Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Büyüme hızımız üzerine önemli bir kısıt

    Fatih Özatay, Dr.18 Kasım 2007 - Okunma Sayısı: 1183

     

    Krizden sonra uygulanmaya başlanılan programla birlikte mali sistemimizde 2002'den bu yana önemli bir derinleşme gerçekleşti. Son yazımda verdiğim bazı rakamları bir kez daha tekrarlayayım: Sektörün bilanço büyüklüğünün GSYİH'ye oranı 10 puan kadar arttı. Krediler ise yine GSYİH'ye oran olarak 16.4 puan yükseldi.Aslında bu tür karşılaştırmalarda bir noktaya dikkat etmek gerekiyor. Bilanço ya da kredi verileri yıl sonundaki stok değerleri ifade ediyor. GSYİH ise tüm yıl boyunca yaratılan hasılanın bir ölçüsü. Bankacılık sektöründe vadeler kısaysa ve ülkedeki enflasyon oranı yüksekse, yıl sonu değerleri yerine yıllık ortalama kredi ve bilanço değerlerini kullanarak GSYİH'ye oranlar hesaplamak daha sağlıklı. Böylelikle düşük enflasyonlu yıllar ile yüksek enflasyonlu yıllar arasında karşılaştırma yaparken daha doğru bir tablo elde etmek mümkün oluyor. Düşük ve yüksek enflasyonlu ülkelerin mali derinlikleri karşılaştırıldığında da aynı gereksinim söz konusu.Bu düzeltme yapıldığında yukarıda verdiğim rakamlar biraz daha yükseliyor. Yani, mali derinleşmenin 2002'den bu yana aslında daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Ama şu gerçek değişmiyor: Tüm bu gelişmelere karşın, mali piyasalarımız gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında hâlâ çok sığ. Mesela, bankacılık sektörümüzün bilanço büyüklüğünün GSYİH'ye oranı AB ortalamasının üçte birinin altında. Yunanistan'ınki bizim iki katımız kadar. Bir Polonya'yı geçiyoruz bu karşılaştırmada.Tablo 1, kredi ve mevduat açısından AB ortalaması ile Türkiye'yi karşılaştırıyor. Rakamlar Merkez Bankası'nın en son Finansal İstikrar Raporu'ndan alınma. Bu göstergeler açısından da benzer bir durum söz konusu.Tabloda dikkat çeken bir diğer nokta ise şu: Mevduat göstergesi açısından AB ortalamasının yarısı düzeyindeyiz. Oysa krediler dikkate alındığında bu oran üçte bire düşüyor. Bunun muhtemel bir açıklaması, onca azalmaya karşın, reel kamu borcunun hâlâ reel sektöre açılan kredi miktarını sınırlayan bir düzeyde olması. Mali disiplin açısından alınacak daha çok mesafe olduğunu gösteriyor bu durum.

     

     

    Bir de farklı bir kaynak kullanarak daha farklı ülkeler ile Türkiye'yi karşılaştıralım. Kaynak şu: 'Finansal Yapı Veri Seti', Dünya Bankası (http://econ.worldbank.org/staff/tbeck). Tabloda 2006 yılı için beş farklı ülkeye ait bankacılık sektörünün bilanço, kredi ve mevduat büyüklüklerinin GSYİH'ye oranları var.

     

     

    Yazının başında sözünü ettiğime benzer (daha teknik) bir düzeltme yapılmış sağlıklı karşılaştırma olanak sağlamak için. Bazı ülkeler 'moralimizi düzeltse' de sonuç değişmiyor: Mali piyasalarımız sığ ve bu sığlık içinde kredi büyüklüğümüz oldukça düşük.Büyüme potansiyelimiz açısından şöyle de tercüme edebiliriz bu olguyu: Şirketler kesimine ve tüketicilere açılabilecek kredi miktarı üzerine bir kısıtlama getiriyor bu sığlık. Bu da büyüme hızımız üzerine aşağı doğru bir baskı anlamına geliyor. Bu baskının ne kadar kırılabileceği ise kısa dönemde yurtdışından sağlanacak fon miktarı ile ilişkili. Uzun dönemde kalıcı çözüm ise mali sistemi derinleştirmekten geçiyor.

     

    Bu köşe yazısı 18.11.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

     

    Etiketler:
    Yazdır