Arşiv

  • Şubat 2020 (17)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)

    Etiketler

    Nasıl bir ekonomik program?

    Fatih Özatay, Dr.17 Ocak 2020 - Okunma Sayısı: 644

    Dört ayaklı bir programa ihtiyaç var. Birinci ayak kredi arzına ilişkin: Bankaların sorunlu kredi miktarı fazlaysa, bankaların kredi arzı azalıyor ya da az artıyor.  Elbette önce bu sorunun düzeyini bilmek şart. Daha sonra da bu sorunu nasıl çözeceğimize kafa yormamız gerekiyor. Bu çerçevede, TEPAV’ın “Ekonominin Seyir Defteri” dizisinin ikincisi ışık tutuyor. Ayrıntıya girmiyorum; arzu edenler TEPAV web sayfasına bakabilirler.

    İkinci olarak güven artırıcı önlemler var. Bankaların kredi sorununun mevcut düzeyi şeffaf bir şekilde ortaya konulmalı. En olumsuz senaryo altında bu oranın hangi düzeye çıkacağı stres testleri ile hesaplanmalı ve kamuoyuna açıklanmalı. Yetmez; kamu maliyesindeki manevra alanını bilmemiz gerekiyor (TEPAV’ın “Ekonominin Seyir Defteri” dizisinin ilk raporu bu konuya odaklanıyor). Manevra alanı, piyasaların borçlanana borç vermeyi kesecekleri borç oranı (borç sınırı) ile mevcut kamu borcu arasındaki alan olarak tanımlanıyor. Borç sınırının nasıl hesaplanacağı sözünü ettiğim raporda var; ileride bir ara ele alırım. Daha önemlisi şu: Mevcut borç oranımız -Hazine’nin verdiği borç garantileri, gelir garantileri ve işsizlik fonuna olan borçları nedenleriyle- olumsuz bir şokta ne düzeye çıkabilir sorusu açıklanmalı.

    Kamu maliyesine ilişkin olumsuz sinyaller arttı. 2019’da sıkça gördüğümüz bütçe dengelerini bozan uygulamalara yeltenmememiz gerekiyor. Ek olarak mega-projelere başlamayacağımız açıklanmalı. Kamu bankalarına görev zararı yazdıracak işlemler de sonlandırılmalı. Ayrıca, Merkez Bankası’nın sadece enflasyona odaklanacağına kamuoyunu ikna etmek gerekiyor. Bunca olan bitenden sonra çok zor. Ancak hiç olmazsa genel seçimden sonra yasasında yaptığımız ve bağımsızlık açısından sevimli sayılmayacak değişiklikleri geri alarak işe başlayabiliriz.

    Üçüncü ayakta yapısal sorunlarımıza yönelik bazı somut adımlar yer alıyor. İlk akla gelenler: Sanayicilerin birer müteahhitte dönüşmesini özendiren arsa rantını azaltmak üzere rant vergisi getirmek gerekiyor. İhale yasası yeniden ele alınmalı ve 2001 krizinden sonra önemli bir reform niteliği taşıyan haline döndürülmeli. Eğitim reformunun önemli bir parçası, öğretmenlerin ve öğretim üyelerinin düzeyini yükseltici düzenlemeler: Öğretmenlerin yaz kurslarında niteliklerinin artırılması, gecekondu doktora programlarının kapatılması ve az sayıda üniversiteye doktora programı açma izninin verilmesi, yurtdışında kalitesi yüksek olan bölümlere bol sayıda doktora öğrencisi gönderilmesi gibi.

    Dördüncü ayakta ise ekonomi dışında ama ekonomiyle yakından ilgili düzenlemeler var: Adil, hızlı çalışan ve bağımsız bir hukuk sistemine büyük ihtiyaç duyuluyor. Kutuplaşmayı azaltmak gerekiyor. Düşüncelerin özgürce tartışıldığı bir ortamın oluşturulmalı. Dış politikaya ilişkin olarak ise özellikle ABD ile yaşanan gerilimleri azaltmak ve yaptırım olasılıklarını ortadan kaldırmak sürecine girmek gerekiyor.

    Hiç biri yapılmayacak işler değil. Bunun yerine günü kurtarmaya yönelik adımlarda ısrar,  kırılganlıklarımızı artıracak ve dolayısıyla kırılma olasılığımızı yükseltecektir.

     

    Bu köşe yazısı 16.01.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Ekonomi, fatih özatay,