Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    Seçmen büyümeye, enflasyona oranla 7 kata daha fazla ağırlık veriyor

    Hasan Ersel, Dr.09 Temmuz 2007 - Okunma Sayısı: 1259

     

    Seçmen büyüme ve enflasyonda son yılın rakamlarına bakıyor. Enflasyonundaki 1 puan artış, iktidar partisinin oy oranında 0.13 puan düşmeye yol açarken, Büyümede 1 puanlık artış, iktidarın oy oranını 0.88 puan artırıyor.

    Referans gazetesinde 5 Temmuz 2007 tarihinde yayınlanan yazımda Ali Akarca (Illinois Üniversitesi, Chigago) ve Aysıt Tansel'in (ODTÜ, Ankara) 1950-2004 döneminde ekonominin performansı ile seçim sonuçları üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmasındaki bulguların ikisini ele almıştım. Bunlar sırasıyla iktidarda olmanın yıpratması ve son yılın kişi başına büyüme oranının yükselmesinin iktidara puan kazandırması idi. Bu defa enflasyona ilişkin bulguyu ele almak istiyorum.

    Yazarlar enflasyon ile seçim sonuçları arasındaki ilişki üzerinde de durmuşlar. Büyümede olduğu üzere seçmenin davranışını etkileyen son yılın enflasyonu. Daha öncekilerin değil. Son yılın enflasyonundaki 1 puan artış, iktidar partisinin oy oranında 0.13 puan düşmeye yol açıyor. Bu sonuç ilginç. Çünkü seçmenin büyümeye, enflasyona oranla neredeyse 7 kat daha fazla ağırlık verdiği anlamına geliyor. Söz konusu çalışmadaki bulgulara göre, son bir yılda kişi başına Garisafi Yurtiçi Hasıla'da (GYSH) 1 puanlık artış, iktidar partisinin oy oranını 0.88 puan artırıyor. (0.88/0.13= 6.77)

    Ülkeden ülkeye değişiyor

    Yazarlar bu bulgularını başka ülkeler için yapılan çalışmalardaki sonuçlarla karşılaştırıyorlar. Büyüme konusundaki bulgularından faklı olarak, başka ülkelerin deneyimleri her zaman aynı yönde olmuyor. Bazı çalışmalarda enflasyon değişkeni istatistiksel açıdan anlamlı bazılarında ise anlamsız çıkıyor. İstatistiksel açıdan anlamlı çıktığında da bazı çalışmalarda büyümeden önemli de çıkabiliyor önemsiz de. Ancak yazarların altını çizdiği bir nokta var. Bu çalışmanın yapıldığı dönemde, Türkiye'de enflasyon oranı benzer çalışmaların yapıldığı gelişmiş ülkelerin hepsinden daha yüksek.

    Seçmenin büyümeye, enflasyona oranla daha çok ağırlık vermesi olgusundan [herhangi bir] iktidarın son yılda nasıl bir iktisat politikası yürüteceğine ilişkin bazı ipuçları çıkarılabilir. Matematiksel olarak ulaşılan sonuç şöyle özetlenebilir: Diğer her şey aynı iken, iktidar alacağı iktisat politikası kararlarıyla büyüme hızını bir puan artırmak isterse, bundan oy oranı olarak yarar sağlamak istiyorsa enflasyonun 7 puandan az artmasına dikkat etmelidir. Böyle olunca seçmenlerin bu davranışının iktidarların seçimden önceki yılda enflasyona bir miktar daha hoş görülü davranmalarını "özendirdiği" düşünülebilir.

    2007'de iktisat politikası

    Acaba bu bulgular Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin 2007'deki iktisat politikasını yorumlamaya yardımcı olur mu? Dikkatli bir biçimde yapılırsa, evet. Hükümetin seçim öncesinde ekonomide işlerin iyi gitmesini istemesi son derece doğal. Bu durumda elindeki olanakları (maliye politikası) da bunu sağlayacak biçimde kullanması da beklenir. Ancak, oynama alanı, eskiye oranla çok daha az. Bir kere, mali saydamlık eskiye oranla çok daha fazla. Bütçeye ilişkin bilgiler kamu oyuna açıklanıyor. Her zaman olmasa da, bazen mali piyasalardaki oyuncular bütçe harcama kalemlerindeki oynamaların enflasyon üzerindeki etkisi daha ortaya çıkmadan, bunları değerlendirebiliyorlar. Başka bir deyişle mali piyasalardaki oyuncular alınan bu kararların doğurabileceği risklerin farkına varabiliyorlar. Bu mali piyasa oyuncularının beklenişlerinin ve dolayısıyla davranışlarının değişmesine yol açıyor. Bunun sonucu olarak da, örneğin, faiz oranları yükselebiliyor. Dolayısıyla, bu ortamda hükümetin "ben mali disiplini gevşeteyim, nasıl olsa bunun enflasyon üzerindeki etkisi 9-12 ay sonra görünür. Arada da ben seçmeni tatmin etmiş, oy artışı sağlamış olurum" biçiminde düşünmesi kendi çıkarı açısından pek de anlamlı değil.

    İkinci olarak, içinde bulunduğumuz, biraz yüksek olsa da, tek haneli enflasyon düzeyinde, seçmenin enflasyon oranına verdiği ağırlık yükselmiş olabilir. Bu Türkiye'de yeni tanık olduğumuz bir durum. Henüz bu konuda elimizde gözlem yok. Ancak, yazarların belirttiğine göre, bizden daha düşük enflasyon hızı olan diğer ülkelerde yapılan çalışmaların bazılarında seçmenin enflasyona daha çok ağırlık verdiğine işaret eden sonuçlara ulaşılmış. Bütün bunlara bir üçüncü etmeni daha eklemek gerek. AKP, seçimden sonra tekrardan iktidara gelme olasılığı yüksek olan bir parti. Bu durumda dengeleri düzletmesi zor olacak biçimde bozmaya kalkışması, ilerideki kendi iktidarını (tek başına ya da koalisyon içinde) zor durumda bırakacaktır. AKP yöneticilerinin bunu hesaba katmaması düşünülemez. İşte tüm bu nedenlerle, içinde bulunduğumuz koşullarda "seçim ekonomisi" arayışlarının kural dışına çıkmak ya da apaçık hata yapmak anlamına gelecek uygulamalarda aranmasının anlamlı olmadığını düşünüyorum. Daha önceki yazılarımda bütçe harcamalarının bileşimindeki değişmelere dikkati çekmemin nedeni de buydu.

    2002 seçim sonuçları

    Akarca ve Tansel'in araştırmasında ilginç bir nokta 2002 seçim sonuçlarının model çerçevesinde beklenenden ciddi bir farklılık göstermesi. 2007 seçimlerinde iktidarın oy oranının ne yönde değişebileceği konusunda bir şeyler söyleyebilmek için bu olgunun iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

    Söz konusu çalışmada yazarlar iktidar partilerinin oy oranını etkileyen ana etmenler olarak seçmenin stratejik oy vermesi, iktidarda olmanın yıpratması ve ekonominin performansı biçiminde saptanmış ve her birisinin etkisi ölçülmüş. 2002 seçimlerinde iktidar partileri (DSP, MHP ve ANAP), bütün bu etmenler hesaba katıldığında beklenenden yüzde 24,56 daha fazla oy kaybetmişler. Buna ne yol açmış olabilir? Akla 1999 depremi ve 2001 krizinin yönetimindeki hataların ve başarısızlıkların toplumda doğurduğu büyük düş kırıklıkları geliyor. Üst üste gelen bu olayların toplumda yarattığı olumsuz havanın siyasal iktidara maliyeti "güven kaybı" biçiminde ortaya çıkmışa benziyor. Bu da iktidarı oluşturan koalisyon partilerinin oylarında, salt bu nedenden kaynaklanan ve daha önce görülmemiş oranda, aşınmaya yol açmış gibi görünüyor. Peki bu oylar gittikleri partilerde mi (örneğin AKP) kalmaya mı devam edecekler, yoksa yeniden bir dağılım mı olacak? Bu soruya araştırma yapmadan doyurucu yanıt vermek zor.

    AKP oyunu koruyabilecek mi

    Ancak elimizde ihtiyatla kullanabileceğimiz bir gözlem daha var. O da 2004 yerel seçimlerinde AKP'nin oy oranı. Yerel seçimlerde seçmenin tercihlerini etkileyen etmenler, milletvekili seçimlerinden farklı olabildiği için bu iki seçim tam karşılaştırılabilir nitelikte değil. Ama yine de, iktidar partisinin oy oranında iki yıl sonra önemli bir düşme olmaması durumunda bu "gelen oyların geri gidebileceği" görüşünü zayıflatan bir bulgu olarak düşünülebilir. 2004 yerel seçimlerinde ise AKP'nin oy oranı yüzde 41,7'ye yükselmişti! Bu durumda 2007 için bu modeli kullanarak öngörü yaparken "2002 (ya da 2004) seçiminde AKP'nin aldığı oylar bu partide kalmıştır", varsayımını yaptıktan sonra diğer etkileri hesaba katmak, bana daha "savunulabilir" geliyor.

     

    KAYNAK: Ali Akarca & Aysıt Tansel: Economic Performance and Political Outcomes-An Analysis of the Turkish Parliamentery and Local Election Results Between 1950-2004. Public Choice, 2006, s. 77-104

     

    Bu köşe yazısı 09.07.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır