logo tobb logo tobbetu

Yeşil Anayasalcılık iklim değişikliğine çare olur mu? TEPAV’da düzenlenen “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı toplantıda dünyada ve Türkiye’deki anayasa çalışmalarındaki değişiklikler ele alınarak anayasal düzenlemelerin iklim değişikliği kaynaklı sorunlara etkisi tartışıldı.
Haber resmi
16/11/2023 - Okunma sayısı: 1720

 

 

14 Kasım Salı günü TEPAV’da düzenlenen “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı toplantı siyasi parti temsilcileri, avukatlar ve ilgili kurumların uzmanları ile akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü TEPAV Hukuk Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Levent Gönenç’in üstlendiği ve açılış konuşmasının TEPAV Kurucu Direktörü Prof. Dr. Güven Sak tarafından yapıldığı toplantıya Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü Dr. Öğretim Üyesi Serkan Köybaşı konuşmacı olarak katıldı.

Toplantıda küresel ölçekte anayasa çalışmalarındaki değişiklikler mercek altına alınırken dünyada iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunlara yeşil anayasalcılık yolıyla çözüm üretilmesi konusu da tartışıldı.

“Türkiye’deki anayasa tartışmaları hala eski lisanla yapılıyor”

TEPAV’ın 2007 yılından bu yana anayasa çalışmaları içinde yer aldığını hatırlatan TEPAV Kurucu Direktörü Güven Sak, “Türkiye’deki anayasa tartışmaları hala 1950’lerin öncesinden kalma eski lisanla yapılıyor. Bu sebeple, Tepav olarak çalışmalar yapıyoruz, yeni kavramları gündeme getiriyoruz. Yeşil Dönüşüm ile de ilgilendiğimiz için buradan başlamaya karar verdik” dedi.

“Çalışmalarımızda yeşil anayasalcılık ve kapsayıcı kalkınmaya öncelik veriyoruz”

Türkiye’de anayasa tartışmasının hala bitmediğine dikkat çeken TEPAV Hukuk Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Levent Gönenç, “Güncel anayasal tartışmalar sürerken biz daha verimli neler yapabiliriz, anayasal anlamda biz nasıl daha ileri gidebiliriz diye sorduk. Son zamanlarda yapılan birtakım öneri ve taslaklara bakıldığında aslında hep belli bir kavram seti kullanılıyor. Bu kavramları inkar etmiyoruz tabii ki ama dünya değişiyor ve yenileri ekleniyor. Yeni birtakım değişimlerle birlikte yeni kavram setleri de eklenmeli. 21.yüzyıl sorunlarını 19. yüzyıl kavramları ile anlayamaz ve anlatamayız. Yeni kavram setleri insan, çoğulculuk, yeşil anayasalcılık ve kapsayıcı kalkınma olmak üzere 4 ana sütündan oluşuyor. Tepav olarak, özellikle yeşil anayasalcılık ve kapsayıcı kalkınmayı öne çıkarmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

“İklim değişikliği hukuk yoluyla durdurulabilir”

Konuşmasına “İklim değişikliğinin hukuk yoluyla durdurulabileceğini iddia ediyorum” diyerek başlayan Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Serkan Köybaşı sözlerini şöyle sürdürdü: “Anayasalcılık, iktidarın sınırlandırılmasıdır. Kökeni de burjuvazinin ortaya çıkmasına kadar gider. Yeşil anayasalcılığı bugün, burjuvazi iktidarının sınırlanması için kullanıyoruz. Bugün anayasalcılık, insan haklarının yargı eliyle yasama ve yürütme organına karşı korunmasıdır. Yeşil anayasalcılık ise iklim değişikliğine neden olan faaliyetlerin, yüksek mahkemeler tarafından ekolojik sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde sınırlanmasıdır. Yani, karbon salımının önüne geçilmesi ya da azalması için, yüksek mahkemelerin bunu ulusal veya anayasal olarak sınırlamasıdır. Bugün yüksek mahkemeler devreye girmezse 3,7 derece yükselmeye doğru gidiyoruz. Bu, ekolojik sürdürülebilirlik çerçevesinde yapılmalı.”

“Kapitalizm fosil yakıt tüketimini arttırdı”

İklim değişikliğinin hukuksal nedenlerine de değinen Köybaşı, “Burjuvazinin baskın sınıf haline gelmesi ve burjuvazi ve onun ürettiği ekonomik sistem iklim değişikliğnin nedenleri arasında. Hukuk sistemimizin temelinde de bugün mülkiyet hakkı var. John Lock, özgürce doğaya gidip emeğinizi katarsanız o sizindir fikirini ortaya çıkardı ve burjuvazi bunu çok beğendi. İngiltere’de kömür fosil yakıt kaynağıydı. Buhar makinelerinin ortaya çıkması ve endüstri devrimi, doğayı ticarete dönüştürmeye başladı ve üretim arttı. Yani, kapitalizm fosil yakıt tüketimini arttırdı” diye konuştu.

“Mevcut anayasal sistemde ana sorun kapitalizm”

Köybaşı, mevcut anayasal sistemde ana sorunun kapitalizm olduğunun altını çizerek “Bu aynı zamanda iklim değişikliğinin de ana sorunu. Kapitalizmin sorunu yaratan kısmı da büyüme mantığı. Kapitalist sistem içerisinde yüzde 2 veya yüzde 3 her şirketin büyümesi gerekiyor. Büyüme oldukça refah artar, bundan da herkes yararlanır. Ama bu olurken aynı zamanda eşitsizlik ve fakirlik de artıyor. Doğa ve hayvanlar ise zaten, hammadde olarak görülüyor” dedi.

“Türkiye iç ve dış göçü yaşamaya başlayacak”

1970’lerde neoliberslizm ile bir aşama daha atlandığını aktaran Köybaşı, “Kapitalizmin tamamen sınırsızlaşması ve devletin, kapitalizmin alehine değil, lehine devreye girmesinin önü açıldı. Bu da, daha fazla fosil yakıtlara dayanan üretim sistemini artırdı. Bunlar, 6 büyük yok oluş tehlikesini oluşturuyor. Iklim değişikliği, dinazorlar gibi dünyaya son derece adapte olmuş canlıları bile yok etti. Bu bize, yani insanlığa da olacak gibi görünüyor. Suriye’deki iç savaş kuraklık sebebiyle başladı. Somali’de binlerce insan susuzluktan hayatını kaybetti. İklim göçleri başladı. Türkiye olarak biz de en hassas bölgelerden birinde yer alıyoruz. İç ve dış göçü hayli yaşamaya başlayacağız. Bu durum da şiddet ve insan hakları ihlallerini artıracak. Iklim değişikliği nedeniyle toplumsal yapı bir defa çökünce bunların hepsinin gerçekleşmesi kaçınılmaz olacak” ifadelerini kullandı.

Hak kavramı insanı aşan bir yerden düşünülmeli”

Yeşil anayasal düzende sürdürülebilirliğin temel kavram olması gerektiğine vurgu yapan Köybaşı, “Hak kavramı yeniden düşünülmeli. Post-humanist bir düşünce anlayışı olmalı. Doğa ve hayvanların da haklarının olabileceğini düşünmemiz lazım. Artık, hak kavramının insanı aşan bir yerden düşünülmesi lazım. Doğayla uyumlu bir ekonomik düzene geçilmeli. Ekonomi, hukuk ile düzenlenmeli. Doğa ile uyumlu düzen de anti-kapitalist bir bakış açısından olmalı. Çünkü, büyüme olduğu sürece iklim değişikliğinin önüne geçemezsiniz. “Degrowth” yani “nabüyüme” de bugün sıklıkla tartışılıyor. Bu da gereksiz üretimin azaltılmasına yönelik bir bakış açısı. Bir diğer kavram olarak iklim adaleti karşımıza çıkar. Iklim değişikliği gelişmiş kuzey ülkelerinden büyük ölçüde kaynaklanırken az gelişmiş ülkeler bunun sonuçlarına çok daha fazla katlanmak zorunda kalıyor. İyi yaşam ilkesi de Latin Amerika’da çıkan bir kavram. Mutluluğun ve gerçek refahın büyümesini arzuluyor. Anayasa ve anayasal hukuk, insanın iyi yaşamını önceleyecek şekilde şekillenmeli” dedi.

“Ulusal yüksek mahkemeler politika değişikliğinde etkili olabiliyor”

Ulusal yüksek mahkemelerin kararlarının anayasa seviyesinde ve bağlayıcılığı olduğunu aktaran Köybaşı, “Bu sebeple, bu mahkemelerin kararları yeşil anayasalcılık için çok önemli. Ekvador-Los Cedros kararı ile devlet, Los Cedros ormanında bazı madencilik şirketlerine maden arama hakkı verdi. Anayasa mahkemesi ise Los Cedros ormanının, doğanın bir parçası olması nedeniyle korunma ve yaşama hakkından mahrum edilemeyeceğini söyleyerek ormana dokunulmaması yönünde karar verdi. Hollanda-Urgenda kararı da bir diğer örnek. Urgenda insan haklarını korumak için kurulan bir vakıf. Devlet bir karbon salımı hedefi koydu ama durum Hollanda halkının hayatını tehlikeye atacağı için ulusal yüksek mahkeme kararın değişmesine hükmetti ve böylece politika değişikliği gerçekleşmiş oldu” açıklamalarında bulundu.

 

 


Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü Dr. Öğretim Üyesi Serkan Köybaşı'nın sunum özetine buradan ulaşabilirsiiz.

Medyada

10haber.net

Etiketler:

Yazdır

« Tüm Haberler