Arşiv

  • Aralık 2021 (2)
  • Kasım 2021 (11)
  • Ekim 2021 (10)
  • Eylül 2021 (11)
  • Ağustos 2021 (12)
  • Temmuz 2021 (8)
  • Haziran 2021 (14)
  • Mayıs 2021 (13)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)

    Olumlu görünen ama olumsuz bir ayrışma

    Fatih Özatay, Dr.14 Ekim 2020 - Okunma Sayısı: 489

    Son günlerde, merkez bankalarının merkez bankası konumundaki Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (BIS) finansal istikrara ilişkin raporları ve istatistikleri ile haşır neşir oldum. Küresel finansal krizden bu yana özellikle bir sorunu ön plana çıkarıyorlar ve o sorunu farklı cephelerden inceleyen raporlar yayımlıyorlar: Hızla artan küresel likidite, küresel borçlanma ve ülkelerde hızlı kredi genişlemesi. Özellikle yükselen piyasa ekonomilerinin nasıl bir bela ile karşı karşıya olduklarına dair önemli çalışmaları var. Bu çalışmalar BIS raporları ile sınırlı değil. Son zamanlarda akademik yazında hızlı kredi genişlemesinin finansal krizlere dönüşebileceğini gösteren çok sayıda makale çıktı. Bu çalışmalarda bu genişlemeye yol açan uluslararası nedenler de araştırılıyor. Aralıklarla da olsa bir süre bu konular üzerinde durmak istiyorum. Gerçi, bu köşeyi izleyenler açısından yeni sayılmaz bu konular; hızlı kredi artışının çok tehlikeli olduğuna dair çok sayıda yazı yer aldı bu köşede. Ancak, bu sefer biraz farklı istatistikler kullanarak ve ilgili akademik yazına da gönderme yaparak ele alacağım konuyu.

    Başlangıç olarak bir grafik veriyorum. BIS’e veri gönderen bankaların (uluslararası bankaların çok önemli bir kısmının) Tükiye’den ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu yükselen piyasa ekonomilerinden alacakları yer alıyor grafikte. Sadece bankalardan değil, aynı zamanda finans dışında kalan şirketlerden, merkezi hükümetten ve hane halkından alacakları. Alacaklar da salt kredilerden oluşmuyor; tahvil ve benzeri finansal varlıklardan doğan alacaklar da var. Karşılaştırılabilsin diye, 2007’nin ilk çeyreğine ilişkin değeri hem Türkiye hem de yükselen piyasa ekonomileri için 100 adım ve diğer değerleri buna göre ayarlayarak endeks haline getirdim verileri. 1998’in ilk çeyreğinden başlıyor 2020’nin ilk çeyreğinde bitiyor grafik.

    Küresel krizden sonra hem Türkiye’nin hem de yükselen ekonomilerin borçlanmalarındaki hızlı artış hemen dikkati çekiyor. Bizdeki artış, 2016 ortalarına kadar içinde bulunduğumuz gruptakine benzer. Dokuz yıla yaklaşan bir sürede iki katına yakın bir artış var. Bu tarihten 2018 ortalarına kadar aynı hızla olmasa da Türkiye’den alacaklar (Türkiye’nin borçları da) artıyor. Ancak, 2018 ortalarından itibaren iki farklı eğilim gözleniyor. Yükselen piyasa ekonomilerinin borçları eskisine kıyasla daha yavaş bir tempoda artarken Türkiye’ninki azalmaya başlıyor.

    Bu olgu, Türkiye potansiyelinde büyürken, özellikle makine ve teçhizat yatırımları artıyorken ve işsizlik oranı düşüyorken yaşansaydı, hoşumuza gidecekti. Sonuçta yükselen piyasa ekonomilerinden iyi yönde ayrışmış olacaktık. Oysa öyle olmadığını biliyoruz. Ayrıştığımız dönem, işsizliğin arttığı, ekonominin çok yavaş bir tempoda büyüdüğü ve hatta bir ara küçüldüğü bir dönem. Aynı süreçte makine ve teçhizat yatırımlarının da yükselmediği malum. Şimdilik burada keseyim. Verilerin biraz daha ayrıntısına girince bakalım neler karşımıza çıkacak.

     

    Bu köşe yazısı 13.10.2020 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler:
    Yazdır