Arşiv

  • Kasım 2019 (7)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)

    Etiketler

    Yabancı yatırım olmadan teknoloji transferi olmaz

    Güven Sak, Dr.28 Nisan 2016 - Okunma Sayısı: 2802

    Ben bugünlerde Ankara’da her mahfilde teknoloji transferinin konuşuluyor olmasından rahatsız değilim. Daha açık bir ifadeyle her yerde üretimin yerlileştirilmesi (localisation) üzerine düşünülüyor olması, beni hiç rahatsız etmiyor. Türkiye, gecikmiş bir tartışmayı yapıyor. Bir nevi demiri tersine bükmeye çalışıyor. Daha önce akıl edememiş olduğunu şimdi düşünüyor. Ben bizim gibi ülkeler için inovasyonun öncelikle teknoloji transferi yapabilmek anlamına geldiği kanaatindeyim. Ancak sabah akşam lokalizasyon üzerine konuşunca lokalizasyonun ön koşulunun yabancı yatırım olduğunu gözden kaçırıyoruz gibi geliyor bana. Demiri tersine bükmeye çalışmak, hep böyle yanlış bir izlenim verilmesine neden olabilir. Dil ağrıyan dişe giderken ortaya yanlış bir izlenim çıkabilir. Avrupa Birliği süreci yeniden canlanırken bu konu üzerinde düşünmeye başlamanın tam zamanı bana sorarsanız.

    Şimdi doğrusunu söyleyelim: Doğrudan yabancı yatırım olmazsa yerlileştirecek teknoloji, yerlileştirilecek üretim filan da olmaz. Türkiye gibi bir ülkenin lokalizasyon gündemini tasarlarken önce doğrudan yabancı yatırımlar için gerekli yatırım ortamı üzerine odaklanması gerekiyor bana sorarsanız. Yetmez. Transfer edilen teknolojinin şirketten şirkete, sektörden sektöre akmasını sağlayacak tedbirleri de şimdiden düşünmeniz gerekir. Bugün müsaadenizle ortadaki bu çarpık lokalizasyon gündemi üzerine neler düşündüğümü sizlerle paylaşayım.

    Önce çerçeveyi bir daha belirginleştireyim. Türkiye, Çin değildir. Ne demek bu? Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan gibi ülkeler, nüfus açısından baktığınızda Türkiye’den çok daha kalabalık yerler. Bu tür ülkelerin iç pazarı doğrudan yabancı yatırım için her zaman bizden çok daha cazip. O tür ülkelerde şirketler pazarlığa daha bir açık oluyorlar. Bir kere giriyorsunuz ve çok daha geniş bir pazara seslenebiliyorsunuz. Bu nedenle Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan gibi ülkeler, teknoloji transferi ve lokalizasyon konusunda standart dışı uygulamaları küresel şirketlere dayatabiliyorlar. Bugün TTIP ve TPP ile yeni standartlar yerleştirilmeye çalışılmasının bir nedeni de bu standart dışı uygulamalar aslında. Çin ve Hindistan’ın standart dışı uygulamaları bugün bizim gibi doğrudan yabancı sermaye karşısında pazarlık gücü daha az olan ülkeleri olumsuz etkiliyor. Bu, küresel gündeme baktığımızda herhalde aklımızda tutmamız gereken ilk tespit olmalı.

    Bu durumda, Türkiye gibi bir ülkede yerelleşme, lokalizasyon, teknoloji transferi üzerine tartışanların lokalizasyon kadar doğrudan yabancı yatırım üzerine de düşünmelerinde fayda var. Neden? Türkiye, Çin’den farklı olduğu için elbette. Çin’in sayısal üstünlüğü nedeniyle küresel ekonomiyi etkileyebilme potansiyeli var. Türkiye ise küresel gelişmelerden doğrudan etkilenen ama küresel gelişmeleri doğrudan belirleyemeyen bir ülke. O vakit, lokalizasyon gündemini de bu tanıya uygun bir biçimde saptamak gerekiyor. Lokalizasyon yerine meseleye teknoloji transferi diye bakmak çok daha faydalı olur. Bu da bugün için aklımdaki ikinci nokta.

    Geleyim üçüncüye. Türkiye’nin sağlıklı ve hızlı teknoloji transferini doğrudan yabancı yatırımlar vasıtasıyla yapması gerekiyor. Doğrudan yabancı yatırım için gelenden ne isteyeceğini biliyor olması koşuluyla elbette. Ne isteyeceğini bilmek için ise hesap yapmayı biliyor olması gerekiyor. Neyin pazarlığını yaptığını bilmeyenin, lokalizasyon tartışmasında yeri olmamalı. Neyin pazarlığını yaptığını bilmenin yolu ise odaklanmaktan geçiyor. Hem biyoteknolojide hem savunma sanayiinde hem veri merkezlerinde hem orada hem burada yerlileştirme yapacağım diye gündem olmaz. Türkiye ekonomisinde hızlı verimlilik artışları için neyi niçin istediğini bilmek ve bu konuda odaklanmak gerekiyor. Biz bütün bu işi teknolojilerin hepsi buraya gelsin diye değil, Türkiye ekonomisi tempolu büyüsün, verimlilik artışı olsun diye yapıyoruz. İşte ben henüz bunu görmüyorum.

    Bir durum tespiti ile bitireyim. Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımlar son 10 yılda arttı. Neden arttı? Makro ekonomik ve siyasi istikrar ile Avrupa Birliği sürecinin getirdiği coşku ile arttı. Şimdi aynı 2004’te olduğu gibi, Avrupa Birliği sürecini canlandıracak bir yeni dönemin başındayız. Dünkü süreç neticesinde kimse buraya teknoloji transferi için filan gelmedi. Hatta gelen yatırımların yalnızca yüzde 1’i yüksek teknolojili üretim için geldi. Kalanı zaten bizde olanı yeniden üretmeye geldi. O gelen yüzde 1’in ise yüzde 32’si Avrupa Birliği ülkelerindendi. Not edeyim: Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımlara kümülatif olarak baktığınızda bunun yüzde 50’si Avrupa’dan geliyor. Ama gelenin içindeki yüksek teknolojili yatırımlar zaten az ve bunların yalnızca yüzde 32’si Avrupa’dan geliyor. Türkiye’nin işte bu konu üzerine düşünmeye daha çok zaman harcaması gerekiyor. Neden Türkiye’ye uzun vadeli düşünen, yüksek teknolojili üretime odaklanmış yatırım gelmiyor? Bunu sağlamak için Türkiye’de ne yapmamız lazım?

    Öncelikle sanırım şu Diyarbakır ve Silopi’deki Halep görüntülerini çözmemiz gerekiyor. Aşağıdaki Dünya Bankası’nın Dünya Yönetişim Göstergeleri karşılaştırması da öyle diyor. Türkiye, çoğu göstergede Orta Doğu ortalamasından Avrupa ortalamasına doğru yol almış gözüküyor. Siyasi istikrar ve şiddetsizlik göstergesi hariç. Ben buraya bakınca ortada hızla düzeltmemiz gereken bir durum görüyorum doğrusu.

    Şekil 1 Türkiye’ye gelen Doğrudan Yabancı Yatırım (FDI)’larda teknoloji sınıflandırması*, kümülatif 2003-2014

    Kaynak: FdiMarkets, TEPAV hesaplamaları

    *Teknoloji sınıflandırması, FdiMarkets’taki sektör bilgilerinin Eurostat ve OECD sınıflamalarına uygun olarak kategorize edilmesiyle oluşturulmuştur.

    Şekil 2 AB-28, Orta Doğu ve Türkiye için Dünya Bankası Yönetişim Endeksi skorları, 2014

    Kaynak: Dünya Bankası Yönetişim Endeksi, TEPAV hesaplamaları (ağırlıklandırılmamış ortalama)

    *Orta Doğu sınıflandırması, Dünya Bankası sınıflamasına uygun olarak yapılmıştır. Fas, Mısır, Ürdün, Suriye ve Tunus’u içermektedir.

    Bu köşe yazısı 28.04.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.