Arşiv

  • Eylül 2019 (10)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    Dokuz ayın çarşambası bir araya geldi bu aralar

    Güven Sak, Dr.23 Temmuz 2019 - Okunma Sayısı: 1170

    Merkez bankaları eskiden bana hep Melih Cevdet Anday’ın Telgrafhane şiirini hatırlatırdı. Hani şu “Uyuyamayacaksın/Memleketinin hali/Seni seslerle uyandıracak/../Düzelmeden memleketinin hali/Düzelmeden dünyanın hali/Gözüne uyku girmez ki/Uyumayacaksın/Bir sis çanı gibi gecenin içinde/.../Çalacaksın” dizelerine sahip şiir, bilmem hatırladınız mı?

    Şimdi yine koyu bir sisin içindeyiz. Önümüzü göremiyoruz. Merkez bankasından ne bekleriz? Bir kaza olmadan bizi buradan çıkarmasını, tehlikeleri aynı bir sis çanı gibi önceden haber vermesini elbette. Ama gelin görün ki, bu defa, bir nevi dokuz ayın çarşambası bir araya gelmiş gibi duruyor. Eskiden bu gibi zor durumlarda, hadise merkez bankasını aşmış bir haldeyse, hani ille de bir yorum yapmak zorundaysak, “Tabii her şeyi de bankadan beklememek lazım. Maliye politikasının da para politikasını destekleyici mahiyette olmasında fayda var” kabilinden bir şeyler mırıldanırdık.

    Ama gelin görün ki, bu kez vaziyet öyle böyle değil. Tam bir “dokuz ayın çarşambası bir araya geldi” halindeyiz doğrusu. Her şey ama her şey üst üste denk geliyor. Geçiş sürecinin içinde bir başka geçiş süreci, bir nevi Rus işi Matruşka gibi. Ortada küreselden bölgesele, oradan da ulusala doğru gelen ve birbiri ile örtüşen bir dizi geçiş süreci var. Şimdi böyle bir ortamda, sen faiz indirdin diye yatırımcı birden bire coşar ve mesela istihdam artmaya başlar mı? Hayır. Millet elinde Amerikan dolarları beklemeyi bırakır mı? Hayır. Ortadaki zombiler yeniden hayata döner mi? Hayır. Ben size söyleyeyim, kimse, dereyi görmeden paçaları sıvamaz. Ortada görünen bir dere görmüyorum ben doğrusu.

    Bu kadar çok yapay zekadan bahsedince, yatırımcı daha şimdiden, babadan kalma işleri, babadan kalma yöntemlerle yapmaktan imtina ediyor

    Neyse ben size dokuz ayın çarşambası ile ilgili ne düşündüğümü anlatayım. Küresel düzeyde bakınca, teknolojik gelişme sayesinde, bir halden yeni bir hale geçme telaşındayız. Daha önce de olmuştu. şimdi yine olacak. 19. yüzyılda malların sınırları aştığı bir dünyanın oluş sürecindeydik. 20. yüzyılın ikinci yarısında “malların sınırları aştığı dünya”nın kurallarını kodifiye eden Dünya Ticaret Örgütü’nü kurduk. Global düzen kurulduğunda, 1995’e gelmiştik. Bu arada, dünya, “malların sınırları aştığı” bir dünya olmaktan çıkmış, “fabrikaların sınırları aştığı” bir dünya haline gelmişti. Küresel değer zincirleri fabrika üretiminin bir bölümünü bizim buralara taşıdı. Çin ve Güney Doğu Asya ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülke toplam küresel üretim içindeki paylarını bu dönemde artırdılar. Türkiye, küresel değer zincirlerinin bize doğru hareketinden karlı çıkan bir avuç ülkeden biri oldu. Onu da not edeyim.

    “Malların sınırları aştığı” dünyada küresel ticaret hacmi yıllık olarak yüzde 8’lerde filan büyürdü. Şimdi artık yıllık büyüme hızı eskinin dörtte birine doğru geriledi. Neden? Rivayet muhtelif. En son G7 toplantılarında, bilenler bu günleri 2008 finansal krizinin etkisi olarak yorumluyor. Dünyayı 2008 finansal krizine getiren süreç yalnızca ev fiyatlarını şişirmedi ya da Türkiye gibi göreli sağlam ülkelere fon akışını hızlandırmadı, aynı zamanda küresel değer zincirlerinin de hızla büyümesine, üretimin üçüncü ülkelere hızla kaymasına, bir nevi gelişmiş ülkelerdeki KOBİ’lerin bile borca dayalı olarak uluslararasılaşmasına neden oldu. Şimdi ne oluyor? Şimdi önce buradaki normalleşmeyi bekliyoruz. O olacak ki, biz de burada ne yapacağımıza karar verelim. Bakın burada daha ticaret savaşları etkisi filan yok.

    Bir de bunun üzerine yeni teknolojilerin yaygınlaşmasının, üretimi yeniden merkez ülkelere doğru çekme gibi bir etkisi var. Yapay zekaya dayalı yeni teknolojiler, öyle görünüyor ki, bizim gibi ülkelerin bir takım avantajlarını ortadan kaldıracak. O vakit, dünya “verinin sınırları aştığı” bir yeni dünyaya dönüşecek. O günkü avantajlarımız, bugün avantajlarımız olmayacak. Ne demek? Biz burada iş modellerimizi yeniden gözden geçireceğiz demek. Bu yeni teknolojilerle ilgili olarak bu kadar çok konuşunca, herkesin hareket kabiliyeti azalıyor gibi geliyor bana. Yapay zekadan sanki yarın olacakmış gibi bahsedince de yatırımcı daha şimdiden, babadan kalma işleri, babadan kalma yöntemlerle yapmaktan imtina ediyor dediğim tam da bu. Kimse dereyi görmeden paçaları sıvamaz dememin ilk nedeni bu. Bu küresel geçiş süreci.

    İnsan zekası, yapay zekayı yendiği için otonom araçlara geçiş yavaşlıyor

    Yapay zeka ile ilgili olarak tek bir örnek vereyim. UBER, sözüm ona, 2019’da otonom taksi filolarını piyasaya sürecekti, en azından bazı yerlerde. Ne oldu? İnsan zekası, yapay zekayı yendi. Şimdi sensörlü yollar yaptınız, arabayı sensörlerle bezediniz kuralları öğrettiniz otonom vasıtaya. Hop ne oluyor? İnsanlar kurallara açık açık uymuyorlar. Yolda sizin de başınıza gelmiyor mu? Ters yola giren bir araba aniden karşınıza çıkmıyor mu? Tam döner kavşakta birden insan sürücü dönmekten vazgeçip aniden direksiyonu kırmıyor mu? İşte bu gibi nedenlerle sensörleri takıp, yapay zekayı işletmekle olmuyor bu işler. Ne gerekiyor? Ne yaptığının “farkında” olan daha duyarlı makineler gerekiyor. Neden? Yollar hemen otonom araçlara geçmeyeceği, makine şoförlerle, insan şoförlerin birlikte yolları kullanacağı bir geçiş sürecinde olduğumuz için elbette. Alın bakın burada da bir geçiş süreci size.

    İkincisi, bölgemiz de derin bir geçiş sürecinin içinde bulunuyor. Etrafımız petrol ihracatçısı ülkelerle dolu, ama petrolün ne kadar ömrü kaldığı meçhul. Şimdi bunların bir bölümü tarihte hiç ulus devlet kurmamış, bizim gibi 20. yüzyılın başında, bir uluslaşma sürecinden geçmemiş ülkeler. Şimdiye kadar ahaliye para verip, özgürlüğünü kısıtlamaya dayalı bir iş modeli ile işi götürmüşler. Küresel sisteme entegre olmamışlar bir nevi kenarına teyellenmişler. Şimdi entegre olacaklar. Ama daha o bölgesel geçiş sürecinin başındayız. Etrafımız ateş çemberi olmaya devam edecek. Bu arada, bölgede Ankara’nın konuşmadığı başkentlerin sayısı azalmıyor aksine artıyor. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs meselesini, daha büyük bir problemin, Orta Doğu meselesinin içine yerleştirmişler sessiz kalmışız. Doğu Akdeniz’de işler zorlaşırken, Kuzey Suriye, yeni bir Kuzey Irak olma yolunda ilerliyor. Bakalım bugünkü Kuzey Irak’a dönüşmesi ne kadar zaman alır? Burada on yılları düşünmek gerekiyor.

    Üçüncü olarak, Türkiye’ye geldiğimizde ise, bir kaç yerel geçiş sürecinin küresel ve bölgesel olanlara eklemlendiği görülüyor. Bunların en önemlisi bana sorarsanız Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi(CHS). CHS’ye bundan iki yıl kadar önce referandumla geçtik. Bir yıldan beri de CHS ile yönetiliyoruz. Doğrusu memleketin bu kadar kapsamlı geçiş süreçlerinden etkilendiği bir dönemde uçup kaçamadık CHS ile.

    Bu kadar kapsamlı bir idari yapı değişikliği yaptığınızda, doğal olarak, eski kurumlardan kalan kültür bir günde ortadan kalkmıyor, yeni yapının gerektiği yeni anlayış ise birden ortaya çıkmıyor. Türkiye’nin geleceği açısından son derece önemli bir dizi kararı, daha oluşum halindeki, halen tamamlanmamış bir nevi rüşeym halinde bir idari sistemle alması gerekiyor. Elbette o da olmuyor. Yatırımcı yatırım yapacak olsa, eski sistemde ne yapacağını biliyordu şimdi ise muhatap bulamıyor. Buldukları da yaraya merhem olmuyor. Bir devrimci durum. Bir geçiş sürecindeyiz anlayacağınız. Ben bu aralar doğrusu, Fransız devrimi tarihini yeniden karıştırıyorum. Eski devirden kalma Talleyrand’a neden ihtiyaç duyulmuş şöyle bir bakıyorum. Çok benziyor.

    Dokuz ayın çarşambası bir araya gelmişken, şimdi bir de para politikasında devrim yapacak gibi duruyoruz. Ayrıca daha banka bilançolarını temizleme konusunda bundan önce hiç yapmadığımız bir işi yapmak zorundayız. Örneğin geçen hafta, banka bilançosundaki varlıkları değerinin altında satma nedeniyle yöneticilerin başına bir şey gelmesin diye yasal değişiklik yapıyorduk. Ama ne yapacağımız, nasıl yapacağımız ve işin olası performansı ne, halen meçhul.

    İşin kötüsü, bu kadar farklı değişken, ayrı ayrı oynarken, neyin neden olduğunu, başlayacak para politikası deneyi sırasında ölçmek kolay olmayacak diye hayıflanıyorum ben doğrusu. İş insanları daha bu kadar oynaklık arasında bir de doğru karar verecekler, yatırım artacak, istihdam yükselecek, falan filan.

    Peki, ne yapalım? Ben size basit bir ilke söyleyeyim: Belirsizlikleri daha fazla artırmayın, azaltın. Küresel ve bölgesel belirsizlikler kontrol değişkeniniz olmadığına göre, ortadaki sise fazladan yerel belirsizlikler eklemeyin. Suyun derinliğini ölçmeden, suya atlamayın. Milleti duyduğu çan sesinin felaketleri yaklaştırmadığı, uzaklaştırdığı konusunda ikna edin.

     

    Bu köşe yazısı 22.07.2019 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: