Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Siz hiç SKDM maliyetine baktınız mı?

    Güven Sak, Dr.14 Mayıs 2024 - Okunma Sayısı: 1608

    Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Mayıs/Haziran 2023’te Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandı. Sonra 1 Ekim 2023’te Türkiye’yi de kapsayan düzenleme yürürlüğe girdi ve bir nevi test sürüşüne başladık. Aradan sekiz ay geçti. Daha ortada somut hiçbir şey yok. Lay lay lom ilerliyoruz.

    Halbuki AB’nin ithal edilen mallar üzerinden ek vergi tahsilatı Ocak 2026’da başlayacak. Eğer kendi ürettiğimiz mallar üzerinden vergi toplamayı AB’ye bırakmayacaksak bir sistem kurup işler hale getirmek için artık 1,5 yılımız kaldı. Sekiz ayı yan gelip yatarak yedik bitirdik.

    Türkiye’de halen operasyonel bir emisyon ticaret sistemi (ETS) olmadığı için, Türkiye’den mal alan ithalatçıların ödemesi gereken tutar aslında son derece ciddi. Bugün size onu anlatayım.  İthalat/ihracat bağlantılarının uzun vadeli yapıldığı da dikkate alınırsa adım atmak için hiç vakit kalmadı desem yeri var esasen.

    Özel sektör farkında, kamunun artık harekete geçmesi gerekiyor

    Peki, bu vurdumduymazlık nereden geliyor? Ne bileyim? Ama özel sektör artık gelmekte olanın farkında. Özel sektör için bir farkındalık kampanyası gerekmiyor. Onlar artık nasıl intibak edebileceklerini harıl harıl araştırıyorlar. Ama idaremiz bir tür “uyuyan güzel” portresi çiziyor ve her nedense hala bekliyor.

    Geçenlerde İspanya’nın Adil Geçiş Enstitüsü ile çevrimiçi yaptığım görüşmede geçişte ne önemli diye konuşuyorduk. Muhatabım “adil geçiş bütçeniz ne kadar büyüklükte?” diye sordu öncelikle, ben bana nasıl yol göstereceğini düşünürken. Doğrusu, “ne bütçesi, bizim daha bir iklim politikamız yok ki” diyemedim. Olası bütçe büyüklüğünü tanımlamaya çalışıyoruz dedim.

    Kamu ortaya bir yol haritası ve bütçe koyacak ki özel sektör hızla intibak edebilsin. Daha ortada bir hareket yok doğrusu. ETS düzenlemesini içeren İklim Kanunu taslağı Şubat 2022’deki İklim Şurası’ndan beri bakanlıkta bekliyor. AB ile uyumlu bir ETS’nin önemi konusundaki rapor bakanlık sitesinde belireli aylar oldu. Ama tık yok. Neden?

    Öyle anlaşılıyor ki memleketin hala belirgin bir iklim politikası yok. Yeşil dönüşüm Türkiye’nin yeni büyüme stratejisi ama idare hala Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu’nun (YOİKK) yeni gündemini nasıl operasyonel hale getireceğini bilmiyor anladığım. O nedenle ortada ses var, görüntü yok. Artık dalga geçmeyi bırakın, bari AB ile uyumlu ETS düzenlemesini bir an önce kanunlaştırın.

    SKDM ile karbon vergisini Türk hükümeti toplamazsa AB toplayacak

    Tamam, daha işin başındayız. Ama bakın sekiz ay boşa geçti. Tamam, daha beş sektörü kapsayacak. Önce çimento, demir çelik, alüminyum, gübre ve elektrik. Ancak nasıl hızla genişleyeceğini de görüyoruz sanırım. Tamam, daha sistemin tam olarak nasıl işleyeceğini bilmiyoruz ama bu test sürüşü işi öğrenelim diye var zaten. Bilenlerin anlattığına bakılırsa bir mevzuat şekilleniyor, işler yürüyor. Nasıl intibak edeceğimize bir an önce karar vermemiz önem taşıyor.

    Ne oluyor? Artık AB ülkeleri ithal ettikleri malların karbon vergisi üretildikleri ülkede ödenmemişse, onu sınırda tahsil edecekler. Bir nevi kendi düzenlemelerini ticaret partnerlerine yansıtıyorlar. SKDM ile karbon vergilerini Türk hükümeti toplamazsa AB toplayacak.

    Türkiye’nin ihracatının yarısı AB ülkelerine. Yükümlülük AB ithalatçılarına ama ihraç malı bizim. Şimdi ne yapmak gerekecek? İhraç ettiğimiz ürünün karbon salımı miktarını bilmek ve bu miktar için bir tür karbon vergisi ödenip ödenmediğini raporlamak gerekecek. Raporlamayı AB’deki ithalatçı yapacak ama o ne yapacak? Malı satın aldığı Türk firmasına soracak, “bu ürünün üretim sürecinde gömülü karbon salım tutarı nedir?” diye. Karbon ayak izi dedikleri bu işte. Yoksa sektörün kullandığı teknolojiye bakıp, belli bir salım katsayısı atayacaklar.

    Peki, biz sizinle ticareti bırakıp başka yere gidiyoruz demek mümkün mü? Hayır. Yandaki dünya haritası küresel ithalatın ülkelere dağılımını gösteriyor. Nedir küresel ithalat? Dünya pazarında kim ne kadar ağırlıkta demek. AB kadar büyük bir başka pazar yok. Dünya ithalatının yüzde 30,2’si 2019 itibariyle AB ülkelerinde. ABD’nin payı 12’lerde. Rusya zaten önemsiz. Çin yüzde 9 bile değil. Afrika ülkelerini tek tek saymıyorum bile. G7’nin payı yüzde 50’ye ulaşıyor. Sizin ana pazarınıza yeni ürün standartları, yeni ticaret kuralları geliyorsa sizin ona uyum sağlamanız gerekiyor.

    Vergiyi ya siz toplayacaksınız ya onlar. Herhalde bizim toplamamızda fayda var. O vakit, kendi ETS’mizi bir an önce kurmak lazım.

    AB ile uyumlu bir ETS düzenlemesini bir an önce kanunlaştır

    Şimdi neye hiç değinmedik? Karbon fiyatlaması ve karbon vergilemesi ile toplanacak kaynakların nasıl tasarlanacağına, nasıl kullanılacağına, kaynak dağılımı etkilerine… Oradan Türkiye’de bölge bölge, il il adil geçiş tartışmasına da geçebiliriz. Malum, bütçe çıkacak ki, adil geçiş stratejisi tartışılabilsin. Zonguldak havzası bundan sonra neye odaklanacak; İstanbul ve hatta Marmara bölgesinde bundan böyle nasıl yaşayacağız? Konya ve Kayseri nereye odaklanacak? Çok işimiz var.

    Yapılan çalışmalar, içeride uygulanacak karbon fiyatı AB ETS’sindeki karbon fiyatının altında kalırsa SKDM’nin maliyetinin Türkiye’deki ihracatçılar için yüksek olacağına işaret ediyor. Yani, kendi ETS’mizi kurmuş olmamız bizi otomatik olarak SKDM maliyetlerinden kurtarmayacak. ETS içerisinde karbonun en optimal seviyede fiyatlandırılması da gerekiyor. Bu da iddialı kotaları ve derin bir karbon piyasasını mecbur kılıyor. Bu nedenle ETS’nin sadece yasal altyapısının teknik olarak hazır olması da içimizi rahatlatmamalı.

    SKDM maliyeti tek başına azımsanacak gibi değil aslında

    Artık bu işi daha fazla uzatmamamız lazım. Siz hiç SKDM maliyetinin nasıl hesaplandığına baktınız mı? Bakın, ben size bir örnek vereyim. Türkiye’den çelik ithal eden bir Alman firması için SKDM nedeniyle katlanılması gereken maliyet artışı yüzde 37 oluyor. Az değil. Ciddi. Şimdilerde olası ithalatçıların yeni tedarikçi arayışına girmesini tetikleyebilecek kadar ciddi. İhracat pazarlarımız için önemli. Ankara’nın harekete geçmesi lazım dediğim bu.

    Bakalım hesaba. On ton çeliğin piyasa fiyatı 5000 Euro olsun. Bir ton çelikte hesaplanmış standart karbon salım miktarı 1,85 ise bunu önce 10 ile çarpıyoruz. Çıkan 18,5’i ise karbon fiyatı olan mesela 100 Euro ile çarpıyoruz. Ne çıkıyor? 1850 Euro. On ton çeliğin 5000 Euro olan fiyatı ithalatçı için 6850 Euro oluyor. İthalatçı için yüzde 37 maliyet artışı dediğim bu işte. Karbon fiyatı 100 Euro değil de 200 Euro olursa tutar 3700 Euro oluyor; dikkatinizi çekeyim.

    Ekonomide makule dönüş adımlarını yeşil büyüme stratejisi ile tamamlamamız lazım

    SKDM ile ihracat mallarımıza aşama aşama gelecek maliyet artışının manasını doğru anlamak lazım. Türk sanayiinin zaten son derece ciddi bir verimlilik sorunu vardı. İsteyenler yandaki tabloya bakabilir. Türkiye’nin verimlilik artışı performansı, 2000’lerin başından beri, akran ülkelerin gerisinde kalıyor. 2017-2022 döneminde ise sanayi de verimlilik artışı zaten negatif. Vaziyet fecaat. Sanayi üretimimiz çalışanların ücretleri asgari ücrete yakınsarken verimlilik kaybına uğruyor. Şimdi yeşil dönüşüm ile gelen yeni teknolojik değişim, sanayiimizin verimlilik problemine eğilmek için bir fırsat aslında. Üstelik ehven şartlı yeşil finansman imkanları da var.

    Şimdi bu yeni teknolojik değişim dönemi sanayiimizde verimlilik artışına nasıl katkıda bulunabilir? Yeşil dönüşümün gerektirdiği sektörel dönüşüm, yerel dönüşüm stratejileri nasıl tasarlanabilir? Hadise esasen bir tek ETS tasarımı ve karbon vergileri ihdası ile alakalı değil gördüğünüz gibi. Madem karbon vergisi geliyor, vergi sistemini daha kapsamlı ele almak lazım. Artan maliyetlerin gerektirdiği verimlilik artışlarını dikkate alan iklim duyarlı sektörel dönüşüm stratejileri tasarlamak lazım.

    Karbon fiyatlaması sisteminin parametrelerini doğru biçimlendirebilmek için bize bir iklim, sanayi ve bilim-teknoloji politikası çerçevesi lazım esasen. Olabilir mi? Evet. Türkiye, eğer son yirmi yılda sahip olduğu ürün ve pazar çeşitliliğini kullanarak akıllı ihtisaslaşmayla yeni odak alanlarına sıçramayı ve zenginleşmeyi düşünüyorsa bu düzenlemeyle birlikte gelecek teknolojik değişime ayak uydurmak zorunda.

    Ben böyle baktığımda, Atlantik’in iki yanında biçimlenmekte olan yeni üretim ve teknoloji bölgesinin manasını doğru idrak etmek gerektiğini düşünüyorum: Yeşil Yeni Mutabakat süreci Türkiye’nin yeni büyüme stratejisi. Her yere çimento dökerek bundan böyle zenginleşemeyeceğimizi artık anlamış olduğumuzu varsayıyorum. Zaten uzun süreden beri ekonomide bir yapısal reform gündemine ihtiyacımız vardı. Şimdi Avrupa Birliği sayesinde ihtiyacımız olan gündem şekilleniyor. Fırsat ayağımıza geliyor.

    Aslında ilk bakışta yeşil sanayi devrimine pek münasebetsiz bir zamanda yakalandığımız söylenebilir. Tanım gereği sermaye yoğun bir iktisadi dönüşüm süreci ile karşı karşıyayız. Ne demek? Daha fazla yatırıma ihtiyacımız var bu sürecin yönetiminde. CDS risk priminin tavan yaptığı bir dönem, sermaye yoğun bir dönüşüm için özellikle münasebetsiz. Hele ki Türkiye gibi kronik tasarruf açığı problemi olan, cari işlemler açığı veren bir ülke için.

    Ancak Türkiye’nin Mayıs 2023’ten sonra makul ekonomi politikalarına yeniden dönmesi, önceki dönemi akıl dışı politikalar dönemi ilan etmesi ve CDS risk primi ile enflasyon bekleyişlerini düşürecek makul adımlar atmaya başlamış olması bu çerçevede son derece kıymetli. CDS risk priminin bir izlenimle bile hızla aşağı inebilmesi önemli. Türkiye’nin mahalli idareler seçiminden sonra doğru yönde attığı adımları artırarak devam ettirmesi halinde bu fırsatı değerlendirebilmek mümkün duruyor aslında.

    Şimdi doğru para politikası çerçevesinin bütçe disiplini ile buluşması halinde, enflasyon bekleyişlerinin yerine oturabileceği, politika faizi indirimlerinin gündeme gelebileceği bir sürecin başındayız. Uluslararası portföylerde TL tutulmaya başlanmasının bir nedeni var. Bu fırsatı bir yeni büyüme stratejisi ile sektörel dönüşüm stratejisi ile birleştirmenin tam zamanı bana sorarsanız.

    İklim politikası konusunda atılacak adımlar ise açık sanırım. İklim Kanunu’nu, ama hiç değilse ETS düzenlemesini bir an önce kanunlaştırın. AB ile uyumlu bir karbon fiyatlaması ve vergilemesi sistemi tasarlayın. Uygulama hemen başlasın. Ocak 2026’ya bir şey kalmadı şunun şurasında.

     

     

    Bu köşe yazısı 13.05.2024 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır