logo tobb logo tobbetu

TEPAV Köşe Yazıları

Esen Çağlar - [Yazarın tüm yazıları]

AKP’nin 2023 planı, Türkiye’yi her sene yüzde 8,48 büyütür mü? 19/04/2011 - Okunma sayısı: 7920

 

Adalet ve Kalkınma Partisi geçtiğimiz Cumartesi günü seçim beyannamesini açıkladı. İktidar partisi, üçüncü genel seçimine giderken, milli geliri 2015'de 1 trilyon dolara, 2023'de de 2 trilyon dolara çıkartmayı hedefliyor. Basit bir hesapla, bunun için her sene 2023'e kadar yüzde 8,48'lik bir büyüme gerektiği ortaya çıkıyor. Yani büyüme hızımızı, son 30 yıldaki yüzde 4'lük ortalamanın tam iki katına çıkaracağımızı öngörüyor beyanname. Bu tam da benim Türkiye gündeminde görmeyi arzuladığım bir iddiaydı.

Bu iddiayı yerine getirmek, yani büyüme hızını iki katına çıkarmak için gerekenler açıklanan beyannamede var mı merak ettim ve o gözle inceledim. Eskilerden çok daha yenilikçi bir yaklaşım, iki kat daha etkin bir kurumsal altyapı, iki kat daha iyi politika çerçevesi içermeyen bir beyanname sonuçta altı pek doldurulmayan iddia anlamına gelebilir.

Beyannameyle ilgili gördüğüm en olumlu nokta Türkiye'de 2023 perspektifli bir tartışmayı popüler gündemde ilk defa tetiklemiş olması. Sadece bu açıdan bile baksak, belgenin olumlu bir amaca hizmet ettiğini söylemek mümkün. Uzunca bir süredir (2006'dan beri!), Türkiye ekonomisinin temel probleminin uzun vadeli bir büyüme hikayesi eksikliği olduğunu söylüyorduk. Cumhuriyetin 100. yılına gelmeden son on 12 yıla girerken, partilerin açıklayacağı beyannamelere bu gözle baksak iyi olur.

AKP'nin seçim beyannamesine yönelik, 10 temel eksende görüş ve değerlendirmelerimi aşağıda bulabilirsiniz.

1.       Reform perspektifi. Beyanname, 2023'de dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına Türkiye'nin girmesini hedefliyor. Bunun için gerekli olan verimlilik artışlarının nasıl sağlanacağı, insani gelişmişlik düzeyinin nasıl yükseltileceği, kurumsal altyapının nasıl iyileştirileceği, hangi ikinci nesil reformların yapılacağı konularına belgede pek rastlanmıyor. Örneğin, kapsamlı bir vergi reformuna ihtiyaç olduğu tespiti yapılmıyor; devletin toplam gelirleri içinde dolaylı vergilerin payının azaltılmasına yönelik herhangi bir perspektif görünmüyor. Üçüncü dünya ülkelerinin sahip olduğu bir vergi sistemiyle, dünyanın on büyük ekonomisi arasına girebilirsek gerçekten büyük başarı olacak. Ayrıca, Avrupa Birliği müzakere sürecinin ve bu kapsamdaki reformların tek bir cümleyle (dış politika bölümünde!) geçiştirilmiş olmasını da kaygı verici olarak yorumluyorum.

2.       Büyüme hızı ve kaynak. 156 sayfalık belgede, 2 trilyonluk bir ekonomiye ulaşacağımız hedefi verilse de, siyasetçilerin konuşmayı çok sevdiği büyüme oranlarının ne olacağına dair herhangi bir şeyin zikredilmiyor olmasını ilginç buldum. Bunun da ötesinde, büyümenin kaynaklarının ne olacağı, şirketler kesiminde teknolojik sıçramanın nasıl yapılacağı, işgücü verimliliğinin nasıl yükseleceği meseleleri de yer almıyor. Türkiye'nin büyümesiyle ilgili temel yapısal sorunu olan tasarruf açığının nasıl karşılanacağı da okuyucuların merakına bırakılıyor.

3.    Yüksek gelirli bir ekonomi altyapısı. Belge kişi başı geliri, 2015'de 14 bin dolara, 2023'de de 25 bin dolara yükseltmeyi hedefliyor. Bu aslında, orta gelirli bir ekonomiden, yüksek gelirli bir ekonomiye geçişin öngörüldüğü anlamına geliyor. Bu açıdan heyecan verici. Yani şu anda içinde bulunduğumuz orta gelir tuzağından, bir yandan Avrupa Birliği'nin verimlilik düzeyine erişememek, diğer yandan da Doğu Asya'daki üreticilerin maliyetleriyle baş edememek sorunsalından "bir şekilde" kurtulacağımızı öngörüyor. Ama nasıl sorusunun cevabı pek görülmüyor. Ar-Ge'ye yapılan vurgu, kentlerin yaşam kalitesine yapılan vurgular bu açıdan olumlu olarak değerlendirebilir. Ama aşağıda ele alacağım bu alt başlıklardaki eksiklikler pek ümit vermiyor.

4.       Sanayi stratejisi ve yüksek teknolojiye geçiş. Belgede sanayi stratejisinin hayata geçeceği, Türkiye'nin orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya'nın üretim üssü olacağı vurgulanıyor. Bu hedefin iktidar partisi tarafından benimsenmesi çok olumlu.  Öte yandan, Ar-Ge harcamalarının milli gelir içindeki payının yüzde 3'e ulaşması gibi oldukça iddialı bir hedef de yer alıyor ama Ar-Ge alanında herhangi bir kurumsal yenilik öngörülmüyor. Bu da, AKP'nin TÜBİTAK'ın performansından memnun olduğuna işaret ediyor ki bence bu noktada ciddi soru işaretleri var.  Ar-Ge alanında Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki ülkelerle işbirlikleri yapmak gibi bir hedeften de ne kastedildiği pek anlaşılmıyor. Orta ve yüksek teknolojili ürünlerdeki üretim kapasitemiz için de genel geçer "stratejiler hazırlanacak-uygulanacak" gibi ifadeler yer alıyor, herhangi bir iddia ve plan görülmüyor. Bu haliyle programın uygulanması ise düşük teknolojili sektörlerin ağırlığını arttırır gibi duruyor. Zira beyannamenin büyük bir kısmında kamu eliyle yapılacak inşaatlara vurgu yapılıyor, bu da sanırım ancak demir-çelik ve çimento sektörlerimizi doğrudan pozitif etkiler. Türkiye'de sanayi stratejisi denince ilk akla gelen şey olan "teşvik sistemi" hakkında belgede herhangi bir taahhüdün bulunmamasını da düşündürücü buldum.

5.       Savunma sanayi ve kamu alımları. Hem Sayın Başbakan'ın tanıtım sunumunda hem de beyannamenin genelinde, savunma sanayine yapılan vurguyu yüksek teknolojinin gelişimi adına isabetli olarak değerlendiriyorum. Ancak, Türkiye'de savunma sanayinin gelişiminde en kritik işlevi üstlenen Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM)'nın tecrübesinden gerekli dersleri çıkarma noktasında belgenin yetersiz kaldığını görüyorum. SSM'nin, yerli üretimi geliştirmek ve teknolojik sıçramayı yapmak adına gösterdiği gayretin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, DTM, Ulaştırma Bakanlığı, Belediyeler gibi kurumlara taşınması gerekiyor. Örneğin, beyannamede ulaştırma adına yapılacak çok sayıda atılımdan bahsedilirken, önümüzdeki dönemde kamu tarafından satın alınacak söz konusu vagonların, otobüslerin ve diğer ekipmanın üretimi için yerel kapasitenin harekete geçirilmesine yönelik bir vizyonu görmek isterdim ama göremedim. Bölgesel uçuşlar yapacak ticari uçakları üreten bir tesis açılacağının taahhüt edilmesi ise heyecan verici, elbette yerel teknolojik kapasiteye katkı sağlaması ve cari açığımızı azaltması durumunda.

6.       Bölgesel kalkınma. AKP iktidarı döneminde, Türkiye'de son yıllarda ekonomik gelişim adına atılmış en yenilikçi ve heyecan verici adım Bölgesel Kalkınma Ajanslarının (BKA) kurulmasıydı. Kalkınmayı, yerelden planlamak ve gerçekleştirmek adına büyük potansiyel vaat eden ajansların önemi bence AKP tarafından yeterince idrak edilmemiş. Seçim beyannamesinde, bu ajanslardan yapılan işler arasında sadece 1 cümleyle bahsediliyor; 2023 vaatleri arasında ise herhangi bir rol biçilmiyor. Bu da açıkçası, BKA'ların kurulması gibi son derece olumlu bir gelişmenin tesadüfen mi gerçekleştiği sorusunu akıllara getiriyor.

7.      İstihdam politikaları ve kadınların işgücüne katılımı. İstihdam politikaları alanında, seçim beyannamesinde aktif işgücü politikalarına yapılan vurgu oldukça olumlu. Benim belgenin tamamında en heyecan verici bulduğum tedbir ise "çocuklarını kreşe gönderen kadınlara çocuk bakım ve eğitim teşviği verilmesi." Bu yıllardır konunun uzmanlarının talep ettiği ve kadın istihdamını arttırma potansiyeli taşıyan bir öneriydi, hayat bulması çok sevindirici. Öte yandan kadınların işgücüne katılımı oranını bugünkü yüzde 27 düzeyinden 2023 yılında yüzde 35'e çıkarmanın hedeflendiği görülüyor. Bu kadar iddialı hedeflerin yer aldığı bir programda ben bu hedefi çok mütevazı buldum. Bir yandan dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefleyen bir ülkenin, daha yüksek bir kadın istihdamı hedeflemesi gerekirdi. Bugün dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alan ülkelerde kadınların işgücüne katılım oranları yüzde 55-65 düzeylerinde. Kadınlar alanındaki yetersizlik, ilk 10 ekonomiye girme noktasında bir çelişki yaratıyor.

8.      İstanbul, Ankara ve İzmir'e yönelik vaatler. Seçim beyannamesinin medyada en fazla tartışılan kısmı İstanbul'a ilişkin planlar oldu. Bunun yanında diğer iki büyük kent, Ankara ve İzmir için de beyannamede bir perspektif yer alıyor. AKP, ekonominin büyümesinin aslında şehirlerin büyümesi olduğunu, kadrolarının belediyecilik tecrübelerinin de etkisiyle oldukça iyi biliyor. Şehirleri büyütmeye yönelik olarak yapılacaklara ve kentsel dönüşüm planlarına yapılan vurgu olumlu olmakla birlikte, insanın aklına bazı sorular da takılıyor. 27 Nisan'da İstanbul'a yönelik açıklanacak "çılgın" projeler, acaba Türkiye'nin ekonomik büyümesine ve daha önemlisi yüksek teknolojili, yüksek gelirli bir ülke haline gelmesine nasıl katkı yapacak? Büyümenin tek merkezi önümüzdeki dönemde de İstanbul mu olacak, yoksa başka merkezler görebilecek miyiz? Merkezle yerel yönetimler arasındaki ilişki nasıl bir düzleme oturacak? Maalesef beyannamede, kuvvetli bir yerel yönetim reformu iddiası göremiyorsunuz. Böyle olunca da, örneğin İzmir ve Ankara'yla ilgili kısımlar, genel seçimden ziyade, bir yerel seçim beyannamesini andırıyor. Örneğin, İzmir Kalkınma Ajansı'nın Bölge Planında yer alan gelişme eksenlerine hizmet edecek teknolojik atılımların hiç biri AKP'nin beyannamesinde yer almıyor. Ben olsam bu beyannamede İzmir'e belediye faaliyetleri vaat etmek yerine, Silikon Vadisi'nin kalbi olan Stanford Üniversitesi kalitesinde bir üniversite ekosisteminin oluşması için bir çılgın proje tasarlardım. Çünkü başka türlü İzmir'in bir ileri teknoloji merkezi haline gelmesi hayal olarak geliyor bana. 6 yıldır yaşadığım Ankara'ya yönelik vaatler için de çok şey söyleyebilirim ama başka bir yazıya bırakıyorum. Tek söyleyeceğim, umarım AKP'nin 2023 vizyonu ve kentsel dönüşüm planları, Ankara Çukurambar'daki estetik yoksunu, 5+1, 6+1 apartman dairlerinin göğe yükseldiği dönüşüm gibi olmaz.

9.       Gerçekçilik ve eylem planı eksikliği. İddialı hedef koymak iyidir. Ancak hiçbir şart altında tutturulamayacak hedefler koyarsanız bu planın inandırıcılığını ciddi ölçüde zedeler. Örneğin, beyannamenin eğitim kısmında yer alan OECD'nin PISA değerlendirmesinde ilk 10'a girme hedefi bana biraz gerçek dışı göründü. Eğer Milli Eğitim Bakanlığı PISA hazırlık kursları açmayacaksa ve OECD'nin (eğer varsa) şifre algoritmasına erişim sağlanamazsa, belgede yer alan eğitim reformu perspektifiyle dünyanın en iyi 10 ülkesinden biri almak pek kolay değil. Ayrıca, beyannamenin ne giriş bölümü ne de sonuç bölümü var. Müstakil bölümlerden oluşan belge, tüm bu bölümleri sentezleyen, tutarlı bir eylem planıyla desteklense iyi olurdu. Böyle bir eylem planı olmadan, belgenin temenni listesi olmanın ötesine geçmesi kolay değil.

10.   Operasyonel hale gelme sorunu. Türkiye'deki kamu yönetiminin temel sorunlarının başında, parti seçim beyannameleri, hükümet programları ve bakanlıkların stratejik planları arasındaki ilişkinin zayıflığı geliyor. AKP'nin 8 yıllık tek parti iktidarında bu sorunun henüz çözülememiş olması, 2023 vizyonunun operasyonel hale gelmesinin önündeki en önemli engel. Ayrıca, beyannamede kimi alt başlıklarda oldukça detaylı eylemlerin, kimilerinde ise sadece muğlak ifadelerin yer alması belgenin genel tutarlılığını zedeliyor ve yapılacaklara ilişkin soru işaretleri uyandırıyor.

Sonuç  olarak, AKP 2011 seçim beyannamesinin, aynı hükümet tarafından hazırlanan ve Ekim 2010 tarihli yazımda ciddiyetini ve ürkekliğini eleştirdiğim Orta Vadeli Program (OVP)'dan çok daha kapsamlı ve daha iddialı bir çerçeve sunması olumlu.[1] OVP'de sıralanan hedeflerdeki ürkeklik, seçime giren iktidar partisinin programında doğal olarak görülmüyor. Seçimlerden sonra, bu beyannamedeki cesaretin ne ölçüde yeni OVP'ye yansıyacağı, bu beyannamenin ne kadar ciddi ve gerçekçi bir belge olduğunun testi mahiyetinde olacak.

 

 


[1] http://www.tepav.org.tr/tr/kose-yazisi-tepav/s/2055

 

 

* Esen Çağlar, TEPAV Ekonomi Politikaları Analisti, http://www.tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/25/Esen+Caglar

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları