Arşiv

  • Ekim 2019 (7)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)

    Etiketler

    Fırat’ın doğusu ve PKK’nın uzun dönem stratejisi | 3

    Nihat Ali Özcan, Dr.18 Eylül 2019 - Okunma Sayısı: 383

    Son yazımda belirttiğim üzere, PKK’nın Suriye’deki varlığının uzun dönem örgüt stratejisine etkisi ancak “bütünlük” kavramı çerçevesinde anlaşılabilir. PKK, üç alanda uyumlu bir yaklaşıma sahiptir. Bunların ilki coğrafyayı bütüncül olarak ele almaktır. Örgüt, coğrafyayı mevcut siyasi ve idari sınırlarla ele almaz. Kendi zihnindeki sınır anlayışıyla, bütüncül ve fonksiyonel olarak yaklaşır. İkincisi, örgütsel yapılanma bir bütündür. Yatay ve dikey ağın herkesi bir şekilde kapsaması hedeflenir; bütünlük, disiplin ve hiyerarşi esastır. Örgüt geleneksel parti, ordu ve cephe yapısını her durumda muhafaza eder. Son olarak, PKK terör örgütü silahlı/askeri/politik faaliyetlerini stratejik düzeyde merkezi yapı içinde planlar. Sıklet merkezinin hangi bölgede olacağı, hangi araçların öncelikli kullanılacağı merkezi olarak planlanır. Harekât alanının geniş, karakterlerinin farklı, kaynakların sınırlı, fırsatların değişken olması sıklet merkezinin zamanla değişmesini zorunlu kılar. Haliyle, operatif ve taktik düzeyde uygulamalar yerel koşullara göre farklılık gösterebilir. Örneğin, örgütün militanlarını 2011 sonrası tedricen Suriye’ye kaydırması böylesi bir sürecin sonucudur.

    PKK’nın politik hedefinde yer alan muhayyel “bağımsız Kürt devletinin” siyasi ve coğrafi ana gövdesinin Türkiye’den kopartacağı topraklara dayandığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle Türkiye PKK’nın hedefinin merkezindedir. Irak, İran ve Suriye topraklarının bir kısmının da örgütün uzun vadeli siyasi hedefinde yer alması bu gerçeği değiştirmez. Nitekim bu “tali” değerleme, söz konusu bölgelerin örgüt stratejisinde “güvenli geri bölge” konumunu korumasına neden olmuştur. Bu yaklaşım, ne Öcalan’ın 1978’den itibaren faal olduğu ve bugün üçte birini örgütün kontrol ettiği Suriye’de ne 1979 den beri İran’da, ne de 1982’den beri yerleştiği Kuzey Irak’ta değişmemiştir.

    Esad rejiminin stratejik zorunluluk olarak PKK’ya terk ettiği bölgelerde örgüt yeni bir düzen inşa etti. DAEŞ ile başlayan çatışma süreci yeni fırsatlar doğururken, ABD ve koalisyon ortakları PKK’yı yerel ortak olarak ilan ettiler. Bu hamlenin ardından örgüt, tüm askeri ağırlığını Suriye’ye kaydırdı. Aynı süreçte, ağırlıklı yerel milisleri ile az sayıda yetişmiş teröristleri kullanarak Türkiye’yi şehir savaşlarıyla “meşgul” ederken, içeride politik faaliyetlerini artırdı. Söz konusu süreçte PKK, Suriye’de 12 bini aşkın, Irak ve Türkiye’de de 7 bine yakın kayıp verdi. Nihayetinde bugün PKK, Suriye’nin üçte birini, siyasi ve askeri olarak elinde tutuyor.

    Örgüt, Türkiye ile 450 kilometre sınırı olan, üzerinde üç milyondan fazla nüfus barındıran 60 bin kilometrekare büyüklükte bir coğrafyayı kontrol ediyor. Bu kontrol, “uzun süreli halk kurtuluş mücadelesi” anlayışının şekillendirdiği politik kültür, çoklu tehdit algısı ve ABD’nin çatışma sonrası, bölgesel yapılandırma, yardım ve tavsiyeleri çerçevesinde şekilleniyor. Sonuç olarak, bölgede, sürekli savaş ihtimalinin olduğu bir “garnizon devletin” doğumuna tanıklık ediyoruz. PKK’nın her alanda yeni kapasiteler inşa ettiği bir gerçek. Özellikle ekonomik, mali, politik, askeri, psikolojik ve diplomatik alanlarda. ABD’nin eğitim, silah, teçhizat yardımıyla 90 bini aşkın iyi eğitimli, silahlı güç inşası da devam ediyor. Bir yandan da yarı devletleşmenin emareleri olan kurumlar ve ilişkiler inşa ediliyor.

    Suriye’deki politik ve askeri gelişmeler bir yandan söz konusu kapasitenin geleceğini belirlerken, inşa edilen kapasite de Suriye’nin geleceğinde belirleyici olacaktır. Haliyle, sorunun karakterine, aktörlere baktığımızda Suriye’de anayasal mimarinin inşası, yeni bir düzenin kurulması uzun yıllar alacaktır. Sürecin uzaması bir yandan ABD himayesini kalıcı hale getirirken, bir yandan da PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde kök salmasına imkân verecektir. Sonuçta, yeni anayasal modelin, merkezi otoritesi zayıf, siyasi haritası parçalanmış olacaktır. Haliyle, merkezi otorite ABD’nin desteklediği PKK’yı silahtan arındırabilecek bir kapasiteye sahip olamayacaktır. Dahası, PKK’nın silahlı gücü, yeni Suriye anayasasında “meşru” bir varlık olarak yer bulabilecektir. Bu açıklamalar ışığında, cevabı aranan soru şu olmalı: Suriye’de ömrü uzayan, hatırı sayılır kapasite ve anayasal sıfat kazanan, Irak, İran ve Türkiye’de politik, askeri alanda faaliyet gösteren PKK’nın Türkiye stratejisi ne olabilir?

     

    Bu köşe yazısı 17.09.2019 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: