Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Yeni milli gelir serisi ile büyüme rakamlarının eski tadı yok

    Güven Sak, Dr.22 Haziran 2017 - Okunma Sayısı: 3652

    2017 yılının ilk çeyreğinde milli gelirimiz yüzde 5 arttı. Dikkatinizi çekeyim aslında 2016 yılının ilk çeyreğinde de yüzde 4,5 artmıştı. Ben yeni milli gelir serisi ile bu yüzde 4,5 ile bu yüzde 5’i birbirinden ayırt etmenin pek zor olduğunu düşünüyorum ve yıllık büyüme için yeterince malumat içermediği kanaatindeyim. Teknik bir derdim var ve bugün size onu anlatacağım. Ama önce aklımdaki bir başka soru ile başlayayım, müsaadenizle. Biz bu kez ilk çeyrek büyüme rakamlarına ilişkin sonucu bir pozitif sürpriz olarak algıladık. Gelin önce bana bu hikâyede garip geleni anlatayım. Sonra bu yeni milli gelir rakamlarına neden biraz daha temkinli yaklaşılması gerektiğini düşündüğümü anlatayım.

    Öncelikle ne oldu? Türkiye’de herkes “yahu, beklentilerin üzerinde büyüdük” diye pek sevindi. Şimdi gelin önce bir düşünelim: Türkiye, 2017 yılının ilk çeyreğinde neden beklentilerin üzerinde büyüdü? Gayet basit bir nedenle, milli gelirin hesaplama yönetimini daha yenilerde değiştirdik. Ama sanayi üretim endeksi hala eski yöntemle hesaplanıyor. Eski milli gelir serisi ile eski sanayi üretim endeksi serisi arasında oldukça istikrarlı bir ilişki vardı. Analistler, sonradan açıklanan milli gelir rakamını tahmin etmek için eskiden beri daha önceden açıklanan eski sanayi üretim endeksi rakamlarını kullanırlardı. Şimdi yeni milli gelir serisi ile eski sanayi üretim endeksi arasında eskisi gibi istikrarlı ve yakın bir ilişki yok. Ama hepimiz eskiden olduğu gibi eski sanayi üretim endeksini kullanarak, yine milli gelir serisini tahmin etmeye çalışıyoruz. Neden? Yeni milli gelir serisinin karakterini daha bilmiyoruz. Ama elde eski sanayi üretim endeksi ile yine de bir tahmin yapmaya çalışıyoruz. Ne oluyor? Yeni seri ile büyüme eski yöntemlerle tahmin edilemiyor. Ne oluyor? Büyüme beklentileri aşmış oluyor. Ama bu durum ekonominin performansı ile değil, analistlerin performansı ile ilgili yalnızca. Peki, bunu zaten bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Bu durumda, aslında büyüme beklentileri aşmıyor, yalnızca bu ortamda milli gelir tahmini yapmak, “bile bile lades”e razı olmak anlamına geliyor. Bu ilk nokta.

    Şimdi geleyim ikinci noktaya, “ne demektir, büyüme beklentileri aştı” demek? Ekonomi yönetiminin görevi, şirketleri şaşırtmak değil, şirketler kesiminin doğru tahminler yapabilmesini sağlamaktır. Şirketler kesimi pozitif ya da negatif ne kadar çok sürprizle karşılaşırsa, o kadar hesapları tutmaz, yanlış yapar, dengesi bozulur. Şirketlerin hesaplarının yanlış çıkması, bir bütün olarak bakıldığında, Türkiye’ye maliyet yükler. Ekonomi yönetiminin mahareti, “evdeki hesabın, çarşıya uyması”ndan belli olur. Evdeki hesap, ne kadar çarşıya uyarsa ekonomi o kadar rayında gider. TÜİK’in son milli gelir hesaplama yöntemi, şirketler kesimi için evde hesap yapmayı zorlaştırmıştır. Evde yapılan hesabın çarşıda tutmama ihtimalini artırmıştır. Şirketlerimizin önünü görmesini kolaylaştırması gereken TÜİK, şirketlerimizin önünü görmesini zorlaştırmıştır. Bu değişiklik, Türkiye ekonomisini, her an her şeyin olabileceği bir ekonomi haline getirmiştir. Belirsizliği artırmıştır. Bu da ikinci nokta.

    Üçüncü nokta ise herhalde açıktır. TÜİK’in Türkiye ile ilgili belirsizliklerin arttığı, siyasi riskin yükseldiği bir dönemde, milli gelirin hesaplanma yöntemini bir çırpıda ve kapsamlı bir biçimde değiştirmesi, ekonomi yönetiminde bir keşmekeş olduğunun, ekonominin bir kaptanı olmadığının en somut göstergesidir. Bu kararla, şirketler kesimi denizler ortasında yelkensiz ve pusulasız bırakılmıştır. Benim bu son “pozitif sürpriz” muhabbetinden anladığım budur.

    Şimdi geleyim, bu rakamlara bakarken neden daha dikkatli olmamız gerektiği konusuna. Bu yeni milli gelir serisi ile rakamların eski tadı, eski manası yoktur. Dün yüzde 5 diye bildiğimizle bugün yüzde 5 diye gördüğümüz aynı şey değildir. Dünkü yüzde 5’in istihdam yaratma, piyasada para döndürme kapasitesi ve bereketi ile bugünkü aynı değildir. Ortada genetiği değiştirilmiş, GDO’lu bir yeni büyüme rakamı vardır. Öncelikle rakamın kendisi arızalı değildir ama niteliği dünden farklıdır. GDO’lu dediğim o işte. Yorum yaparken bu farklılığın dikkate alınmasında fayda vardır. Bu ilk nokta.

    İkinci nokta belki şu husus olabilir: Milli gelir tahmini zaten adı üzerinde bir tahmindir. Dün ortada olanı doğru kabul ederken de, tahmin yapma yönteminin içerdiği yanlışlar tartışılıyordu. Bugün yeni yöntemle yapılan tahminler de aynı biçimde tartışılacaktır. Önemli olan neyin tartışıldığının açık ve görünür olmasıdır. Biz sonuçta burada ikisi de yaygın olarak kullanılan iki farklı yöntemi tartışıyoruz.

    Üçüncü olarak ise, TÜİK’in milli gelir hesaplama yöntemini değiştirmesinin zamanlaması eleştirilebilir ama tek tek ele alındığında yaptığı değişikliklerin hiçbiri ilke olarak arızalı değildir. Arızalı olan bütün bu değişikliklerin aynı anda yapılmış olmasıdır. Değişikliklerin aynı anda yapılmış olması, yalnızca sürpriz katsayısını artırmıştır. Bu ortamda, sürpriz katsayısını artırmak temkinli bir ekonomi yönetimi anlayışı değildir. Kaptan eksikliğidir.

    Peki, teknik olarak bakıldığında, 2017 yılı ilk çeyrek büyüme rakamlarına neden özellikle temkinli yaklaşmak gerekir? Son olarak da bu nokta üzerinde durmak isterim doğrusu. TÜİK’in geçen yıl yaptığı değişikliklerden bir tanesi de, milli gelirin hesaplanmasında, hem fiyat hem de miktar değişikliklerini dikkate alan zincirlenmiş hacim yöntemini benimsemiş olmasıdır. Eskiden 1998 fiyatları sabit alınarak, miktar değişiklikleri üzerinden milli gelir tahmin edilirken şimdi hem fiyat hem de miktar değişiklikleri dikkate alınarak miktar, zinciri endekse dönüştürülmektedir. Bu yeni yöntemle birlikte, milli gelir rakamları göreli fiyatlardaki değişime de duyarlı hale gelmektedir. Zaten işin tanımı da budur.

    Peki, Türkiye gibi zaman zaman döviz kurundaki sıçrayışlarla karşı karşıya kalan bir ülkede, büyüme rakamlarının bu tür dönemlerde nasıl etkilenmesini beklemek gerekir? Kurda yukarı yönde hızlı değişimlerin olduğu bir dönemde, kurdan etkilenerek fiyatı artan ürünler eğer miktar olarak da üretim sepetinde ağırlığını artırıyorsa, büyüme oranının bundan pozitif yönde etkilenmesini beklemek gerekir. Neden? Kur şoku nedeniyle, göreli fiyatlarda değişim beklemek normal olduğuna göre, fiyatı yükselen sektörlerdeki büyümenin bu yeni yöntemde eski yönteme göre daha yüksek olmasını beklemek gerekir teorik olarak.

