Arşiv

  • Ekim 2019 (9)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Yeşil Ekonomi ve Biz…

    Halil Agah22 Haziran 2016 - Okunma Sayısı: 2862

    Sürdürülebilir kalkınma konusunun ülkesel ve küresel ekonominin vazgeçilmez bir unsuru olduğu gerek Kyoto Protokolü ve gerekse Paris Sözleşmesinin benimsenmesi ve kabulü ile devletler nezdinde yerini almıştır. Bu kapsamda hemen tüm gelişmiş ekonomilerde teknoloji konusunda gelişmelerde enerji verimliliği bağlamında yüksek teknolojiler ve yeşil ekonomi kavramları başat duruma geçmiştir.

    “Yeşil ekonomi” kelime anlamı olarak toplumsal refahın ve sosyal eşitliğin arttırılması, çevresel risklerin ve ekolojik kıtlıkların ise azaltılması anlamına gelmektedir. En basit ifadeyle, Yeşil ekonomi düşük karbon salınımı, kaynakların etkin kullanımı ve sosyal sorumluluk gibi kavramlara sahiptir. Aynı zamanda yeşil ekonomi gelir, istihdam ve büyüme dengesini kamu ve özel sektör desteğini de sağlayarak karbon emisyonlarının azaltılması, biyolojik çeşitliliğin artırılması, ekosistem hizmetlerinin kayıplarının önlenmesi yoluyla sağlar.

    2008 yılı sonlarında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) yeşil ekonomiyi “gelecek nesilleri önemli çevre risklerine ve ekolojik kıtlıklara maruz bırakmadan, uzun vadede insanların refahını artıracak mal ve hizmetlerin üretilmesi, dağıtımı ve tüketimiyle ilgili ekonomik etkinlikler sistemi” olarak tanımlamaktadır.  UNEP’in önderliğindeki Yeşil Ekonomi Girişiminin ana hedefi çevresel yeşillendirme ve yeşil sektörlere yapılması planlanan yatırım ve analizlerin yapılması için gereken desteği sağlamak için çalışmalar yapmaktadır.

    UNEP’e göre ya çevresel değerlerin ön plana çıktığı ve sürdürülebilir enerjiye dayalı bir “yeşil ekonomi” oluşacak, ya da düşük verimliliğe sahip ve sürdürülemeyen enerji kaynaklarını kullanan geleneksel “kahverengi ekonomi” devam edecek ve sorunlar büyüyerek tekrarlanacaktır.

    UNEP’ in belirlediği “yeşil sektörler” hem çevresel krizleri aşmakta faydalı, hem de yaratacakları istihdam etkisi ve sermaye getirileriyle küresel finans krizinden çıkmak için önemlidir. Yeşil ekonomi, sürdürülebilir bir kalkınma modeli izlemeyi ve ekolojik kıtlık ile iklim dengesizliğini daha da kötüleştirmeyecek hamleler yapmayı hedeflemektedir.

    Bu çabaların sonunda ulaşılması hedeflenen amaç, azalmak yerine neredeyse her gün artan aşırı yoksulluğun sona erdirilmesidir. Yeşil ekonomi, ekonomik kalkınma için çevre korumacılığından vazgeçilmesi gerektiği görüşünün tam aksini savunur; ekolojik kötüleşmenin nedenlerinin saptanması ve bunların çözülmesi ekonomik kalkınmayı körükleyecektir.

    Yeşil ekonomik düzene geçişin üç temel hedefi vardır:

    • İstihdam yaratarak ve krizden zarar görmüş grupları koruyarak dünya ekonomisinin yeniden canlandırılmasına katkıda bulunmak,
    • Karbon bağımlılığını azaltarak ekonomilerin temiz enerji kullanarak dengeli bir kalkınma yoluna girmelerini sağlamak
    • Sürdürülebilir kalkınma sağlayarak aşırı yoksulluğu ortadan kaldırmaktır.

    Yeşil ekonomi uygulamalarının hedeflerine ulaşabilmesi için sahip olması gereken ortak unsurlar; hedef sektörlere yönelik mali teşvikler, ulusal ekonomilerde yeşil yatırımlara yönelik politika reformları ve uluslararası eşgüdümü sağlayacak ve ulusal girişimlere destek olacak uluslararası politika reformları biçiminde sıralanabilir.

    Bu politikaların adil ve etkili olabilmesi için ise, gelişmekte olan ülkelere özellikle de az gelişmiş ülkelere öncelik verilmeli ve finans, dış ticaret, teknoloji ve kapasite oluşturma alanlarında ek destekler tasarlanmalıdır. Yeşil ekonomi, enerji kullanımı açısından, hem büyük ölçüde enerji tasarrufu sağlayacak, hem de istihdam yaratacaktır. Negatif dışsallık oluşturan fosil yakıt kullanımının azaltılması için hükümetler, düşük karbon enerji kullanan ev ve işyerlerinin inşa edilmesini teşvik etmelidirler.

