Arşiv

  • Haziran 2020 (3)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Terörle mücadele ve istihbarat

    Nihat Ali Özcan, Dr.19 Şubat 2016 - Okunma Sayısı: 1110

    Ankara’da gerçek-leştirilen menfur terör saldırısını tartışmaya devam ediyoruz. Terör, insani yönümüzü hedef alıyor. Korkularımızı, endişelerimizi tetikliyor. Sisteme olan güven duygularımızı zedeliyor. Benzer saldırıların kurbanı olmak istemiyoruz.

    Hepimiz, değerli olan hiçbir şeyimizin tehdit altında olmasını istemiyoruz. Kısacası, “güvenliğe” ihtiyacımız var. Devletten de bunu sağlamasını bekliyoruz. Devletin öncelikli görevinin bu olduğu konusunda da şüphemiz yok.

    Ankara’daki intihar saldırısının bir ilk olmadığı gibi son olmayacağı da belli. Saldırı Türkiye’nin terör ekosisteminin parçalarından biri. Öyle ki bu sistem fiziki olarak Irak’ı, Suriye’yi, İmralı’yı, Sur’u, Cizre’yi, Silopi’yi kapsamakla kalmıyor, internet ve televizyon aracılığıyla oturma odalarımıza kadar taşınıyor.

    Türkiye’nin talihsizliklerinden biri, terör dalgalarının iç içe geçmiş olması. Türkiye artık farklı saiklerle hareket eden, benzer yöntemler kullanan, benzer hedeflere yönelmiş terör örgütlerinin aynı zaman dilimindeki eylem platformu haline gelmiş durumda.

    Bir yanda 1970’lerin model ve mantığına sahip, devlet kurmak isteyen etnik PKK terörü var. Öte yanda 1980’lerde yükselişe geçen dini referanslı terör eylemlerinin son sürümü IŞİD gerçeği ile yüzleşiyoruz. Bu arada Soğuk Savaş’ın mirası “devrimci” örgütleri de unutmamak gerekir.

    Devletler, örgütler, örtüşen/çatışan çıkarlar, tıpkı PKK ile IŞİD’in birbirini hedef alması gibi devlet dışı aktörler arası rekabet tabloyu daha da karışık hale getiriyor.

    Böylesine muğlak ve karmakarışık ortamlarda siyasi karar alıcıların en doğru kararı vermelerinin, terör gibi sürprizlere bel bağlamış örgütlerle baş edebilmelerinin ilk koşulu, profesyonel ve kaliteli istihbarat örgütüne sahip olmalarıdır.

    Kitap, teröristlerle mücadelede istihbarata özel önem atfeder. Neredeyse işin yüzde ellisi olarak görür. Üstelik teröre karşı savunmadaysanız, istihbarat daha da önem taşır.

    Bir ürün olarak istihbarat, genel analizler, yorumlar, eğilimlerle kahvehane muhabbetinden farklıdır. Stratejik istihbarat genel analiz ve eğilimlere yakındır ve bunu genel olarak soysal bilimciler de söyler, yazar. Düşünce kuruluşlarının raporlarında, akademik kitaplarda ve makalelerde bolca bu yönde değerlendirmeler bulabilirsiniz.

    Fakat terörle mücadele esasında polisiye bir hadisedir ve taktik istihbarat öne çıkar. İkaz, operasyon ve ceza adaleti için üretilen taktik istihbarattan amaç ise, kim, ne, nerede, ne zaman, niçin, nasıl, ne yapacak sorularının cevabını eylem öncesi net verebilmektir. Bu sorulara cevap veremeyen “ürünleri” istihbarat diye her koşulda satın alan, kalitesini denetlemeyen, vergi mükellefleri ve karar vericiler maliyetini farklı biçimlerde öderler.

    Bu köşe yazısı 19.02.2016 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Terör, Güvenlik, Irak, Suriye, PKK, IŞİD,
    Yazdır