    Burada söylemeye çalıştığım şudur: Yeni yöntemde, kur şokunun olduğu ve olmadığı dönemlerde ortaya çıkan büyüme oranına daha bir dikkatli bakmak gerekebilir. Unutmayalım Haziran 2016’dan Mart 2017’ye lira dolar karşısında yüzde 25 civarında değer kaybetmişti. Hâlbuki Haziran 2015’ten Mart 2016’ya lira değer karşısında yalnızca yüzde 6 değer kaybetmişti. Bir de çeyreklik büyüme hesaplanırken bir önceki senenin fiyatları kullanılıyor. Yani 2017 büyüme rakamları için 2016 fiyatları ağırlık olarak denkleme girerken 2016 büyüme rakamlarında 2015 fiyatları devreye giriyor. Nedir? 2016’nın ilk çeyreğindeki yüzde 4,5 ile 2017’nin ilk çeyreğindeki yüzde 5’i düşünürken dikkatli olmak gerekir. Bunlar farklı görünebilir ama aslında yüzde 4,5, yüzde 5’ten daha yüksek olabilir bereketi açısından. Neden? Kur intibakının büyüme rakamları üzerinde bir etkisi olmasını beklemek gerekir

    Etki, göreli fiyatlardaki değişim vasıtasıyla kendisini gösterecektir. Hani, istihdam etkilerini değerlendirirken, büyümenin bereketi üzerinde düşünürken, kur intibakından kaynaklanan göreli fiyat şokunun olduğu dönemlerle olmadığı dönemlere farklı bakmak gerekebilir, yeni seriyi manalandırmaya çalışırken. Dedim ya, yeni rakamlar GDO’ludur. Bu anlamda GDO’ludur. Peki, buradan çıkarak, dolarizasyonun yoğun olduğu, göreli fiyatların kur şoku ile bir aşağı bir yukarı oynadığı ülkeler için bir genelleme yapılabilir mi? Doğrusu bana yapılabilir gibi geliyor ama ben bu mesele üzerine hep birlikte düşünmenin faydalı olacağı kanaatindeyim.

    Milli gelir tahmini, yöntemin ayrıntılarını açıkladıktan sonra, öyle de yapılabilir, böyle de. Burada yöntemi değiştirdik işi bozduk demiyorum. Şunu söylüyorum: Yöntemi değiştirdik ama hala rakamlara bakarken eski yöntem varmış gibi düşünüyoruz diyorum. Yeni yöntemle ortaya gelen yeni meseleleri düşünmüyoruz. Ben işin zamanlamasında bir arıza görüyorum ama işin kendisinde bir arıza görmüyorum doğrusu.

    Bu arada malumat olsun diye ekleyeyim: Zincirlenmiş hacim endeksi Avrupa Birliği dâhil pek çok gelişmiş ülkede zaten kullanılıyor. G20 ülkelerinden sabit fiyatlara dayalı tahmin yöntemini kullanmaya devam eden ülkeler Arjantin (2004), Çin (2010), Hindistan (2011-2012), Endonezya (2010), Suudi Arabistan (2010), Güney Afrika (2010)’dır. Meksika ve Brezilya’yı daha ben bulamadım. Parantez içindeki rakamlar ilgili ülkelerdeki baz yılını gösteriyor. Türkiye’de de 1998’di hatırlarsanız.

    Şimdi sorum ortadadır: Kur şokunun göreli fiyatlara etkisini büyüme rakamlarında nasıl ayrıca dikkate alacağız? Almalı mıyız? 2016’nın ilk çeyreğindeki yüzde 4,5 ile 2017’nin ilk çeyreğindeki yüzde 5 birbiri ile nasıl karşılaştırılabilir? Ben düşünüyorum. Sizi de düşünmeye davet ediyorum.

    Bu köşe yazısı 22.06.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır