Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Radikalleşme: Teröre Giden Yol

    Hilmi Demir, Dr.25 Nisan 2017 - Okunma Sayısı: 4999

    Günümüz dünyasında gündelik yaşamda, siyasette, komşuluk ilişkilerinde, dini söylemde toplumsal ve bireysel ilişkilerde gittikçe artan bir öfke var. Gençlik ideolojilere karşı sert muhalefetini ve öfkesini, şiddete varan bir süreç içinde ifade etmeye başladı. Yani küresel ölçekte şiddete varan bir radikalleşmeyle karşı karşıyayız.

    Radikalizm sosyal, siyasal düzende kökten bir değişim öngören ve değişim için yalnızca siyasal araçlara değil şiddete de başvurmayı meşru sayan grup davranışları için kullanılan bir terim. Radikal bir eylemi demokratik hak ve talepleri içeren her hangi bir eylemden ayıran en temel unsur, şiddetin bir yöntem olarak tercih edilmiş olmasıdır.

    Radikalizm bazen de bu kavrama eş olarak kullanılan fundamentalizm terimleri, aşırı etnik ve ayrılıkçı örgütler, belli dinsel toplumsal hareketler, özellikle batı tarafından siyasal İslamcı hareketler ve aşırı ideolojik toplumsal yapıları ifade etmek için oldukça geniş bir alanda kullanılmaktadır.. Radikalizmin temel motivasyonu, dini gerekçeler olarak gösterilse de dinden başka birçok saik toplumsal hareketlerin şiddete doğru evrilmesinde rol oynamaktadır. Küreselleşme olarak adlandırılan süreç toplumsal yapıların,  organizasyonların ve bunlardan doğan sorunların dünya çapında ortak bir dille ifade edilmesini  kolaylaştırdı.

    İdeolojik kimliklerin kırılganlaştığı, sınırların kaldırıldığı bir dünyada kentler ve AVM kültürü yeni toplumsal kimliklerin oluşmasını sağlamaktadır. Bu toplumsal yapıda en önemlisi de hızlı kentleşme ile birlikte hayatımıza giren cep telefonları ve sosyal ağlar olmuştur. Sosyal ağ siteleri, kullanıcıların birbirleriyle bağlantı ve iletişim kurmalarına imkân veren, kişisel içeriğin paylaşılması kadar kişisel bir ağ kurmalarını sağlamaktadır. Sosyal ağlar toplumsallaşma, kimlik kazanma ve iletişim süreçlerini kökten değiştirmiştir.

    Dolayısıyla radikal hareketlerde şiddet yalnızca bireye, cana ve mala yönelmemekte, toplumu bir araya getiren kültürel ve manevi değerleri de tehdit etmektedir.  Bu noktada belirtilmesi gereken diğer bir husus da, toplumsal hareketleri şiddet kullanımına yönelten nedenlerin oldukça çeşitli ve farklı olabileceğidir. Toplumsal yapı, siyasal katılım yollarının açık olmaması, ekonomik nedenler, kültürel ve ideolojik sebepler, etnik milliyetçilik, dış tehdit unsurlarının desteği, yoksulluk ve yoksunluk gibi birçok unsur radikalizmi tetikleyen nedenler arasında yer alabilir.

    Bu gün teknoloji alanındaki ilerlemeler şiddet eylemlerinin giderek daha özgün yöntemlerin kullanılmasına imkân vermektedir. Radikal hareketler son yirmi yılda teknik ve yöntemlerini o kadar geliştirmişlerdir ki, ulaştıkları boyut dünya barışını, insan haklarını ve demokratik yaşamı tehdit eder hale gelmiştir.

    Gelecek yıllarda yalnızca terör olaylarında değil yeni toplumsal olaylarda da daha fazla kitlesel şiddet eylemleri ile karşılaşmamız mümkündür. Görünüşte çıkışı çok masum olan ama bir süre sonra hızla radikalleşerek geniş kitlesel olaylara dönüşen toplumsal hareketler de ciddi bir artışla karşı karşıya kalacağımız hesaba katılmalıdır.

     

    Radikalizmin İslamlaşması

    DAEŞ ile birlikte radikal söylemin kendisine dini bir kalıp ve meşruiyet zemini bulması tüm dikkatleri yeniden İslam’a ve İslam geleneğine çekti. Zamanın yeni ruhu olan radikalleşmeyi anlamayan araştırmacılar dini kılıflı bu öfke dilinin İslam geleneğinden beslendiğini dile getirmeye başladılar. Gelenekten daha çok, o geleneği okuyan, o gelenekle temasa geçen bireyin sahip olduğu bagajın sorunlu olduğunu Fransız düşünür Olivier Roy “Radiaklizmin İslamlaşması” kavramıyla açıklar. Bu tez, İslam’ın radikalleşmesinden ziyade özellikle Avrupa’da eylemde bulunan teröristler açısından radikalizmin temel parametre oluşu ve bu radikal eğilimlerin İslamileştiği ya da İslam’ı bir araç olarak kullandığı iddiasıdır. İslami terör networklerinin içinde giderek ağırlığını artıran “Batılı Müslümanlar”ın ekseriyeti Avrupa’da doğmuş ya da yetişmiş kimseler olmakla birlikte bir kısmı da sonradan İslam’ı din olarak benimsemiş kişilerdir. Yapılan araştırmalar bunların çoğunun yeterli düzeyde dini bilgiye sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bu kişilerin yaşam pratikleri de (sosyalleşme, eğitim vs.) modern tarza sahiptir. Bu kişiler dini altyapılarını güçlendirmek adına küçük mescitlerde eğitim almakla birlikte bu süreçte aileleriyle ve gelenekleriyle bağlarını koparmakta ve önemli ölçüde selefi öğretiyi benimsemektedirler. İslam geleneği açısından oldukça yeni ve modern olan bir süreçle karşı karşıyayız. “İnsan-ı Kamil” yetiştirmek için yola çıkan İslam geleneği modern dünya da “Radikal İnsan” sorunuyla baş başa kaldı.

    Radikaller, cezaevleri başta olmak üzere, yerel arkadaş gruplarında, üniversite kampüslerinde ya da uyuşturucu bağımlılığı yüksek gençlik gruplarında motive ve organize olmaktadırlar. Radikallerin arasında en yaygın güdü ise eylem aracılığıyla karakterini ve benlik saygısını yeniden inşa etme çabasıdır. Bu çaba aslında ben-merkezci bir yaklaşımı işaret etmektedir. Bu nedenle illegal faaliyet yürüten örgütlerde uzun süren faaliyetlerle benimsediği ideolojiye katkı sunmak yerine kesin sonuç alınabilecek ve en kısa sürede gerçekleştirme imkânı bulabilecekleri direkt eylemlere yönelmektedirler. Bu radikalizmin bir diğer önemli özelliği de anti-emperyalizm ile İslami retorik ve ifade biçimlerini harmanlamasıdır.

    Radikal Selefi  ideoloji bir zamanların komünist manifestosundaki şiddeti ve devrimi cihatla, kapitalist devleti Tağutla özdeşleştirerek, yeni bir tedhiş ideolojisine ulaşmayı başarmıştır.

    Aslında bu gün olan Batıda tüm ideolojilerin çöktüğü ve derin bir krizin yaşandığı bir zamanda küresel bir muhalefet olarak devrimci ruhun radikalleşmesinden başka bir şey değildir. Çağın devrimci ruhu ve nihilist felsefesi kendisine Radikal Selefilikle yeni bir beden bulmuştur. Bu nedenle Radikal Selefilik toplumsal hareketlerden terör örgütlerine doğru evrilmekte ve kendine yer bulabilmektedir. Bu gün cihatçıları büyüleyen derin entelektüel tartışmalar, ilahiyatın metafizik tasavvurları veya tasavvufun insan-ı kâmil felsefesi değil eylem ve şiddettir. Bu gençleri uzun tefekkür ve tezekkür sürecinden geçen bir eğitim ya da nefsani arınma ve çile yaşamı değil militarist bir yaşam ve şiddete yönelik eylem cezbetmektedir. Yabancı savaşçılar arasında ihtida etmiş Müslümanlar azımsanamayacak kadar bir yer tutuyor. Bu insanlar uzun tefekkür sürecinden geçerek İslam’ı tercih etmiyorlar. İslam’ı seçtikten sonra da sosyalleşmesi için uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duymuyorlar. Yaşadıkları topluma karşı adeta hınç ve öfke duyarak bir intikam duygusuyla savaşmaya koşuyorlar. Aynı şekilde dün hiçbir özelliği olmayan, sıradan insanlar bir anda kendilerini Suriye’de bulabiliyorlar.

    Radikalleşme kendi içinde oldukça kompleks ve teröre giden eylemi içinde barındıran bir süreçtir. Bu gün Radikal Selefilikteki  radikalleşme yalnızca protest, isyankar bir ruhu değil kendisini dava için yok etmeye giden bir eylemi de içeren bir yolculuk olarak okunmalıdır. Bu sürecin kendi içinde farklı aşamaları içerdiği, bu aşamaların her birinin farklı nedenleri olduğu ve bu nedenlerin de yer aldığı coğrafyaya göre kendi yerelliğini ürettiği de göz ardı edilmemelidir. Bunu görmeden bu süreci anlamak çok makul gözükmüyor.

     

    Radikalleşmeden Dini Motifli Teröre Geçiş

    Radikal örgütlere katılan elemanların örgütün gizli, örtük hedeflerini içselleştirip şiddete başvurması bir anda olup biten bir süreç değil aksine zamana yayılan bir süreçtir. Dini motifli örgütlerde radikalleşme, ideolojik, dini ve itikadi bilinçlenme sürecini ifade eder. Birey örgüte sempati duyarak, önce gönlünü kaptırır sonra zamanla örgütün fikir ve ideolojilerine ve empoze edilen grup kimliğine aklını kaptırır.

    Radikalleşme önce fikirde başlar, bunu dini ideolojik endoktirin süreci izler. Dini-ideolojik radikalleşme süreci eylemde radikalleşme ile son bulur. Bu son aşama, örgütün dini ideolojisine hizmet etme, gerektiğinde canını vermeyi göze alma ve suç işleyerek kanunları ihlal etmeyi meşru sayma sürecidir.

    Dinî motivasyonlu bir terörist için şiddet, teolojik talep ve zorunluluklar karşısında doğrudan başvurulan birincil ve en öncelikli kutsal eylem veya görev olarak meşrulaştırılır. Terörizme başvurmanın aşkın bir kaynaktan gelen bir talep olduğu varsayıldığından, ona başvuranlar da kendilerini siyasi, ahlâkî ve pratik kısıtlamalardan muaf görürler. Dinî motivasyonlu teröristler bu tür şiddetin sadece ahlâken meşru olmadığını, aynı zamanda amaçlarına ulaşmak için gerekli bir vasıta olduğunu da kabul ederler. Böylece siyasal ve ideolojik propaganda süreci yalnızca şiddeti meşrulaştırmaz aynı zamanda tek ve yegâne hedef olarak da kutsallaştırır. Bu açıdan radikalleşmenin fikirde radikalleşmeden eylemde radikalleşmeye doğru akan bir nehir olduğunu ve bu iki küme arasındaki bağın kesilmesinin ve akışın durdurulmasının en önemli mesele olduğunun anlaşılması gerekir. Özellikle dini görünümlü radikal hareketlerin insan kazanma sürecini engellemenin yolunun, sosyal politikalarla desteklenen sağlıklı, rasyonel ve kapsayıcı bir din eğitiminden geçtiği görülmelidir.

    Etiketler:
    Yazdır