Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Uçuk kaçık bir ekip ihtiyacı

    Fatih Özatay, Dr.28 Haziran 2007 - Okunma Sayısı: 1306

     

    Beş yıllık bir aradan sonra Radikal okuyucularına 9 Nisan 2006'da yeniden merhaba demişim. O günden bu yana üzerinde en çok durduğum konuların başında Türkiye'nin yeni bir programa olan gereksinimi geliyor.

    Yeni programdan kasıt şu: Krizden bu yana uyguladığımız makro istikrarı gözümüzün içi gibi koruyacağız. Yarım bıraktığımız yapısal reformlara (sosyal güvenlik gibi) devam edeceğiz. Ama 'şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım" olduğunu göreceğiz: Rekabet gücümüzü artıracak, işgücü piyasasındaki katılıkları giderecek, yenilikçiliği teşvik edecek, beceri artırıcı kurslardan yola çıkıp mesleki eğitime ağırlık veren bir eğitim hamlesi yapacak, küçüklerin finansa erişimini kolaylaştıracak ve yargı düzenini yatırım ortamını iyileştirecek biçimde yeniden ele alacak bir mikro reform dalgasına ihtiyacımız var. Bunları gerçekleştirebilmenin önkoşulu ise siyasette gerginliklerden uzak durmak ve uzlaşmanın erdemini anlamak.

    Sevindirici olan, bu söylemin giderek yaygınlaşması. Gün geçmiyor ki, bir köşe yazısında, parti programında ya da bir söyleşide mikro reform ihtiyacı dile getirilmesin. Sevincimizin kursağımızda kalmaması için yukarıda saydığım mikro reform başlıklarının içinin doldurulması gerekiyor. Nasıl doldurulacaklarına dair çok sayıda rapor var. Ancak bu raporlar bu reformları gerçekleştirmek için yeterli değil.

    Seçim sonrası işbaşına gelecek yeni hükümet, ekonomiyi tekrar gündemin başköşesine oturtabilirse (ki bunun için siyasi gerginlikleri yatıştırması gerekiyor) ve gerçekten yeni bir reform hamlesine girişmek istiyorsa ne yapmalı?

    Önce kim yapacak bütün bunları? Salt yukarıda sayılan başlıklara bakmak bile, ne kadar farklı konuları kapsadıklarını görmek için yeterli. Tek tek bakanlıklara bırakılsa, büyük bir eşgüdüm sorunu ortaya çıkacak. İşin sahibi kim olacak? Tek bir bakanlığın (ya da müsteşarlığın) geleneksel yapısı içinde yürütmek de zor görünüyor Kurumlararası rekabet ve bu birimlerin zaten yapacakları birçok iş olduğu da dikkate alınınca, zorluğun derecesi daha da açık hale geliyor.

    Akla en yatkın alternatif, doğrudan ekonomiden sorumlu bakana bağlı küçük bir ekip oluşturulması. Bu ekibin deyim yerindeyse 'uçuk kaçık' elemanlardan kurulmasında yarar var. Öyle sadece kendilerinden istenildiği kadarını yapan değil, önden giden, sürekli şüphe eden, yaptıklarıyla yetinmeyen, ekibin başındaki kişiye sürekli 'teknik dert çıkaran' araştırma ruhuna sahip, 'Hadi artık evine git de dinlen' dedirtecek kişilerden kurulmalı. Bu ekibe gereksindikleri tüm bilgilerin en kısa zamanda verilmesi için de diğer bakanlıklarda gerekli düzenlemeler yapılmalı (öyle büyük düzenlemelere gerek yok; bir-iki yazı, telefon ve takip).

    İkinci olarak kaynak sorunu var. Kaynak, faiz dışı fazla azaltılarak bulunabilir. Ama mikro reformların hayata geçirilmesindeki en büyük engel de burada. Faiz dışı fazladaki bu azalmanın 'mali gevşeme' olarak yorumlanmaması gerekiyor piyasalarca. Dolayısıyla onları ikna edici düzey neyse o olmalı yeni faiz dışı fazla düzeyi.

    İkna edici düzeyin, reformu gerçekleştirebilecek bir düzey olması için başarılı bir iletişim kampanyasına ihtiyaç var. Bu kampanyanın temel dayanağı ise bu kaynak ile yapılacak işlerin ve bunların ekonomimize azandıracaklarının anlatılması olmalı. Bu çerçevede bir de 'bugünkü değer' hesabı vermekte yarar var: "Yani bugün vergi gelirlerimizde bir azalma olacak. Ancak ileride çok daha yüksek bir gelir düzeyine ulaşacak ve toplamda çok daha fazla vergi gelirimiz olacak. Bugüne indirgediğimizde bu artışları, şimdiki azalışları fazlasıyla telafi edecek." Bunu anlatabilmek gerekiyor.

     

    Bu köşe yazısı 28.06.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır