Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Kurun düzeyi ne olmalı?

    Fatih Özatay, Dr.12 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1247

     

    Çoğu iktisatçı şu saptamada anlaşıyor: Kuramın en başarısız olduğu alanların başında döviz kurunun nasıl belirlendiğinin açıklanması geliyor. Mesela, kurun denge düzeyinin ne olması gerektiği sorusunun yanıtlanması o kadar kolay değil. Çeşitli yaklaşımlar var, ama genellikle yetersiz kalıyorlar.

    Şüphesiz bu başarısızlık, cari işlemler açığına ilişkin tartışmalarda döviz kuru üzerinde durulmasının yararsız olacağı anlamına gelmiyor. Aksine kur, hem ihracat hem de ithalat açısından önemli bir değişken.

    'Parmak hesabı' yoluyla da olsa döviz kuru için bir denge değeri hesaplamaya kalkıştığımızı düşünelim. Çeşitli piyasalarımızda dengesizliğe yol açan bir dolu unsur olduğunu biliyoruz. Mesela işgücü piyasasında katılık yaratan çok sayıda düzenleme var. Hem işgücü talebini, hem de maliyetlerini olumsuz yönde etkiliyorlar.

    Bu katılıklar varken hesaplayacağımız denge kuru ile, bu katılıkların büyük ölçüde ortadan kalktığı bir durum için hesaplayacağımız kur herhalde aynı olmayacaktır. Aynı değer bir tarafa, aralarında önemli bir fark bile bulunabilir. Kaldı ki bu tür katılıkların olduğu bir ekonomide 'denge kuru'ndan bahsetmek ne derece doğru olacaktır?
    Özellikle Türkiye'nin rekabet gücünü olumsuz yönde etkileyen bir dizi düzenlemenin ortadan kaldırıldığını düşünelim. Şu anda rekabet gücümüz açısından olumsuz bulduğumuz bir kur düzeyinin, bu yeni durum altında hiç de öyle olmadığı ortaya çıkabilecektir.

    Yüksek kurun makine ve teçhizat yatırımlarını, enflasyonu ve döviz cinsinden borcu alacaklarına göre daha fazla olan kesimleri olumsuz yönde etkileyebileceği gerçeğini de dikkate almak gerekir bu tartışmada. Bir de kurun suni olarak yüksek tutulmasının, 'evdeki pisliklerin halının altına süpürülmesi' sonucuna yol açabileceğini de unutmamalı. Krizden bu yana gerçekleşen vermlilik artışının arkasındaki temel nedenlerin başında kurdan gelen dezavantajı telafi etmek çabasının olduğu da hatırlanmalı.
    Ekonomideki katılıkları gidermeyi amaçlayan mikro reformları gerçekleştirmek şüphesiz oldukça zor bir iş. Kapsamlı bir program gerektiriyor, uygulamanın özellikle ilk aşamalarında bütçe açısından bazı maliyetler söz konusu, sonuç alınması için zamana ihtiyaç var ve siyasi açıdan 'yapılabilirlik' sorunlarının aşılması lazım.

    Ama bu tür bir reform paketini devreye sokabilirsek, başlangıçta yaratılacak olumlu havaya bağlı olarak, ileri aşamalarda da alınacak somut sonuçlara dayanarak para otoritesinin faiz kararlarında çok daha rahatlayacağını düşünebiliriz. Keza, bu koşullar altında döviz kurunu daha çok gözeten bir çerçeveye oturtulması da mümkün olabilecektir para politikasının.

    Bu reformları gerçekleştirmedikçe, 'halının altına süpürtme' baskıları hep gündemde olacaktır. Tekrarlamakta yarar var: Bu belirtilenler, şu andaki kurun düzeyinin ihracatçıları zorlamadığı anlamına gelmemektedir. Ama mesele, başka hiçbir bozukluğa el atmadan onları zorlamayacağı düşünülen bir kurun hüküm sürdüğü ortama kalıcı biçimde geçilip geçilemeyeceğidir. Daha yüksek bir kur, mevcut yapı değişmedikçe, ileride daha da yüksek bir kura ihtiyaç doğurma riskini taşımaktadır.

     

    Bu  köşe yazısı 12.04.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır