Arşiv

  • Ekim 2019 (7)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Yeni sanayi devrimi nasıl bir mesleki eğitim modeli istiyor?

    Güven Sak, Dr.06 Mart 2017 - Okunma Sayısı: 4713

    Dün, sabah akşam inovasyon dedikodusu yapıyorduk. Bir ara, “Yahu, böyle yapmasak, artık inovasyon konuşmaktan inovasyon yapmaya geçsek” diyecek olduk. Bilmem hatırladınız mı, TEPAV’ın 2015 ortalarındaki tartışma notlarını? Şimdi, doğrusu ya, ortada somut bir değişiklik görüyorum. Artık kimse inovasyon üzerine konuşmuyor. O bir nevi ayıp oldu sanki. Artık aynı heyecanla Endüstri 4.0 üzerine konuşuyoruz. Sonuç? Dün inovasyon dedikodusu yapıyorduk, şimdilerde ise Endüstri 4.0 dedikodusu yapıyoruz. Türkiye’de değişen bir şey olmuyor.

    Neden? Bugünlerde geldiğim “ortak vizyon olmayınca, gide gide ancak arpa boyu gidiliyor” noktasını geçen hafta açmaya başlamıştım. Oradan devam edip hadiseyi somutlamaya çalışayım bugün. Endüstri 4.0 nasıl bir mesleki eğitim 4.0 gerektiriyor? Hiç düşündünüz mü? Bizim mesleki eğitim sistemimiz, bu açıdan bakıldığında, yalnızca Endüstri 4.0’ın değil, bir bütün olarak, yeni sanayi devriminin neresinde bulunuyor? İdarelerimiz neden üzerine düşeni yapmak yerine, öyle kenarda bekleyip arada dedikoduya katılmakla yetiniyor? Ortada neden sonuç odaklı bir çalışma bulunmuyor? Var olan çalışmalar neden garip bir milli bir şey yapma telaşı içine girip, esası, teknolojiyi millileştirmeyi unutuyorlar? Hepsini cevaplayamam ama bugün bir yerden başlayayım.

    Önce nasıl bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir belirleyelim isterseniz. Isaac Asimov’un robotlarla ortak yaşamımızın neler getireceğini anlatan kitapları 1950’lerin başında basılmaya başladı. “Ben, Robot” hikayesi 1950’de çıktı. Yine The Foundation (Vakıf) serisinin ilk kitabı da 1951 tarihliydi. Bizde o vakitler daha tık yoktu. Dijital hayatın nasıl olacağına ilişkin ilk varsayımlarımız işte o kitaplardan çıkmaya başladı doğrusu. Ben, lazer teknolojisinin bugüne gelmesine katkı yapan bir araştırmacının “Fikir, aklımda Aleksey Tolstoy’un Garin Ölüm Işını (The Garin Death Ray) kitabını ilk okuduğumda yer etmişti” dediğini okumuştum. Tolstoy, Garin Ölüm Işını’nı ilk olarak bir öykü biçiminde 1927’de sonra eklemelerle 1936’da yayımladı. Tahayyül etmek her işin başıdır. Hasreti’nin “Eğer fehm etmezsen, nasib alaman” dediği de bu herhalde.

    Sonra 1991’de geleceğin fabrikasını tarif etmek için, Amerikalı düşünür Warren G. Bennis çıktı. Buna göre geleceğin fabrikasında yalnızca iki adet canlı olacaktı: Bir köpek ve bir insan. Geleceğin fabrikasında insanın görevi fabrikadaki köpeği beslemek, köpeğin görevi ise insanın fabrikadaki makinelere yaklaşmasını engellemek olacaktı. Kısacası, geleceğin fabrikasında canlılara pek ihtiyaç olmayacak, her şeyi makineler yapacaktı. Ama bugün geldiğimiz noktada, geleceğin fabrikasına ilişkin düşündüklerimiz önemli ölçüde değişmeye başladı. Geleceğin fabrikası artık daha sonuç odaklı düşünen, değerlendirme yapmayı ve problem çözmeyi bilen çalışanlar istiyor. Normal şartlarda, mühendislerde aranan bazı özelliklerin artık ara elemanlarda da bulunması gerekiyor. Geleceğin fabrikasını orta ikiden terk bir nüfusla işletebilmek mümkün görünmüyor. Memleketin yüzde 68’i mesleksiz olmaya devam ettikçe, Türkiye’nin Endüstri 4.0’dan bahsedebilmesi, yeni çağa ayak uydurabilmesi mümkün değil. Nereden çıkartıyorum yüzde 68’i? Memleketin toplam işgücünün yüzde 68’i genel lise ve lise altı eğitimli ya da hepten eğitimsiz, unutmayın. Nedir? Çevrenizde iş yapanların, ustayım diye dolaşanların neredeyse üçte ikisi bildiğiniz mesleksiz. Üçte ikisi mesleksiz bir işgücü ile olsa olsa “Zaten Batı medeniyeti de çöküyor abi” diye kahvehane geyiği yapabiliriz, ben size şimdiden söyleyeyim.

    06032017 tablo 1.520px

    Şimdi ortadaki tehlike nedir? Şudur: bugün meslek sahibi olduğunu düşündüklerimizin eğitimi de yeni sanayi devriminin şartlarına uygun değildir. Kalan yüzde 32 de geleceğe uygun değildir yani. Bu durumda, öncelikle sorgulamamız gereken meslek liseleri ve de yüksek öğretim sistemimizdir, bana sorarsanız. Neden? Çünkü geleceğin fabrikasında bir makine arızası nedeniyle ortaya çıkabilecek iktisadi kayıp artık çok daha büyük olacaktır. Dolayısıyla herhangi bir arıza anında, hatayı fark edecek ve anında müdahale edebilecek ara eleman ihtiyacı artacaktır. Bugün ara elemandan beklenen dün aynen mühendisten beklenen gibidir. Meslek okullarında artık gençlere iletişim becerileri ve problem çözme kabiliyeti aşılamak gerekmektedir. Meslek okulu öğrencileri artık iş süreçlerini bir bütün olarak da içselleştirmek zorundadırlar. TEPAV’ın geçen hafta uygulama sonuçlarını açıkladığı “Mesleki Eğitim İhtiyaç Analizi ve Pilot Uygulama Projesi”  bu çerçevede yeni sanayi devrimine geçiş için bir uygulama projesidir. Proje kapsamında tasarlanan ve uygulanan Probleme Dayalı Eğitim Programı (TEPAV PDE) mesleki eğitimdeki öğrencilerin alanlarına ilişkin bütünsel bir bakış açısı kazanmalarını sağlayan bir öğrenme ortamı oluşturması bağlamında inovatif bir eğitim modeli sunmaktadır. İnovasyon konuşmaktan, inovasyon yapmaya geçmek dediğimiz işte budur. Söz konusu projenin çıktılarını, TEPAV olarak nasıl bir eğitim modeli denediğimizi internet sitemizde dün yayımlanan haberdeki linklerden takip edebilirsiniz.

    Peki, bu beceri ihtiyacı nereden çıkıyor? Birincisi, çalışmada yürüttüğümüz anketten çıkan sonuç budur. Endüstri 4.0 uzakta filan değildir. Buradadır. İşyerleri zaten büyük bir hızla değişmektedir. Kimse öyle devletin desteğini, ilgisini filan beklememektedir. Düğmeye basmaya gerek filan yoktur. İkincisi, Alman Mühendisler Birliği (VDI) ile Amerikan Makine Mühendisleri Birliği’nin (ASME) “Endüstri 4.0: Geleceğin Fabrikasında Aranan Vasıflar ve Beceriler: Alman ve Amerikan Perspektifi” başlıklı çalışmanın anlattığı tam da budur. Çalışma 2015 yılında yayımlanmıştır. Ne zaman? Almanya’nın, 2014 yılında Hannover Fuarı’nda ilk kez Endüstri 4.0 markası ile sanayide dijital mekanizasyonu tanıtmasından bir yıl sonra. Almanların Endüstri 4.0 dediğine Amerikalılar “İleri İmalat Teknolojisi (advanced manufacturing)” diyorlar. G20, geçen yıl, Endüstri 4.0 demeyi içinde bulunduğumuz teknolojik değişim sürecini tanımlamakta yeterince kapsayıcı olmadığı için reddederek “yeni sanayi devrimi (new industrial revolution)” deyimini tercih etti. Bizim gibi dedikoducular için ise, gördüğünüz gibi, fark etmiyor. İntaç? Yok.

    06032017 grafik 1.600px

    Üçüncüsü, Sabine Pfeiffer’ın Avusturya için Endüstri 4.0 çerçevesinde mesleki eğitimde yapılması gerekenleri özetlediği raporu 2015 yılında yayımlanmıştır. Yandaki şekil oradan alınmadır. Geçen hafta, TEPAV’da düzenlenen “Yeni Sanayi Devrimi için Nasıl bir Mesleki Eğitim Modeli Tasarlanmalı?” başlıklı toplantının panel oturumunda konuşan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Serdar Sayan’ın sunumunda gördüm ilk ve çalışmayı sonradan okudum. Bence durumu iyi özetliyor. Geleceğin fabrikasında çalışanların yüzde 71’inin bugün mühendislerin sahip olduğu vasıflara ve becerilere değişik düzeylerde sahip olması gerekiyor çalışmaya göre. Burada düşük vasıflı iş gücünün o yüzde 68’den geleceği düşünülürse, ara elemanların meslek liselerinden ve kalanının yüksek öğretimden geleceğini varsayıyoruz. Ne oluyor? En büyük intibakın mesleki eğitim sisteminden ve yüksek öğretimden gelmesi gerekiyor bana sorarsanız. Bu da öyle müfredat değişikliği filan istemiyor öncelikle. İlk olarak yapılması gereken sınıfta ders işleme dinamiğini değiştirmek. Sınıfların öğrencilerin bilişsel becerilerini de devreye sokmalarını gerektirecek, öğrenmeyi öğrenmelerini sağlayacak, düşünme alışkanlıklarını değiştirebilecek ortamlar haline dönüştürülmesi gerekiyor. Eğitimcilerin bilginin otoritesi değil de, öğrencinin bilgiyi kendi kendine keşfetmesini sağlayacak birer yol gösterici olmasını sağlamak gerekiyor aslına bakarsanız. İşte, Probleme Dayalı Eğitim (PDE) dediğimiz de tam bu. Ben meseleye doğru açıdan yaklaştığımızı düşünüyorum.

    Peki, biz böyle inovasyon diye, Endüstri 4.0 diye dedikodu yaparken neden sonuç alamıyoruz? Ben bu noktada geçen hafta başlattığımız ortak vizyon meselesine dönmek istiyorum. Türkiye bir hedefe odaklanmayı beceremiyor. Diyelim adı Endüstri 4.0 oldu? Bu noktada mesleki eğitim ne olacak, şehirlerimiz nasıl olacak, üniversitelerimiz sürece nasıl katkıda bulunacak diye bir heyecan uyanmıyor. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) her zamanki gibi kendisini ilgilendirmeyen her konuya ayıracak zaman buluyor ama buna bakamıyor. Milli Eğitim Bakanlığımız bugünün eğitimini arap saçına çevirdiği için, yarının eğitimine elbette zaman ayıramıyor. Sorarsanız, “90 kilometre ile giden bir aracı sürüyoruz nasıl durup da düşünelim” gibi bir cevap verebileceklerinden, doğrusu sormaya korkuyorum.

    Ama benim gördüğüm şudur: Biz, öncelikle kapsayıcı ekonomik dönüşüm vizyonu tasarlamayı bilmiyoruz. Hatta bir adım daha gideyim: Biz, kapsayıcı dönüşüm vizyonu tasarlamayı bilmiyoruz. Enerjimizi israf etmekten garip bir zevk alıyoruz. Peki, neden yapacağımız işi daha ayrıntılı bir biçimde düşünmekten kaçınıyoruz? Kimse işin ununda değil, herkes işin ününde olduğu için elbette. Kimse bir fayda sağlamak için işi yapmayı düşünmüyor, herkes iş üzerine konuşup, üç dakikalık ramp ışıkları altında dolaşma hakkını kullanıyor sonuçta. Orta Anadolu’da hep söylendiği gibi, kimse nasibin gayrete aşık olduğunu hatırlamıyor. Batıya bakıyor ve yalnızca onların yaptıklarının dedikodusunu yapıyoruz doğrusu. Sonuç: Sıfıra sıfır elde var sıfır.

    Bu köşe yazısı 06.03.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.