Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Yeni kriz biçimi

    Fatih Özatay, Dr.13 Kasım 2008 - Okunma Sayısı: 1044

     

    Tek başlarına kurun ve faizin sıçramasına kriz demiyoruz. Kriz olması için bu tür ani hareketlerin bilançoları bozuk olan kesimleri derinden vurması gerekiyor. Mesela kamunun borcu çok yüksek, üstelik çok kısa vadeli ve önemli bir kısmı kura ve faize endeksli olabilir. Bankaların döviz cinsinden borçları alacaklarına göre çok fazladır, açtıkları kredilerin önemli bir kısmı geri dönmüyordur. Şirketler kesimi zor durumdadır. İç talep yerlerde sürünüyordur; nakit akımları kötüleşmiştir. Döviz cinsinden borçları yüksek düzeydedir. Bankalardan temin ettikleri kaynaklar kısa vadeli ve yüksek faizlidir.

    Bunların bir kısmının ya da hepsinin birden olduğu ekonomilerde şu ya da bu nedenle kur ve faizde oluşacak ani sıçramalar bu kesimlerin hepsini birden zor duruma düşürecektir. Kısa zamanda üretim azalacak ve işsizlik artacaktır. İşte kurun ve faizin sıçramasının bu kanallarla üretim ve istihdama yansımasına kriz diyoruz. 1994 ve 2001 krizlerinde olduğu gibi. Bu çerçevede baktığımızda Türkiye'de "şimdilik kriz yok".

    Ama kriz yaşamayacağız anlamına gelmiyor 'şimdilik' olmaması. Yukarıda belirtilen tür krize 'eski' kriz biçimi diyelim. Bir de 'yeni kriz' var. 'Yeni' biçimi, bir an için kurun bundan sonra yükselmeyeceğini ve bu düzeyde kalacağını varsayarak daha iyi anlayabiliriz. Bu varsayım elbette geçerli değil, ama 'eski' biçim ile 'yeni'sini ayırt etmek için gerekiyor.

    Küresel mali kriz nedeniyle tüm dünyada mali kurumlar küçülüyor. Bu, mali kaynak ihtiyacı olan ülkelerin bundan sonra çok daha az mali kaynak bulacakları anlamına geliyor. Türkçesi, Türkiye'ye ve benzeri ülkelere akan dış kredi miktarı azalacak. Yarının ne getireceğinin bilinmediği bu belirsizlik ortamında bizim bankalarımızın da şirketlerimize daha az kredi açacakları kesin. Bir de ihracat yaptığımız ülkelerin önemli bir kısmının milli gelirlerinin düşme sürecinde olduğunu düşünün;  onlara daha az mal satabileceğiz.

    Bunların hepsi, kur ve faizler yukarıya doğru tırmanmasa da üretim ve istihdam düzeylerimizin çok önemli olumsuz gelişmelere gebe olduğunu gösteriyor. 2007 zaten 2006'ya kıyasla kötüydü. 2008 ise daha da kötü. Bu olumsuz 'başlangıç koşulunu' da dikkate alın.

    Kısacası, 'bir şeyler' yapmadıkça 2009 çok daha kötü olacak. Bu anlamda, 'yeni tür bir kriz' ile karşı karşıya kalma olasılığımız az değil. Şimdi, kur ve faiz artmayacak varsayımını ortadan kaldıralım. Zira dış kaynak akışının kesileceği bir ortamda bu varsayım geçerli değil. Kur ve faiz artışının işleri daha da zorlaştıracağı açık. Yani bilançosu zayıf olan kesimler üzerinde (özellikle şirketler kesiminde) 'eski' mekanizma da etkili olacak.

    Evet, sevimsiz günler bekliyor bizleri. Sevimsizliği tümden ortadan kaldırmak elimizde değil; zira küresel işbirliğini gerektiriyor. Ama sevimsizliği azaltmak elimizde; bizim 'bir şeyler yapmamıza' bağlı. O 'şeylerin' neler olabileceğini defalarca yazdım; tekrarlamıyorum. Ayrıca TEPAV'ın web sayfasına (http://www.tepav.org.tr) krize karşı yapılabileceklere ilişkin politika notu konuldu pazartesi günü. Oraya da bakılabilir.

    Yeri gelmişken bir de not: Sayın Uğur Gürses pazartesi günkü yazısında benim önerilerimden birini ele almış. Önerimin özü şuydu: "Merkez Bankası bilançosunda normalinde olmaması gereken bir mevduat var; yurtdışında çalışan yurttaşlarımızın döviz cinsinden mevduatları. Doğal olarak bu mevduatı krediye dönüştüremiyor Merkez Bankası. Dış kredi kanalının kurumakta olduğunu dikkate aldığımızda bu mevduatı krediye dönüştürecek bir mekanizma tasarlamak gerekir."

    Böyle bir mekanizmaya örnek olarak bir fon kurulabileceğini belirtmiştim. Şüphesiz başka alternatifler de olabilir. Her alternatifin artı ve eksi yönleri var. Sayın Gürses bu öze sadık kalarak farklı bir mekanizma önermiş. Tartışmaya katıldığı için kendisine teşekkür ederim.

     

    Bu yazı 13.11.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır