Arşiv

  • Şubat 2024 (16)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)
  • Mayıs 2023 (9)
  • Nisan 2023 (9)
  • Mart 2023 (11)

    Küresel kriz, rahatsızlığımızı daha da şiddetlendirecektir

    Güven Sak, Dr.08 Nisan 2008 - Okunma Sayısı: 1264

     

    Küresel bankacılık krizi bitmiyor, yalnızca biçim değiştiriyor. IMF Başkanı Strauss-Kahn'ın evvelki gün İngiliz Financial Times gazetesinde vurguladığı tam da bununla ilgiliydi. Strauss-Kahn aslında kısa bir süre önce IMF Birinci Başkan Yardımcısı Alan Lipsky'nin söylediklerini tekrarlıyordu. Lipsky bir süre önce "daha önce düşünülmeyenleri düşünme zamanı"nın gelmekte olduğunu vurgulamıştı. Bakın şimdi IMF Başkanı da aynı noktanın altını kalın kalın çiziyor. Herkesin vurguladığı sonucu hemen çıkarabiliriz: TMSF sahneye çıkmadan bankacılık krizi bitmez. Peki, buraya gelince bankacılık krizinin etkileri bitecek mi? Hayır. Ama en azından "o bilançoda ne var?" merakı sona ermiş olacak. O merak sona ermiş olacak ama her ülke bu krizden bir biçimde de etkilenecek. Bundan kaçınmak mümkün değil. Ne kadar etkileneceğini ise herkesin kendisinin ayrıntılı olarak düşünmesi gerekiyor. İşte bahis bu ise acaba bizim durumumuz nasıldır? Gelin bakmaya başlayalım. Farkında mısınız? Çağımızın en küresel kriziyle karşı karşıyayız. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Kriz, küreselleşme sürecinin tam kalbinde Amerikan bankalarının bilançolarında. Şimdi ise oradan başlayan etki, reel sektöre doğru yayılacak. "Yok canım, neden yayılsın?" demeyin, lütfen 2000-2001 Türkiye bankacılık krizinin dinamiklerini düşünün. Ne göreceğiz? Problemin ülkeden ülkeye taşınmasını elbette. Şimdi buna bir çare bulmak söz konusu olduğunda, küresel probleme çarenin de küresel ölçekte düşünülmesinde fayda var. İşte bu nedenle IMF'nin dedikleri önem taşıyor. Neden mi? IMF dünya ekonomisinin gidişatını takip eden küresel birkaç kurumdan bir tanesi. Bir süredir IMF Birinci Başkan Yardımcısı'nın söylediklerini, bu kez, IMF Başkanı'nın da tekrar ediyor olmasını önemsemekte fayda var. Strauss-Kahn üç noktanın altını çiziyor: Birincisi, bugün açıklanacak "Dünya İktisadi Görünümü" raporundaki öngörülerin iyi değil, kötü olduğunu vurguluyor. IMF sürekli olarak küresel büyüme tahminlerini aşağıya çekiyordu. Şimdi herhalde tahmini aşağıya doğru değiştirme süreci devam edecek. Başkan, "mevcut özel ve kamu tahminlerinin daha altında bir tahmin"den bahsediyor. İkincisi ise "ayrışma teorisinin yanıltıcı" olduğunun altını çiziyor, IMF Başkanı. Buna göre dünyanın büyüme motorlarının Çin ve Hindistan'ın ABD'deki problemden olumsuz etkilenmeyeceklerini söylememek gerekiyor. Üçüncüsü ise bankacılık krizi bağlamında bakıldığında, doğrudan kamu müdahalesi gereğinin artık görünür hale geldiğini vurguluyor, IMF Başkanı. Bir nevi, "TMSF sahneye çıkmadan bu perde inmez" diyor. Batı başkentlerinde artık giderek daha açık bir biçimde kamu müdahalesi yöntemlerinin tartışılıyor olması da bu çerçevede ayrıca ele alınmalı.  Şimdi IMF Başkanı, bu çerçevede, Batı dünyası içinde, bankacılık sektöründe yeniden yapılanmayı hedefleyen, büyüme sürecinin devam etmesini amaçlayan bir koordineli eylemden bahsediyor. Koordineli eylem gereği herhalde açık olmalı. Dünya artık dünkü gibi değil, banka bilançoları ve o bankalarla iş yapan şirketlerin bilançoları artık denizaşırı varlıklarla da dolu. Dünyanın bir ucundaki büyüme problemi, dünyanın öbür ucundan duyulabiliyor. Bu nedenle bu kriz artık dünkü krizlere benzemiyor. Dün krizler daha çok farklı ülkelerde "ne yaptığını bilmeyen idarelerin sorumsuzluğundan" kaynaklanırdı. En azından, iktisat literatüründeki, ilk ve ikinci kuşak kriz modelleri böyle bir çerçeveye otururdu. Şimdi ise piyasaların işleyiş biçiminden, piyasa aktörlerinin davranış biçiminden kaynaklanan krizler çağındayız. Üstelik bu aktörler birbirine bağlı bir bilançolar ağının tam ortasında karar veriyorlar. Bu nedenle bağımsız iktisat politikası çerçevesinin giderek zorlaştığı bir dönemin içindeyiz. Aksi takdirde, bu uzatmalı nominal kur değerlenmesi sürecini izah edebilmek herhalde mümkün değil. Şimdi böyle bir ortamda, Türkiye'de durumumuz nedir? Bize, bir durum tespitine şiddetle ihtiyaç varmış gibi geliyor. Birbirine bağlı bilançoların olduğu bu dünyada, başımıza geleceğin farkında mıyız? Ortadaki rahatlık, olmadığımızı gösteriyor. Bilsek, dünün gündemlerini tartışmaya devam etmezdik iktisat politikası açısından. Öyle bildik iki maddelik paketlerle içinden çıkamayacağımız bir sürecin içine girmekte olduğumuzu fark etmemizde hem de hemen fark etmemizde sayısız fayda var. Bu ilk nokta. Gelelim ikinci noktaya, ortadaki bu politika koordinasyonu konusu iki temel iç meselemiz ile çakışmış durumda. Biri teknik, diğeri ise siyasi. Biri diğerinin olmasını engelleyen iki mesele var ortada. İkisi de bizi ayrı ayrı zora sokacak türden. Türkiye zaten kendi tempolu büyüme sürecinin yol açtığı kapasite problemleri ile boğuşmak zorundayken şimdi bunun üzerine bir de küresel yavaşlama dalgasının getirdiği yükle uğraşmak durumunda. Daha doğrusu; "durumundaydı." Şimdi "donmuş ihtilaflarımız"ın daha ilkini yönetmeyi beceremediğimiz için artık herkese müjdeler olsun: "Filimize kardeş geldi." Zaten ikinci nesil reformlarla büyüme sürecinin kurumsal alyapısını oluşturmak zorundaydık şimdi bir de bunu siyasi kriz ortamında yapmamız gerekiyor. Bir yandan büyüme, işsizlik gibi sorunlarla baş etmeye çalışırken bir yandan da bu sorunlar vasıtasıyla daha da derinleşecek bir siyasi krizi yönetmek zorunda kalacağız. Bu da ikinci nokta. Peki, ne yapacağız? İlk olarak yapmamız gereken açıktır: Durumun ciddi olduğunu kabul edeceğiz. Tedavinin başlangıç noktası hastanın hasta olduğunu kabul etmesidir: Türkiye yine rahatsızdır. Küresel kriz, bu rahatsızlığı daha da artıracaktır.


    Bu yazı 08.04.2008 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır