Arşiv

  • Temmuz 2020 (8)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Titan yeniden hortladı…

    Fatih Özatay, Dr.12 Temmuz 2017 - Okunma Sayısı: 1696

    Haberin başlığı şöyle: “Titan yeniden hortladı. 30 bin kişiden milyonlarca para topladılar.” Devamında: “İzmir'de internet üzerinden reklam kredisi satarak üyelerine kazançtan kâr dağıtacağını söyleyen bir şirket, 30 bin üyeden topladığı milyonlarca lira ile sırra kadem bastı”. Bir mağdur: “…Sadece bizim 5 bin liraya yakın zararımız söz konusu. …Aldığımız her bir kredinin bedeli 177 lira. 177 lirayı ödedikten sonra o sahip olduğumuz reklam kredisinin getirisi günlük 75 kuruşa denk geliyor. Kısa yoldan kazanç elde edeceğiz diye sisteme girdik ama dolandırıldık… Şirket sahiplerinin lüks ofiste olduklarını görünce onlara inancımız arttı. "

    Yukarıdaki alıntıda yer alan rakamlar yanlış değilse yatırılan her 177 lira bir yılın sonunda 270 lira oluyor. Yüzde 52.5’lik bir kazanç oranı söz konusu.

    Alınan “borç” karşılığında böyle bir kazanç oranı birisine teklif edildiğinde, o kişi durup düşünmeli: “Bana yüzde 52.5 getiri teklif ediyorsa, kendisinin bundan daha fazla kazanması gerekiyor. Böyle bir kazanç oranı nerede görülmüş? Bunda bir bit yeniği olmasın?” Ne yazık ki para “tatlı” gelince akılcı düşünülmüyor; bu vahim hatanın tarihte çok örneği var. Bu basit soru “tatlı paranın” çekiciliği karşısında sorulmayacağına (sorulmadığına) göre, insanları bu tür yıkıcı bir hataya düşmekten korumak devletin görevi olmalı; önleyici düzenlemeler gerekiyor. Bireyler için yıkıcı sonuçlara yol açabilen bu tür tuzaklar “Ponzi oyunu” olarak biliniyorlar.

    Ponzi, 1903’de Amerika’ya göçen bir İtalyan. Bu tür dolandırıcılığı ilk keşfeden Ponzi değil. Ama ABD’de oluşturduğu sistem o kadar yaygınlaşmış ki, bu tür alavereler onun adıyla anılıyor. Şu üç örnek sanıyorum yeteri kadar açık olacak bu tür dolandırıcılıkları anlamak için (Finansal Krizler ve Türkiye adlı kitabımın beşinci baskısının 64'üncü ve 65'inci sayfalarından kısaltarak aktarıyorum):

    “1980’lerin ilk yarısında Türkiye’de çeşitli ‘bankerler’ inanılmaz faizler vaat ederek para topluyorlardı. Bu topladıkları paraları daha yüksek bir getiriyle başkalarına satabilmeleri gerekiyordu ki, hem borçlarının anaparasını hem de faizini ödeyebilsinler. Ama o kadar yüksek getiriye sahip bir reel yatırım projesi nereden bulunacaktı? Çok açık biçimde bu bir Ponzi oyunuydu. Yani, iki kişiden bugün yüksek faizle para topluyorsam, ertesi gün en az başka üç kişiden yine yüksek faizle para toplayayım ki o iki kişinin parasını ödeyebileyim. Bir sonraki gün ise bu sefer en az dört kişiden para toplamam gerekiyor ki, önceki üç kişinin parasını ödeyebileyim. Her seferinde daha fazla kişiden para toplayabilmek oldukça güç bir işti. Bu nedenle bir dolu reklam faaliyeti yürütülüyordu. O dönemde yaşayanlar televizyonlardaki neşeli banker reklamlarını hatırlayacaklardır. Bu böyle sürüp gidiyordu. Ta ki, bankerler artık toplanacak para bulamayıp ödeme güçlüğüne düşünceye kadar. Sonrası malum: Banker bürolarının önünde alıcı kuyrukları, sonra bankerlerin oradaki buradaki bürolarının basılması ve üç beş daktilo, bilgisayar, koltuk ve telefonun alınıp götürülmesi. Kısacası, tasarruf sahiplerinin tasarrufları buhar olup uçmuştu.

    1990’ların ilk yarısında Rusya’da da görüldü benzer banker skandalları. Bir tanesi oldukça ilginç: 1994 yılında Sergei Mavrody yılda en az yüzde 3000 getiri vaat ederek kurduğu MMM şirketinin hisselerini satmaya başlamış. Tahmin edeceğiniz gibi MMM şirketinin büroları (140 büro), bürolardaki bilgisayarları, telefonları ve diğer büro mobilyalarından başka varlıkları yokmuş. Kısacası, yıllık yüzde 3000 getiriyi bu mobilyalar kazanacakmış! Şubat ayında bir hissenin değeri 1 dolar (1600 ruble) kadarken Temmuz ayında 51 dolara (105 bin rubleye) fırlamış. İnanılmaz bir artış! Tabii ki sistem çökmüş. Hem de hisselerin şaha kalktığı temmuz ayının sonunda. Yani, topu topu beş ay yaşayan bir Ponzi sisteminden söz ediyoruz. İşin ilginç tarafı şu: Mavrody, sistemin çökmemesi için hükümeti ‘göreve’ çağırmış. Halkın parasını ödeyin demiş. Rusya hükümeti şüphesiz böyle bir şey yapmamış. Ama Mavrody hükümetin bu uygulamasını protesto ederek o yıl yapılan seçimlerde adaylığını koymuş ve bildiniz; kazanarak bir kahraman edasıyla parlamentoya girmiş.

    Bu tür Ponzi oyunlarının son örneklerinden biri ABD’den geldi. Tasarruflarını topladığı zengin kişilere normalinden daha yüksek getiri vaat eden Bernard Madoff skandalından söz ediyorum; filmi de çekildi. Mahkemesi Haziran 2009 sonlarında bitti ve 150 yıl ceza aldı kendisi. Ne talihtir ki, Madoff Temmuz ayı ortasında cezasının ‘ilk bölümünü’ çekmek üzere Atlanta’da daha önce Ponzi’nin konulduğu hapishaneye konuldu! Bu da ABD makamlarının Madoff’a bir jesti olsa gerek. Hesaplara göre Madoff’un bu ‘oyunu’ sonucunda batan para miktarı 65 milyar dolar kadar! Madoff’un bu dolandırıcılığının bir kişinin yerkürede bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük dolandırıcılık olduğu belirtiliyor. Bu nedenle de işlenen suçun tek başına bir kişi tarafından işlenmiş olmayacağı iddia ediliyor.”

    Bu köşe yazısı 12.07.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır