Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Olanı koruyabilseydik…

    Fatih Özatay, Dr.15 Nisan 2020 - Okunma Sayısı: 1083

    Şu sıralarda ekonomi politikası tasarımı açısından baktığınızda “ah olsaydı ne iyi olurdu” dediğiniz bir kurum var mı? Benim var. Ortalıkta bütüncül bir ekonomi programı olmadığını gördüğüm her an “olsaydı ne iyi olurdu” diyorum. Mesela, işsiz kalan ve işyerleri kapanan insanlar için gelir desteği verilebilmesinin büyük ölçüde Merkez Bankası’nın parasal genişlemesi ile mümkün olabileceği bir ortamda, bu parasal büyümenin doğuracağı riskleri en aza indirecek mekanizmaların tasarlanmadığını gördüğümde böyle düşünüyorum. Ya da, döviz gelirlerimizin belirgin biçimde düşmesinin beklendiği bir dönemde vadesi gelen/gelecek dış borçlarımızın nasıl ödenebileceğine dair alternatif önerilere ihtiyaç olduğunda o kurum aklıma geliyor. Ya da, COVID-19 salgınının olası olumsuz ekonomik etkilerine ilişkin tutarlı bir analiz arandığında yine o kurum aklıma geliyor. O olası ekonomik etkilerin azaltılabilmesi için ne ölçüde kaynak ihtiyacı olduğunun hesaplanması gerektiğinde de aynı kurum düşüyor aklıma.

    Devlet Planlama Teşkilatı’ndan (DPT) söz ediyorum. Önce Kalkınma Bakanlığı’na dönüştürülen şimdilerde ise namevcut olan o kurumdan…

    Zamanla siyasetin yarattığı büyük erozyona karşın, önemli bir bilgi birikimi hep oldu DPT’de. Günlük işlerin hayhuyundan bir ölçüde uzak Türkiye ekonomisine ‘yukarıdan’ bakabiliyorlardı o kurumda çalışanlar. Bir yandan sektör düzeyine inebilen uzmanları vardı bir yandan da ekonominin makro dengesini çatmasını bilen uzmanları.

    Zengin ülkelerle aramızdaki gelir farkının nasıl azaltılacağı üzerinde kafa yoranlar sık sık mevcut kurumsal yapımızın adamakıllı iyileştirilmesi gereğinden söz ederler. Çok daha iyi bir yargı sisteminin kurulması, hukukun üstünlüğünü sağlayacak bir yapının oluşturulması, Merkez Bankası ve BDDK gibi kurumların bağımsızlıklarının sağlanması ve / veya korunması, gecekondu doktora programlarının kapatılması ve öğretim üyeleri ile öğretmenlerin niteliklerinin yükseltilmesi, vergi tabanının genişletilmesi ve benzerleri gibi. Yani ülkede olmayan kurumların oluşturulması ya da nitelik ve işlevsellik açısından yetersiz olan kurumların yeniden düzenlenmeleri gibi…

    Oysa bir de vaktiyle elimizde olup da kıymetini bilmediğimiz kurumlar var. DPT gibi. Bırakın yeni kurumlar oluşturmayı ya da eldekileri güçlendirmeyi, bari olanı koruyabilseydik…

     

    Bu köşe yazısı 14.04.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır