Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    İran, Suudi Arabistan ve Türkiye

    Nihat Ali Özcan, Dr.05 Ocak 2016 - Okunma Sayısı: 1068

    Suudi Arabistan aralarında Şii dini lider Şeyh Bakır el Nimr’in de bulunduğu mahkumların idam cezasını infaz etti. Bu durum zaten gerilimli olan İran İslam Cumhuriyeti ile ilişkileri daha da gerdi.

    Bazı uzmanlar Arap Baharı’nın sona ermesinin, İran’la nükleer anlaşmanın imzalanmasının bölgede dengeleri, ilişkileri, öncelikleri ve beklentileri değiştirdiği kanaatindeler. Nitekim Suriye ve Yemen iç savaşı, İran’ın Irak’ta her geçen gün artan nüfuzu Suudi Arabistan’ın tutumunu değiştirdi. Üstelik yeni kralın göreve gelmesi ve aile içi iktidar mücadelesinin yeni politika arayışlarındaki etkisini göz ardı etmemek gerekir. Bu gelişmeler Suudi tarafını sertleştirdiği gibi, idamların İran’a verilmiş bir mesaj olduğu da açık.

    İnfazın ardından İran’daki Suudi diplomatik temsilcilikleri saldırıya uğradı. Suudi diplomatlar İran’ı terk ettiler. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, El Nimr’in idamını kınarken, “İlahi intikam şüphesiz Suudi siyasetçilerin yakasına yapışacak” ifadelerini kullandı. Açıklama, açıkça Suudi ailesini tehdit anlamına gelirken, şimdi herkes gerilimin ne yönde ilerleyeceğini merak ediyor.

    Sorun her ne kadar İran ile Suudi Arabistan arasındaymış gibi görünse de gerçekte tablo daha farklı ve karmaşık. Bu noktada devletlerin sınırını gösteren siyasi harita her şeyi açıklamaya yetmiyor. Bölgenin mezhep haritası, mücadelenin karakterini, tarafları ve muhtemel yayılma alanlarını anlamayı kolaylaştırabilir.

    İran, etnik ve sosyal kimliklere galebe çalan, çoğu zaman devlet otoritelerini aşan Şia’nın güçlü aidiyet bağlarını kullanmaya devam ediyor. Suudiler ise Sünni dünyasında kitlelerden ziyade, siyasi iktidarlarla güç ilişkileri geliştirmiş halde. Üstelik bu ilişkileri de İran’ınki kadar güçlü değil. Bu nedenle Suudilerin yaratıcı gerekçelere ve yeni müttefiklere ihtiyacı var.

    Önümüzdeki günlerde iki ülkenin farklı bölgelerde devam eden “vekâleten savaşları” hız kazanacaktır. İran açıktan ya da “örtülü” yeteneklerini sergilemekten çekinmeyecektir. Suudi Arabistan benzer yöntemlerle mesafe almaya çalışsa da rakibi kadar başarılı olamayabilir. Mücadele Suriye, Irak, Yemen, Lübnan ve Basra Körfezi ile sınırlı değil. Nitekim petrol politikaları aynı zamanda mücadelenin yeni alanı haline gelmiş bulunuyor.

    İran ve Pakistan’da büyükelçi olarak bulunan Bozkurt Aran tabloyu şu şekilde özetliyor: “Ortadoğu’da kara delik büyüyor. Kara deliğin karakteri de hızla değişiyor. Bu tür mücadele yöntemleri bizim sistemimize, aklımıza, vicdanımıza ve bünyemize yabancı.”

    Bu köşe yazısı 05.01.2016 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır