bakarken

    Bu beş göstergeyi beş ayrı sınav olarak düşünsek, Türkiye'nin, gelişen ekonomiler sınıfı içinde, başarı karnesi nasıl görünüyor? Görünüşe göre ihracat artışı dışında "sınıf ortalamasını" hiçbir sınavda geçebilmiş değiliz. Büyümede orta almışız. Dış borç konusunda ortanın altındayız. Enflasyon ve cari açıkta ise notumuz kesin zayıf. Bu sonuçlara dayanarak, izlenen iktisat politikasının başarısız olduğu sonucuna varabilir miyiz? Bence bu kadar bilgiyle hayır! Çünkü bir de başlangıç durumunu göz önüne almak ve şu tür sorulara ciddi yanıtlar verebilmek gerek: O başlangıç durumundan hareketle daha iyi bir duruma gelmek olanaklı mıydı? Bu nasıl gerçekleştirilebilirdi? Söz konusu toplumsal/siyasal açıdan yapılabilir miydi? Ama bir nokta açık: Türkiye 2003-2006 döneminde atılım yapıp öne geçebilmiş değil. Bunu yapmak 2007 seçimlerinden sonraki döneme kalmış durumda. İşte bu nedenle siyasal partilerin iktisadi programlarını merak ediyorum.

     

    grafik.520px

     

    Bu köşe yazısı 07.05.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır