Arşiv

  • Nisan 2024 (7)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)
  • Mayıs 2023 (9)

    Büyüme ve yapısal değişim sorunu

    Hasan Ersel, Dr.14 Aralık 2007 - Okunma Sayısı: 1180

     

    2007'nin 3. çeyreğinde yayımlanan büyüme rakamları olumsuz bir sürpriz olarak karşılandı. Benim için de öyle oldu. GSYH'nin artışında bir yavaşlama bekliyordum ama bunun yüzde 1,5'e kadar inebileceğini düşünememiştim. Bu sonucun ilerisi için ne anlama geldiğinde iki farklı görüş olduğu anlaşılıyor. İlk görüş, Türkiye'de 2006'dan sonra büyüme dinamiğinin farklılaştığını ileri sürüyor. Sayın Seyfettin Gürsel başta olmak üzere, bazı iktisatçılar tarafından savunulan görüşe göre artık Türkiye'de büyüme sağlamak o kadar olmayacak. Çünkü ekonominin yapısı bu noktadan enflasyonu denetim altında tutup hızlı bir büyümeyi sağlamada yetersiz. Dolayısıyla iktisat politikası köklü bir biçimde değiştirilmezse bu eğilim sürebilir. Devlet Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'in de katıldığı anlaşılan ikinci görüş ise büyümedeki bu olumsuz gelişmenin söz konusu dönemdeki arz yönlü şoklardan kaynaklandığı biçiminde. Bu görüş olayın geçici olabileceğine daha çok ağırlık veriyor. Bu görüşlerin ortak bir tarafı da var. O da ortaya çıkan bu sonucu ciddiye almaları. Sanayi üretimi ve sanayi geliri Bu arada TÜİK ekim ayı için sanayi üretim endeksini açıkladı. Burada da yüzde 7,9 artış var. Bu rakam ise Ocak 2007'den bu yana en yüksek üretim artışını ifade ediyor. Ayrıca 2005 ve 2006 yıllarında ekim ayındaki artışın da üstünde. Acaba bu rakam bize 2007'nin son çeyreğinde büyümenin daha iyi olabileceği hakkında bir ümit verebilir mi? Tabii tarımdan gelecek olan etkiyi soyutlamak kaydıyla. Bu soruya olumlu ya da olumsuz bir yanıt vermekle yukarıda üzerinde durduğum görüş farklılığı giderilmiş olmaz. Ancak sanayi üretiminde bir hızlanma olması, tartışmaya daha derinlemesine devam etmek için bir kısmi ön bilgi olarak düşünülebilir. Kısmi diyorum; çünkü sanayi sonuçta GSYH'nin sadece yüzde 30'unu yaratan bir kesim. Diğer kesimlerde neler olduğunu da görmek gerek. Öte yandan sanayi üretim endeksinin gösterdiği ile milli gelir hesabına giren sanayi geliri aynı şeyler değil. İlki üretim miktarını gösteriyor; ikincisi ise sanayinin yarattığı katma değeri. Katma değer ise üretilen mal ve hizmetlerin değerinden girdi maliyetleri düşülerek bulunuyor. Dolayısıyla sanayi üretimi artarken sanayide girdi maliyetleri daha fazla yükselmişse katma değer o ölçüde artmayabilir, hatta azalabilir bile. Kaba bir hesap yaptım. 2007'nin 3. çeyrek ortalaması olarak üretim endeksindeki yıllık artış oranı yüzde 4. oysa sanayi gelirindeki artış hızı yüzde 3,7. Yani üretim artış hızının altında! Oysa 2006'da durum böyle değil. Sanayi üretimi yüzde 5,7 artarken sanayi gelirindeki artış yüzde 6,4 olmuş. Milli gelir istatistiklerinden sanayi için örtük (zımni) fiyat deflatörü türetmek olanaklı. Bu, cari fiyatla sanayi gelirinin, sabit fiyatla sanayi gelirine bölünmesi demek. Bu bize sanayide katma değerdeki artışta fiyatların rolü hakkında bir fikir verir. 2006'nın 3. çeyreği için bu rakam yüzde 16,3 olmuş. 2007'de ise sadece yüzde 1,7. Oysa üretici fiyat endeksinin (ÜFE) 3 aylık ortalamalar itibariyle artış hızı 2006 için yüzde 12,6 ve 2007 için ise yüzde 3,6. Aradaki ilişki ters yöne dönmüş. Özetle 2006'da sanayi zımni deflatörü üretici fiyatlarından daha hızlı arttığı için katma değeri artırıcı yönde etki yaratmış; 2007'de tersi olmuş. Katma değer içinde ücretin payının değişmediğini varsayarsak bu, sanayide kârlılığın bir yıl öncesine oranla düşmesi demek. Sanayide bir şeyler değişmiş olmalı. Olup biteni iyi anlamamız ve iktisat politikasını buna göre tasarlamamız gerek.


    Bu köşe yazısı 14.12.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır