Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Daha adil sağlık hizmeti sunmak

    Hasan Ersel, Dr.05 Ekim 2007 - Okunma Sayısı: 1198

     

    Hükümet programında Türkiye'de (2003 yılı öncesinde) sağlık sisteminin, hakkaniyetten uzak olduğu ve yapılan çalışmalar sonucunda "daha kaliteli, daha adil ve daha kolay ulaşılabilir sağlık hizmeti sunma yolunda hayal edilemeyen başarılar" sağlandığı ifade ediliyor. Bu ifadenin "durum saptayan" ilk kısmına katılmamak olanaksız. 2003-2007 döneminde yapılanları değerlendiren ikinci kısmı için ise farklı yorumlar yapılabilir. Bana, bizlerin hayal etme yeteneği küçümsenmiş gibi geldi.

    Asıl üzerinde durmak istediğim sorun bu değil. Sağlık hizmetinin sunulmasına ilişkin olarak konulan üç ölçüt (kalite, adalet [ya da hakkaniyet] ve kolay ulaşılabilirlik) üzerinde durmak istiyorum. Her şeyden önce bu kelimelerin çağrıştırdığı ölçütlerin hedeflenmiş olmasını olumlu karşıladığımı belirteyim. Özellikle de "adalet" ölçütünü... Tabii bir de kullanılmayan ölçütler sorunu var. Örneğin sağlık hizmetlerinin sunumunda en düşük maliyet. Sözü edilen üç ölçütü sağlayan çözümler arasında maliyeti en düşük olanın seçilmesinin doğal ve yeterli olduğu kabul edilmiş diye varsayıyorum.

    Akla gelebilecek bir başka soru bu üç ölçütün nasıl tanımlandığı. Sağlık hizmetlerinin sunumunda kalite sorunu sadece Türkiye'nin değil herkesin derdi. Dolayısıyla bu ölçüte ilişkin evrensel kabul görmüş göstergeler bulunabilir, hem ulaşılan sonucun başarısı hem de hizmetten yararlananların memnuniyet derecesi ölçülebilir. "Kolay ulaşılabilirlik" de benzer bir biçimde ele alınabilir. Bu iki boyutta ölçüm yapmak, kolay olmasa da teknik bir sorun olarak düşünülebilir. "Adalet" ölçütü ise çok daha sorunlu. Çünkü tek bir adalet ölçütü yok. "Herkese eşit sağlık hizmeti vermek" bir ölçüt olabileceği gibi "kişiye gereksinimine göre sağlık hizmeti vermek" de pekâlâ düşünülebilir. Kolayca görülebileceği üzere bu adalet anlayışlarının hangisinin benimsendiğine bağlı olarak da sunulan sağlık hizmetlerinin niteliği, bileşimi, kimlere nasıl sunulduğu ve bunlara bağlı olarak da maliyeti değişecektir.

    Söz konusu üç boyutta da aynı anda ilerleme sağlamak ancak olağan dışı koşullarda olanaklıdır. Sağlık sorunlarıyla uğraşanların asıl derdi ise söz konusu boyutlar arasında bir tercih yapılmak zorunda kalındığında ortaya çıkmaktadır. Sağlık hizmetlerinin sunulduğu kampanyaları düşünelim. Dünyadaki deneyimler, bu tür kampanyalara başvuranların çoğunlukla daha iyi eğitilmiş, sağlık konusunda duyarlı insanlar olduğunu göstermektedir. Böyle bir kampanya hedeflediği sayıda insana ulaştığında, yani etkinlik ölçütü sağlandığında, buna en çok gereksinimi olanlara ulaşamamış olabilir. Bu durumda da sonuç "gereksinime göre" ilkesine dayanan adalet anlayışına göre adil değildir. Bu durumda "etkinlik" ve "adalet" ölçütleri çelişebilmektedir. Her zaman bu böyle midir? Hayır. Aynı durumu, çokça başvurulan, "hak etmeye" dayalı adalet görüşü çerçevesinde değerlendirelim. Ölçütümüz de "ilgilenen hak eder" olsun. Bu durumda adalet ve etkinlik ölçütleri çelişmeyecektir.

    Bu durumda, hükümetin sağlık programının, tanımlanan ölçütler içinde tutarlı olup olmadığını, yani bu üç ölçütü sağlayan bir çözüm sunup sunmadığını belirleyebilmek için benimsenen "adalet" görüşünün açık bir biçimde ortaya konulması gerekiyor. Oysa, hükümet programında adaletten söz ediliyor ama adaletin nasıl tanımlandığına hiç değinilmiyor. Bu da programın, kendi ölçütleriyle bile, yapılabilir olup olmadığını irdelemeyi olanaksız kılıyor.

     

    Bu köşe yazısı 05.10.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır