Arşiv

  • Ağustos 2020 (6)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)

    Etiketler

    COVID-19 Süreci ve Gıda Güvenliği

    Halil Agah09 Haziran 2020 - Okunma Sayısı: 864

    COVID-19 salgın sürecinde hemen tüm dünyada toplumların gıdaya erişiminin yanı sıra, gıda güvenliği konusu da gündemde önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan sağlığını riske atmayan gıdalar olarak tanımlanabilecek “gıda güvenliği” insanlar açısından hayatta kalma isteğinin en temel içgüdülerinden birisi olarak yaşamın odağında yer alan bir konudur.  Bu bağlamda, tüketilen gıdaların da yaşamı riske atmaması gereğiyle bağlantılı olarak gıda güvenliği çok önemlidir.

    Yaşanan bu süreç ile dünyadaki mevcut tarım ve gıda sektörünün kırılganlıkları gündeme gelmiştir. Bu durum, tüm insanları bu konu üzerinde tekrar düşünmeye sevk etmiştir. Salgın süreci birincil tarım ürünleri üretiminden başlayarak gıda sistemlerine önem verilmesini ve direnç kazandırılmasının gerekliliğini göstermiştir.

    Bu kadar önemli olan ve tüm insanların dikkatinin çekildiği “gıda güvenliğinin” kimler tarafından sağlamasının gerektiği öncelikli bir sorundur. Buna ilişkin olarak Dünya Sağlık Örgütü. “gıda güvenliği herkesin sorumluluğundadır” ibaresi ile bir saptama yapmaktadır.  Yani gıda güvenliği tek bir adrese yüklenecek bir sorumluluk olmamalıdır. Kamu otoritesi, tarımsal üretimi gerçekleştirenler, gıdaları işleyenler, taşıyanlar, depolayanlar, satışları gerçekleştirenler, tüketiciler ile bunların temsilcisi olan STK’lar, meslek odaları, medya, bilgi paylaşan profesyoneller, akademisyenler gibi çok geniş bir kitlenin farklı düzeylerde sorumlulukları söz konusudur.

    Hemen her gün gıdalara ilişkin problemler ile karşı karşıya kalınması, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının taklit ve tağşiş yapan üretici firmaları ifşası, kayıt ve kontrol dışı gıda üretiminin hala var olduğu ve yapılan denetimlerin yetersiz kaldığı dikkate alınırsa ülkemizde gıda güvenliğinin tam olarak sağlandığından söz edilmesi mümkün değildir.

    Güvenli gıda ve temiz suya erişimdeki en önemli engellerden olan tarım ve sanayide bilinçsizce kimyasalların kullanımı, tarımsal üretimin yapıldığı arazilerinin azalması, tarımsal girdilerin fiyatlarındaki aşırı artışlar, gıda enflasyonunun artması, tüketicilerin alım gücünün düşmesi, iklim değişikliği, verim düşüklüğü, özellikle tarım politikalarında uygulamalardaki aksaklıklar gıda arzında problemleri çoğaltmaktadır.

    Birincil ürün üretici ve yetiştiricilerinin yeterince desteklenmemesi, tarımsal ürün ithalatının hızla artması, tohum ve gübre dâhil ana tarımsal girdilerde dışa bağımlı olunması ülkelerin gıda egemenliğini sıkıntıya sokmaktadır. Oysa gıda egemenliği; ırk, dil, din, cinsiyet farkı gözetmeksizin ülkede tüm yaşayan vatandaşları için sağlıklı, toplumun kültürüne uygun, adil,  ekolojik gıdayı üretebilme ve tüketebilmeyi sağlamaktır.

    Gıda güvenliğinde sorunlar olarak,  yeterli gıdaya hiç ulaşamama, ulaşılan gıdanın sağlıksız olması ve hastalıklara neden olması, ulaşılan gıdanın besleyici değerinin olmaması, gıdanın tüketiciye ulaşması aşamasında gıdanın bozulması, bilgi kirliliği, kalitesinin üzerinde fiyatlarla piyasaya sunulması nedeni ile gıdaya herkesin olması gerektiği şekilde ulaşamaması gibi konular ön plana çıkarılabilir.

    Bu kapsamda; tarım ürünlerinin yetiştirilmesinde ve bunların işlenerek tüketicinin sofrasına kadar olan tüm aşmalarında herkesin gıda güvenliğine karşı sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Sağlıklı bir yaşamın sürekliliğinin sağlanmasında yeterli ve dengeli beslenmenin önemini anlamak ve anlatmak oldukça önemli bir görev olarak algılanmalı ve toplumun güvenilir gıdaya erişiminin sağlanması, başta devlet olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşun asli görevleri arasında görülmelidir.

    Bilinçsiz şekilde kimyasal kullanımı toprak, su ve havanın kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır. Özellikle tarımsal üretimin yoğun olduğu ülkemizde bilinçsizce kullanılan tarımsal ilaçlar ve gübreler özellikle toprakta ve su kaynaklarında kirlilik yaratmakta ve biyolojik çeşitliliğe zarar vermektedir. Sulara karışan başta azot ve/veya fosfor bileşikleri de sudaki flora-fauna dengesini ve su kalitesinin olumsuz etkilemektedir.

    Özellikle COVID-19 ile dünyada hayvanlardan insanlara geçen (zoonoz) hastalıkların da küresel boyutta yaşanıp salgınlar haline dönüştüğü, yaşayarak bir kez daha görülmüştür. Bu süreç sağlıklı beslenmenin ne kadar önemli olduğunu ve bunun için kendi sağlıklı kaynaklarımızın olması gerektiğini göstermiştir.

    Birincil tarımsal ürünlerin üretiminin gıda güvenliği isteklerine uygun gerçekleştirilmesi, gıda güvenliğinin en temel adımıdır. Tarladan, bahçeden, ahırdan, kümesten, denizden, tatlı sulardan elde edilecek ürünlerin gıda güvenliği gerekliliklerine uymalıdır.  Uyulmaması halinde işleme veya sonraki adımlarda güvenli hale getirilmeleri mümkün olmayacaktır. Güvensiz birincil üründen güvenli gıda üretilmesi olanaksızdır.

    Aile işletmelerinin ve küçük üreticilerin yoğun olduğu birincil ürün üretimi sürecinde tüm üreticilerin doğru bilgiyle buluşabilmesi ve üretici organizasyonlarının etkinliğinin sağlanması çok önemlidir. Böylece üreticilerin birincil üretimde etik davranışların yaygınlaşması ve gıda güvenliği bağlamındaki sorumlulukların tamamlanmasına önemli katkı sağlayacaktır.  Ayrıca, ürün işleme, depolama, satış/sunum süreçlerinde gıda güvenliğini dikkate alan işlemlerin istenilen ölçüde faaliyetlerinin yapmaları da tüm sistemin bir bütün olarak çalışmasına fırsat verecektir.

    Özellikle son yıllarda gıdaya dair bilgilendirme adı altında olumsuzu öne çıkaran ve bununla medya organlarında kendisine yüksek izlenme karşılığı bulan uzman görüşleri, toplumun gıda ile ilgili bilgilerine kaynak oluşturma düzeyine ulaşmıştır. Bu durum, zaman zaman ciddi bir bilgi kirliliğine neden olmaktadır. Bilgi kirliliği de ülkelerin gıda ile ilgili en büyük sorunlardan birisidir. Medyadaki yayınlarda gıdada uzmanlığı ve yetkisi olmayan kişiler, tüketicileri doğru ve güvenilir gıda tüketmekten alıkoymaktadır.

    Öte yandan, tüketicilerin gıda güvenliği ile ilgili olumlu ve yapıcı davranışlarda bulunabilmeleri, doğru tercihler yapabilmeleri ancak gıda kaynaklı riskler hakkında zamanında, doğru ve güvenilir bilgilere ulaşabilmeleri ile sağlanabilecektir. Bu noktada, kamu sektörüne olduğu kadar başta tüketici örgütleri olmak üzere STK’lara, meslek odalarına, akademisyenlere ve medyaya önemli sorumluluklar düşmektedir.

    Gıda güvenliğini sağlayabilmek, öncelikle birincil üretimi gerçekleştiren üreticilerin refahını sağlamakla mümkün olabilecektir. Gıda zincirinin her aşamasında yoğun emek verenler,  teknoloji geliştirip uygulayanlar ve tüm bunları sağlayanların emeklerinin karşılığı alınabildiği ölçüde gıda güvenliği de sağlanabilecektir.

    Görüldüğü gibi gıda güvenliği tüm insanların yaşamlarını sağlıklı sürdürebilmeleri için yine kendi sorumluluklarında ve denetimlerinde gerçekleşen bir olgudur.

    Etiketler: COVID-19,
    Yazdır