    Düşük karbon ekonomisi; karbonun kısıtlandığı, fosil yakıt tüketimimizin oldukça azaltıldığı bir ekonomidir. “İklim Değişikliği Yasası”, 2050 yılına kadar karbon emisyonun %80 azaltılmasını gerektirmektedir. Düşük karbon ekonomisine geçiş hamlesi, enerji kullanımında ve tedarik edilmesinde teknolojik bir devrim gerektirmektedir. Petrol fiyatları arttıkça, düşük karbon mal üretimini geliştirmek isteği yoğunlaşmaktadır.

    Düşük karbon ekonomisine geçişte yapısal değişiklikler gerçekleştikçe, kaybedenler ve kazananlar olacaktır. Örneğin evlerde ısı yalıtımı programı, enerji faturalarında yıllık olarak büyük miktarlarda tasarruflar sağlamaktadır. Fırsatlar bölgeden bölgeye değişecektir. Her bölgedeki rüzgâr potansiyeli ya da güneş enerjisi farklı olduğundan, yenilenebilir enerji üretimi konusunda her bölge aynı şansa sahip olmayacak ve dolayısıyla bu bölgeler sektörel destekten ve gittikçe yaygın hale gelen mali destekten faydalanamayacaklardır.

    Türkiye’de kamu tarafından sağlanacak teşviklerin yeşil ekonomiye geçiş sürecini hızlandıracağı ve buna yönelik olarak hem finansal hem de motivasyon anlamında şirketlerin yeşil uygulamalarını geliştirmek ve uygulamalar konusunda harekete geçecekleri öngörülmektedir. Bu sürecin hem şirketlerin üst yönetimi hem de çalışanlar tarafından benimsenmesi geçiş sürecini hızlandıracağı ve buna yönelik bilgilendirme ve bilinçlendirme konularının önem kazanacağı bir dönem yaşanmaktadır.

    Gelişmekte olan ülkelerin karbon emisyonlarındaki hızlı artış nedeniyle, sadece gelişmiş ülkelerin yapacakları azalımlar yeterli olmamaktadır. Global düzeyde küresel emisyonun % 0,94’ünden sorumlu olan Türkiye’de 2015 yılında, toplam sera gazı emisyonunun 477 milyon ton karbondioksit eşdeğerine yükseldiği raporlanmaktadır. Herhangi bir iklim politikası uygulanmadığı takdirde Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının önümüzdeki 15 yıl içerisinde bugünkü değerinin 2,5 katına ulaşacağı ve 1,2 milyar tona çıkacağı öngörülmektedir. Henüz yeşil ekonomiye geçiş sürecinin ilk aşamalarında olan ülkemizde bu kapsamda AB’ye karşı verdiği taahhütleri söz konusu olup, 2007-2023 döneminde yaklaşık 42 milyar ABD doları tutarında yatırım yapılacağı belirtilmiştir.

    Yeşil ekonominin uygulanmasında en önemli unsurlardan birisini de KOBİ’ler oluşturmaktadır. Halen ülkemizde sanayi üretiminde faaliyet gösteren yaklaşık 1,4 milyon işletme bulunmakta ve bunun da %99’unu KOBİ ölçeğinde iş yapan işletmeler oluşturmaktadır.  İç dinamikler ve küresel finans piyasalarında oluşan dalgalanmalardan olumsuz etkilenen KOBİ’lerin finansman konusunda yaşadıkları darboğaz ve sıkıntılar sürdürülebilirlik kapsamında atmaları gereken adımları ötelemekte ya da hayata geçirmelerini engellemektedir.

    Öte yandan mevcut olan serbest bölgeler, OSB’ler, ihtisas OSB’leri, kümelenme ve örgütlenerek ihtisaslaşmış yapılar içerisinde sürdürülebilirlik faaliyetleri kapsamındaki ağaçlandırma, emisyonu düşük enerji kullanımı, arıtma ve katı atık ayrıştırma/geri kazanım gibi projeler ile desteklenen çalışmaların yeterliliği hep tartışma konusu olmaktadır.  Zira birçok sektörde KOBİ’lerin AB ile gerekli rekabetin sağlanmasında bu sayılan faaliyetlerin yanı sıra atık ısı kazanımı, buharın ısı aracı olarak kullanılması, tesis içi aydınlatma sistemleri, sadece atıkların değil kağıt, metal ve çamurun ayrıştırılmasının yanı sıra kalite kontrol hizmetlerinin üretimin tüm aşamasında yapılması gerekli olmaktadır.

    Türkiye açısında yeşil ekonomi konusunda tartışılacak pek çok konu halen gündemdedir. Bu kapsamda enerji üretiminde mevcut yenilenebilir enerji kaynakları ile ithal kömüre dayalı santralların kurulmakta olması, şirketlerin ve karar vericilerin bilinçlenme düzeyleri ve tercihler, nihai kullanıcıların yeşil ekonomi ürün tercihlerindeki karar vermelerinin kolaylaştırılması, üretimden tüketime giden süreçte yeşil ekonomik kararların desteklenmesi gibi konular toplumun tüm kesimini işin içine sokarak derinlemesine tartışılmasını gerektirecektir…